Ergenekon İddianamesi’nin 222, 948, 1106, 1918, 1965 ve 2095. sayfalarına bakılırsa, Ergenekoncular, darbeci planlarının meşruiyet kaynağı olarak gördükleri, Atatürk’ün 1 Şubat 1933’te Bursa’da yaşanan Türkçe ezan karşıtı gösteriler dolayısıyla irat ettiği iddia edilen ‘Bursa Nutku’ adlı tartışmalı metni tüm Türkiye’de yaygınlaştırmayı milli bir görev addetmişler. Bugünlerde internet ortamında bu metni yayanlar, okuyucularına soruyorlar: “Yani Atatürk de mi darbeciydi?”
Yaklaşık 60 yıldır (çünkü ‘Bursa Nutku’ 1947’de ortaya çıktı) Atatürk’ün ‘Bursa Nutku’ diye bir konuşması olup olmadığı tartışılıyor. Bu konudaki fikrimi soran Murat Papsu adlı okurumuza verdiğim söz uyarınca, bu haftaki yazımı ‘Bursa Nutku’na ve 77 yıl önce yaşanan “Bursa Olayı”na ayırdım.
İlk Türkçe Ezan okunuyor Ezanın Türkçeleşmesi fikri ilk kez Ziya Gökalp’in “Vatan” şiirinde dile getirilmişti. Şiirde şöyle deniyordu: “Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur/ Köylü anlar manasını, namazdaki duanın/ Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur/ Küçük büyük herkes bilir buyurduğunu Huda’nın/ Ey Türkoğlu işte orasıdır senin vatanın.”
Ziya Gökalp,
Türkçülüğün Esasları adlı kitabında sadece ezanın değil, dua ve münâcâtların (yakarışların) ve hutbelerin (Cuma ve Bayram namazlarında minberde imam tarafından okunan dua ve verilen öğüt) de Türkçe okunmasını istediğini belirtmişti.
Atatürk’ün Gökalp’in bu düşüncelerinden çok etkilendiği, Aralık 1930 tarihli Menemen Olayları’ndan sonra dinde reform çalışmalarına hız verdiği biliniyor. Bu bağlamda yapılan çalışmalar sonunda, 23 Ocak 1932 günü Riyaset-i Cumhur İncesaz Heyeti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar (Okur), İstanbul Karaköy’deki Yeraltı Camii’nde Cuma namazından sonra, Yasin Suresi’ni önce Arapça, sonra Türkçe okumuş, ilk Türkçe ezan ise 3 Şubat 1932’de Kadir Gecesi’nde Ayasofya Camii’nde okunmuştu. (Gayrı resmî kaynaklara göre ilk Türkçe ezan, 20 Aralık 1931 tarihinde Babaeski’de okunmuştu.)
O gece radyodan yapılan canlı yayın bütün ülkede büyük yankı yapmıştı. Türkçe ezanda şunlar söyleniyordu: “Tanrı uludur/ Şüphesiz bilirim tanrıdan başka yoktur tapacak/ Şüphesiz bilirim, bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed/ Haydin namaza/ Haydin Felaha/ Tanrı uludur, Tanrıdan başka yoktur tapacak.” Sabah namazında ise “Haydin felaha” çağrısının ardından “Namaz uykudan hayırlıdır” ifadesi ekleniyordu.
Salâvat-ı Şerife metni “Ey Tanrının elçisi Muhammed, salâvat sana, selam sana”; tekbir metni “Tanrı uludur, tanrı uludur, tanrıdan başka tanrı yoktur. Tanrı uludur tanrı uludur, hamd ona mahsustur”; hutbe metni ise “Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer aklî mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenabı Hak’tır” şeklindeydi. Bu metinlere uymayanlara, Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesi gereğince bir aya kadar hafif hapis ve elli liraya kadar hafif para cezası öngörülmüştü.
‘Bursa Olayı’ patlak veriyor O günlerin
Cumhuriyet, Hakimiyet-i Milliye ve
Milliyet gazetelerine bakılırsa, ibadet dilinin Türkçe olması emrine ülke genelinde uyulmuştu. Ama bir yıl sonra, Bursa’da yaşanan bir olay, Ankara’dakilerin kaşlarının havaya kalkmasına neden oldu.
1 Şubat 1933 günü Ulu Cami’nin imamı nedense göreve gelmemiş, onun yerine cemaatten Topal Halil ezanı, Tatar İbrahim ise kameti (erkekler tarafından farz namazlarından önce okunan ezana benzer metin) Arapça okumuş, sivil polis Hamdi Efendi de durumu büyüklerine rapor edivermişti. Namazın ardından 30 kişilik bir grup “Ezan her yerde Arapça okunurken neden Bursa’da Türkçe okunuyor” sorusunu sormak için Evkaf Müdürlüğü’ne yönelmişti. Meraklıların da katılımıyla kalabalık giderek büyümüş, Müftü bu konuda talimat alındığını, ezanın yalnız Bursa’da değil, her yerde Türkçe okunduğunu, asıl cevabı Vali’nin verebileceğini söyleyince, kalabalık Hükümet Konağı’na yönelmişti. Makamında olmayan Vali’yi beklerlerken merdivenlere oturmuşlar, sonra da polisin müdahalesiyle, bir olay çıkmaksızın dağılmışlardı. O sırada evinde olan Vali Fatin Bey durumdan hemen Bursa’daki Tümen Komutanlığı’nı haberdar etmiş, Tümen Komutanı da durumu şifreli telgrafla İzmir’de bulunan Kolordu Komutanı Ali Hikmet (Ayerdem) Paşa’ya bildirmişti. İşte o zaman olan olmuştu çünkü telgrafı aldığı sırada Paşa’nın yanında Atatürk de vardı.
Atatürk duruma el koyuyor
Atatürk’ün Nöbet Defteri kitabının derleyicisi
Özel Şahingiray’a göre 15 ocaktan beri ülke içinde seyahat halinde olan Atatürk o gün de Buca’ya gitmiş, dönüşte İzmir Millî Kütüphanesi’ni gezmiş, bankalar ve İncir Kooperatifi’ni ziyaret etmişti. Akşam CHP’nin Karşıyaka’da vereceği baloya katılacaktı ki Bursa’daki olayın haberi gelmişti. Yaveri Cevat Tolgay’ın anlattığına göre, haberi duyunca çok sinirlenmiş, ilk tepkisi “Derhal Bursa’ya baskın yapacağız!” olmuştu. O akşam İzmir’de şerefine verilen bir baloya gitmemiş, 4 şubatta sabaha karşı üç buçukta trenle Afyon’a hareket etmişti. Antalya bölgesinde bir geziden dönmekte olan Başbakan İsmet Paşa ile Afyon’da buluşmuş, Eskişehir’e kadar baş başa kalmışlardı. Rivayete göre, İsmet İnönü önce olayı önemsememiş, ama Atatürk’ün ateşli konuşmasından sonra toparlanmıştı. Eskişehir’de İsmet Paşa ayrılacak ve Ankara’ya devam edecek, Atatürk ve yanındakiler, Bilecik’ten otomobille Bursa’ya hareket edeceklerdi.
“Din meselesi değil dil meselesi” O sırada Dâhiliye Vekili Şükrü (Kaya) Bey, Adliye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Emniyet Genel Müdürü Tevfik Hadi (Baysal) Bey de Bursa yolundaydılar. Atatürk ve heyeti 5 şubat günü Bursa’ya geldiler ve şimdi müze yapılan Çelik Palas yakınındaki ahşap köşke (bugün Atatürk Müzesi) yerleştiler. Kısa sürede, olayların öyle büyük boyutta olmadığını anlayan Atatürk, aynı gün devletin resmi ajansı Anadolu Ajansı’na şu açıklamayı yazdırdı: “Bursa’ya geldim. Hadise hakkında alakadarlardan malumat aldım. Hadise haddizatında fazla ehemmiyetli değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.