Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası dış baskıyla hazırlanan 1876 tarihli Kanun-i Esasî’dir. Rusya ile savaş hazırlıklarının yapıldığı ve İmparatorluğun Hıristiyan unsurlarının, bu savaşta bir koz olarak kullanılmasının planlandığı bir dönemde, İstanbul’da toplanacak uluslararası Tersane Konferansı’ndan önce çıkarılabilmek için alelacele hazırlanan Kanun-i Esasî, Padişah tarafından atanan 37 (bazı kaynaklara göre 28) kişilik Cemiyet-i Mahsusa isimli bir kurulun eseridir. Kanun-i Esasî, Tanzimat’ın önemli devlet adamlarından Mithat Paşa’nın başkanlığındaki Heyet-i Vükelâdan (bakanlar kurulu) geçip 23 Aralık 1876’da Padişah tarafından kabul ve ilân edilmişti. Söz konusu kurulun altı üyesi gayrımüslimdi.
Kanun-i Esasî’nin esin kaynakları
Bazı araştırmacılara göre Belçika, Polonya ve Prusya anayasalarından esinlenerek; bazı araştırmacılara göre 1797’de ‘Velestinli Rigas’ adıyla tanınan Rigas Fereos’un hazırladığı anayasadan ya da 1863 tarihli bir anayasal metin olan Nizamname-i Millet-i Ermeniyan’dan etkilenerek oluşturulan Kanun-i Esasî, halkı temsil eden bir kurucu meclis tarafından hazırlanmadığı gibi, bir referandumla da kabul edilmiş değildi. Padişahın tek yanlı bir işleminden doğmuş bu ferman, Padişahın sonsuz olan yetkilerini sınırlamak yerine pekiştiriyor; devletin bir monarşi olduğunu, dininin İslâm olduğunu, resmî dilinin Türkçe olduğunu ilan ederek bir anlamda fiili durumu onaylamaktan öteye gitmiyordu. Fakat Müslüman olsun gayrımüslim olsun tüm tebaanın temel hak ve özgürlüklerini düzenlediği, yargı yetkisini bağımsız mahkemelere devrettiği ve iki meclisli bir parlamento kurulmasını mümkün kıldığı için, demokrasiye doğru atılmış büyük bir adımdı. Hatta birçok niteliğiyle, modern metinlere örnek olabilirdi. Ancak Kanun-i Esasî’nin ömrü çok kısa oldu ve ilk Meclis’in 13 Şubat 1878 tarihinde II. Abdülhamit tarafından kapatılması üzerine 30 yıl süreyle askıya alındı. 1908’de Meşrutiyet’in ikinci kez ilanından sonra bazı hukukçuların “1909 Kanun-i Esasâsi” adını verdikleri değişiklikler ile parlamenter rejime (meşruti monarşiye) geçilmişti. Ancak bu da uzun sürmedi, çünkü 21 Aralık 1918’de Osmanlı Meclisi (Meclis-i Mebusan), Vahdettin tarafından feshedildi ve ülke kararnameler ve Şûra-yı Saltanat toplantıları ile yönetilmeye başladı.
Özerklik tanıyan 1921 Anayasası
Aralık -Ocak 1919’daki seçimlerden sonra yeniden açılan Meclis-i Mebusan, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Güçleri tarafından işgalinin ardından Padişah tarafından tekrar feshedilince, ortaya çıkan iktidar boşluğunu doldurma önce ‘milli iradeyi temsil etme’ iddiasındaki yerel kongrelere sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından Ankara’da oluşturulan Büyük Millet Meclisi’ne (BMM) kaldı.
Bu dönemin ilk anayasal metni, 18 Eylül 1920 günü Mustafa Kemal’in Meclis’e sunduğu ‘Halkçılık Programı’ üzerine yürütülen uzun ve ateşli tartışmalardan sonra ortaya çıkan, 23 asıl madde ve “gayeye ulaşıncaya kadar Meclis’in sürekli toplantı halinde” olmasına dair geçici maddeyle birlikte yaklaşık bir sayfalık bir metinden oluşan “Teşkilat-ı Esîsiye Kanunu” idi.
Hâkimiyet milletindir!
20 Ocak 1921’de, teamüllere uyulmadan üçte iki çoğunluk ve açık oyla değil; salt çoğunluk ve işaret oyuyla kabul edilen kanun metninde 1876 tarihli Kanun-i Esasî’yi ortadan kaldırdığına dair hiçbir ifade olmadığı için aynı anda iki anayasanın birden yürürlükte olduğu garip bir durum ortaya çıkmıştı. Adından da anlaşıldığı kadarıyla ‘anayasa’ olmaktan çok, bir ‘teşkilat kanunu’ olan 1921 Anayasası’nı 1876 tarihli Kanun-i Esasî’den ayıran en önemli husus 1. maddede tanımlanan “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır” ilkesiydi. Ancak halkın kaderini ‘bizzat ve bilfiil’ idare etmesi, referandum hakkı ve halkın kanun teklifi vermesi gibi uygulamaların kabul edilmemesi ve iki dereceli seçimler yüzünden, bu ilke kâğıt üzerinde kalacaktı. Bu anayasanın ilginç bir yanı, vatandaşlık tanımına özel yer vermemesiydi. Bu da 1876 tarihli Kanun-i Esasî’nin ‘tebaa’ anlayışının zımnen devam ettiğini düşündürüyordu.
Yerel yönetimlere özerklik
1921 Anayasası’nın 23 maddesinden ‘İdare’ başlığı altında toplanan 12’si vilayet ve kazaların özerkliğinin nasıl hayata geçirileceğine ayrılmıştı. Bu maddelerde etnik temele dayalı bir özerklikten söz edilmediği halde ileriki yıllarda (ve bugün) bazı Kürt çevreleri tarafından “Anayasa ile Kürtlere özerklik verildiği” şeklinde yorumlandı. Mustafa Kemal’in çeşitli tarihlerde özerklikle ilgili açık veya üstü kapalı ifadeleri düşünüldüğünde, bu kanının bir temeli vardı, ancak 1921 Anayasası’nın ömrünün kısa sürmesi, bu maddelerin hem Kürtleri Milli Mücadele’ye kazanmak hem de o günlerde silah ve para yardımıyla Milli Mücadele’yi destekleyen Sovyet Rusya’yı ikna etmek için konduğunu gösteriyordu.
Diktatörlük hukuku
Bu anayasanın bir diğer önemli yanı, 3. maddede “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Büyük Millet Meclisi Hükümeti unvanını taşır” denerek Osmanlı Devleti’nden farklı bir devlet kurulduğunu ima etmesiydi. Maddenin tamamı, ‘kuvvetler birliği’ ilkesinin en katı uygulamalarından biri olan Meclis Hükümeti sistemini ilan ediyordu.
9. Madde ise adeta Mustafa Kemal’i ‘tek adam’ yapmak için eklenmişti. Çünkü BMM Başkanı (ki aynı zamanda Vekiller Heyeti’nin de doğal başkanıydı) Meclis adına imza koymaya ve Vekiller Heyeti’nin kararını onaylamaya yetkili kılınmıştı. 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanunu ile ordunun başı olan Mustafa Kemal’in Meclis’in tüm yetkilerini üstünde toplaması da eklenince, daha sonra Kars Mebusu ve Matbuat Müdürü Ahmet (Ağaoğlu) Bey’in dediği gibi, 1921 Anayasası Meclis’e, dolayısıyla da Mustafa Kemal’e diktatörlük hukuku vermişti.
Seçilmiş Meclis’in 1924 Anayasası
İlginçtir, İsmet İnönü hatıralarında, Mustafa Kemal’in durumdan hâlâ memnun olmadığını, muhalefetten kurtulmak için, biri Aralık 1921’de diğeri Mart 1922’de olmak üzere Meclis’i feshetmeyi düşündüğünü söyler. Nitekim 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adı altında bir parti kuracağını açıkladıktan sonra başında bulunduğu Birinci Grubun oylarıyla 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesi kararını almıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.