Taraf’ın Balyoz Harekât Planı’nı (siz onu ‘darbe planı’ olarak okuyun) ortaya çıkarması, Osmanlı Devleti’nin tarihi boyunca sayısız örneğini gördüğümüz kazan kaldırmaları, padişah devirmeleri, sadrazam kellesi almaları saymazsak, darbecilik geleneğimizin miladını oluşturan Babıâli Baskını’nın 97. yıldönümüne rastladı. Demek ki bir asırdır darbe ikliminde yaşıyoruz. Bu gidişle çıkacağımız da yok.
23 Ocak 1913’te gerçekleşen bu ilk darbeyi daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmek gerekir. Bilindiği gibi II. Meşrutiyet’i ilan edildiği 1908’den beri perde arkasından ülkeyi yöneten İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), 1909’daki 31 Mart Olayı’nın bastırılmasından ve II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra iktidara yerleşmeye başlamıştı. 30 Ocak 1910’da muhalif Ahrar Fırkası kapatılmış, 9 Haziran 1910’da
Sada-yı Millet Başyazarı Ahmet Samim Bey’in, 10 Temmuz 1911’de
Şehran Başyazarı Zeki Bey’in öldürülmeleriyle siyasi ortam iyice gerilmişti. Hükümet ortada dolaşan söylentilere dayanarak muhalifleri tutuklamaya başlamıştı.
Halaskâr Zabitanlar işbaşında Ancak ordunun içinde İttihatçılarla arası pekiyi olmayan subaylar da boş durmuyorlardı. 1912 yılının haziranında İstanbul’da ‘Halaskâr Zabitan’ (Kurtarıcı Subaylar) adı altında örgütlenen bu subaylar bir muhtıra yayımlayarak ülkenin II. Abdülhamit devrinde olduğu gibi bir buhran geçirmekte olduğunu ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve vatanın kurtarılmasının ‘yine en çok askerlere düştüğünü’ ilan etmişlerdi. Muhtırada Meclis’in dağıtılması ve Kıbrıslı Kamil Paşa başkanlığında yeni bir hükümetin kurulması da isteniyordu. Sonunda İttihatçılar razı oldu ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Ancak, Balkanlarda savaş tamtamlarının çaldığı o günlerde yeni hükümet güvenoyu alamadı, Padişah Meclis’i feshetti.
Balkan hezimeti Bunlar olurken Birinci Balkan Savaşı patlak vermiş, gırtlağına kadar siyasi çatışmalara gömülmüş olan ordu,1911’de Trablusgarp’ta olduğu gibi bu savaşta da başarısız olmuştu. Doğu Ordusu Bulgarlara yenilip önce Lüleburgaz’a sonra da Çatalca’ya kadar çekilirken, Batı Ordusu Sırplara karşı Kumanova’da yenilgiye uğramış ve Manastır’a çekilmişti. Bu arada İttihatçıların baba ocağı Selanik tek kurşun atılmadan Yunanlılara terk edilmiş, Bozcaada, Limni, Samotraki ve Taşoz Adaları Yunan Donanması’na teslim olmuştu. Bunlardan cesaret alan Karadağlılar da İşkodra’yı işgal etmişlerdi. Bunun üzerine 29 Ekim’de Ahmet Muhtar Paşa, Sadrazamlık (başbakanlık) görevinden istifa etti ve yerine Kamil Paşa Hükümeti kuruldu.
Ülkenin içinde bulunduğu bu kötü durum, İttihatçıların iktidara bütünüyle el koyması için son derece uygun bir atmosfer yaratmıştı. Matbuat ellerindedir zaten, “Hükümet Rumeli’yi düşmana terk etti yaygarası koparılır. Polis teşkilatı ve ordunun kilit mevkilerinde adamları vardır. İttihatçıların yenilginin suçlusu ilan ettikleri bir aylık Kamil Paşa Hükümeti’ne darbe yapma konusu ilk olarak 7 Ocak 1913 gecesi Beşezade Emin Bey’in Vefa’daki evinde yapılan gizli toplantıda ele alındı. Toplantıya Talat Bey, Said Halim Paşa, Mithat Şükrü (Bleda), Binbaşı İsmail Hakkı, Hacı Adil (Arda), Ali Fethi (Okyar), Mustafa Necip, Kara Kemal ve Cemal Bey katılmıştı. X. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Enver Bey toplantıda yoktu çünkü o sırada komutasındaki birlikleri denetlemek için İzmit’teydi. Toplantıyı duyunca hemen İstanbul’a dönmüş ancak Örfi İdare Komutanlığı akşam ezanından sonra deniz taşıtlarının sefer yapmasına izin vermediği için geceyi Haydarpaşa’daki karakolda geçirmek zorunda kalmıştı.
Darbe planları yapılıyor Enver Bey’in yokluğundaki toplantıda Talat Bey’in hükümeti düşürme teklifine, sadece Ali Fethi Bey karşı çıkmış, diğerleri ise ses çıkarmamıştı. Katılımcıların bu gönülsüz tutumu yüzünden darbe girişiminden ‘şimdilik’ vazgeçilmişti. Ertesi gün duruma el koyan Enver Bey, aynı kişileri 10 gün sonra ikinci bir toplantıya çağırmış, katılımcılara “Memleketi bu hükümetin kurtaracağına inanıyorsanız, bu hükümete güveniyorsanız mesele yok” demişti. Kimse “güveniyoruz” demeyince de “Öyleyse ne duruyorsunuz? Yarından tezi yok hükümeti devirmek için çalışmaya başlayalım” demişti. Ve darbeciler çalışmaya başlamışlardı.
İlk iş, Kamil Paşa’nın yerine getirilmesi gereken Mahmut Şevket Paşa’nın iknası olmuştu. Paşa’ya iki kez aracılar gönderilmiş, sonunda gönülsüzce de olsa teklifi kabul etmesi sağlanmıştı. Darbe için, Büyük Devletlerin savaşla ilgili notasının görüşüleceği 22 Ocak 1913 tarihli Meşveret Meclisi toplantısının ertesi günü olan 23 Ocak 1913 gününü seçilmişti. Çünkü İttihatçılara göre, o gün Edirne’nin Bulgarlara bırakıldığı açıklanacaktı. Böylece halkı galeyana getirmek kolay olacaktı. Ama yanılıyorlardı, çünkü Kamil Paşa Hükümeti, Edirne’yi Bulgarlara terk etmemeye karar vermişti. Ama bu durum İttihatçıları ilgilendirmiyordu, çünkü onlar için Edirne meselesi, iktidara el koymak için bir bahaneden başka bir şey değildi. Nitekim darbeden sonra Edirne’yi kendileri Bulgarlara terk edeceklerdi.
Darbeciler Babıâli yolunda 23 Ocak 1913 günü hava soğuk ve yağışlıydı. Kara Kemal’in adamları sabahtan hükümet merkezi olan Babıâli’nin telefon ve telgraf bağlantısını kesmişlerdi. Babıâli’yi korumakla görevli bölük eğitim bahanesiyle dışarı çıkarılmış, yerlerine Anadolu rediflerinden zayıf bir müfreze yerleştirilmişti. Böylece baskın sırasında ciddi bir direniş ihtimali ortadan kaldırılmıştı. İttihatçıların Alman ve Avusturya elçiliklerini de durumdan haberdar ettikleri anlaşılıyordu, çünkü bu iki ülkenin elçisi de olay yerinde hazırdı.
Saat 15.00 civarında, kır bir ata binmiş Enver Bey, amcası Halil Paşa, İttihatçıların ünlü hatibi Ömer Naci, (1915’te Ermeni Kırımı’nın faillerinden olacak olan) Sapancalı Hakkı, İzmitli Mümtaz, Filibeli Hilmi ile İTC’nin esnaf örgütlerinin lideri Kara Kemal’in silahlı adamlarının öncülüğündeki 100 kişilik bir grup, ellerindeki bayrakları sallayarak ve Edirne için sloganlar atarak Babıâli’ye doğru yola koyuldular. Yürüyüş kolu Nafıa Nezareti’nin (bugün İran Konsolosluğu) önünden geçerken Ömer Naci elindeki tabancayı sallayarak “Yaşasın millet! Yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti!” diye avaz avaz bağırmaya başladı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.