Türkiye-Suriye sınırında yaklaşık 615 bin, Türkiye-Irak sınırında 75 bin, Türkiye-İran sınırında 192 bin, Türkiye-Ermenistan sınırında 22 bin olmak üzere sınır boylarında yaklaşık 900 bin kara mayını döşeli. PKK’nin döşediği mayınları da unutmayalım. Ancak, hiç değinilmeyen konu hiçbir yabancı ülkeye sınırı olmayan Tunceli, Bingöl, Diyarbakır, Batman, Bitlis ve Siirt’te de mayın döşeli olması. Bu bölgelerdeki mayın sayısının da 20 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Dünyada kendi halkına karşı mayın döşeyen bir başka devlet var mı acaba? Öte yandan depolarda bekleyen 2,5 milyon mayını da eklersek, Türkiye tam bir mayın cenneti.
TSK’YA LAF YOK . DTP Milletvekili Emine Ayna “seçimlerde Kürdistan’ın sınırı çizdik” dediğinde hop oturup hop kalkanların devletin mayın haritasında da bir ‘Kürdistan sınırı’ çizildiğini göreceklerine eminim. Henüz, diğer sınırlardaki ve iç bölgelere döşenmiş mayınların temizlenmesinin tartışılmaması bir yana, bütçeden her yıl aslan payını alan TSK’nın nasıl olup da kendi döşediği mayınları sökecek ve imha edecek donanıma ve yeteneğe sahip olmadığını sorgulamıyoruz, ya da NATO sanki babamızın oğluymuş gibi rahatsız olmuyoruz da, neden “ben bu zor işi başarıyla yaparım” diyen küçücük bir ülke hakkında komplo teorileri üretiyoruz anlamak zor.
TARİHÎ ÖZELEŞTİRİ . Bu arada, Başbakan Erdoğan’ın mayın temizleme işi bağlamında yaptığı örtülü özeleştiri (her ne kadar iki hafta önce Ermenistan sınırının açılması ile ilgili bir konuşmasında Türkiye’de bulunduğu iddia edilen 40 bin kaçak Ermeni’yi geri göndermekle ilgili imalarda bulunduysa da) tarihî öneme sahip. Gayrımüslim vatandaşlarımıza Cumhuriyet tarihi boyunca reva görülen ‘faşizan’ uygulamalara bu sayfalarda yeri geldikçe değindim, değineceğim de. Ancak bu haftayı, mayın temizleme meselesinde açıkça dile getirilmemekle birlikte, komplocu zihniyetlerin İsrail deyince aklına ilk gelen şey olan ‘Büyük İsrail’ ve ‘Arz-ı Mevud’ konusuna ayırdım.
Bugün Ortadoğu’da ve Türkiye’de pek çok kişinin yürekten inandığı ‘Büyük İsrail’ projesinin dayandığı iddia edilen ‘Arz-ı Mevud’ yani ‘Vaat Edilmiş Topraklar’ meselesinin dinsel referansı Tevrat’taki ‘içinden süt ve bal akan topraklar’ ve ‘Kenan Diyarı’ ifadeleridir. (Çıkış 3:8)’e göre Tanrı Kenan Diyarı’nı bir zamanlar İsrailoğullarına vermiştir. Konu Aziz Paulos tarafından İncil’e taşınmıştır. Peki Kenan Diyarı neresidir?
İncil (Sayılar 34:1-12)’de özetle güneyde Mısır Nehri, Zin Çölü, batıda Akdeniz, kuzeyde Hor Dağı, doğuda Ürdün (Şeria) Irmağı ve Lut Gölü ile sınırlı bir Kenan Diyarı tanımı yapılır. (Hakimler 20:1; 1 Samuel 3:20; 2 Samuel 17:11) Kenan Diyarı’nın sınırları ‘kuzeyde Dan’dan güneyde Birüşşeba’ya’ diye tarif edilir.
(Ezekeil 47:13-20)’de sınırlar kuzeyde Şam’la Zedad arasındaki hat, doğuda Ürdün Nehri, güneyde Mısır Vadisi, batıda Büyük Deniz’le çevrilir. (Tekvin 15:18)’de “Aynı gün, Tanrı İbrahim’e ‘Senin soyundan gelenlere Mısır Nehri’nden Büyük Nehre, Fırat Nehri’ne kadar uzanan toprakları veriyorum’ diyerek bir antlaşma yaptı” der. (Tesniye 11:24)’te, Musa Yahudilere “Ayaklarının bastığı her yer senin olacak. Sınırlarınız Çöl’den Lübnan’a, Nehir’den, Fırat’tan Deniz’e uzanacak” der. Bir (Çıkış 1:7)’te sınırlar, Necef Çölü, Lübnan Dağları, Akdeniz ve Fırat Nehri olarak tarif edilir. (Çıkış, 23:31)’de Tanrı İsrailoğullarına “Sınırlarınızı Kızıl Deniz’den Filistin Denizi’ne, çöllerden Fırat Irmağı’na kadar belirleyeceğim” der ki bu sınırlar Davut zamanındaki (MÖ 1000) Yahudi Krallığı’nın sınırlarıdır.
Rivayet muhtelif Görüldüğü gibi sınır meselesi karışık. Başka tanımlardan da bilindiği gibi Tevrat’ın ve İncil’in coğrafi tanımlamalarını, bilimsel tanımlar olarak ele almak doğru değil. Nitekim ‘Mısır Nehri’, bazılarına göre Nil Nehri, bazılarına göre Nil değil, Sina Yarımadası’nın kuzey kıyı şeridindeki Vadi el Ariş’tir. ‘Nehir’ ve ‘Büyük Nehir’in bizim bildiğimiz Fırat Nehri olduğunda, Deniz’in ise Akdeniz olduğunda pek şüphe yok. Hor Dağı ise Lübnan Dağları’dır. (Ama komploculara göre Toroslardır.)
Aslında, ‘Büyük Nehir’ Kabala sembolizmine göre Tanrı’nın cennetini, Fırat Nehri ise Dünya cennetini temsil ediyor. Yani bazı tanımlar tümüyle metaforik/folklorik anlam taşıyor olabilir. Öte yandan, Hazreti İbrahim’in soyu, karısı Sara’dan olma İshak’tan türeyen Yahudiler ile cariyesi Hacer’de olma İsmail’den türeyen Araplar olduğuna göre, bu topraklar hem Yahudilere hem de Araplara vaat edilmiş olabilir. Zaten, Kuran’ın Maide Suresi’nde buna değinilir.
Güneydoğu Anadolu dahil mi? Arz-ı Mevud’un sınırlarının Güneydoğu Anadolu’ya kadar uzatılmasında, tanımların çoğunda geçen ‘Fırat Nehri’nin büyük rolü var. Ama daha önemlisi İsrailoğullarının atası Hazreti İbrahim’in memleketinin Urfa olduğuna dair söylence. Tevrat’a göre Hazreti İbrahim’in doğum yeri Kalde ülkesindeki Ur (Ur Kaśdim) şehri. Yahudi ve İslam kaynaklarında bu şehir bugün Türkiye sınırları içinde kalan Urkiş (Suriye’de Kamışlı yakınlarındaki Tell Mozan), Ağrı Dağı eteklerindeki Urartu, Güney Anadolu’daki Urfa, Kutha (Irak’ta Babil Eyaleti’nde Tell İbrahim) şehirlerinden biri. Daha sonraki tarihlerde diğer şehirler unutulmuş, Urfa şehri popüler olmuş. Buna karşılık 1927’de Sir Charles Wolley adlı İngiliz arkeolog, Tevrat’ta adı geçen Ur’un Güney Mezopotamya’da, Basra Körfezi yakınlarında bir Sümer şehri olduğunu ileri sürer. Bugün bilim dünyasında son tez daha büyük kabul görüyor. Ancak bu kabulü bile ‘Büyük İsrail’ komplosunun parçası olarak niteleyenler var.
Türkiye bağlantısını sağlayan üçüncü husus ise Tevrat’ta Kenan Diyarı’nı tanımlarken zikredilen kavimlerden birinin adının ‘Hititler’ olması. Tevrat’taki Hititler ile Anadolu’da hüküm sürmüş Hititlerin aynı kavim olup olmadığı konusu henüz kesinlik kazanmamakla birlikte, genel eğilim, ikisini aynı kabul etmek yolunda.
Musa Kutsal Topraklar’a girebildi mi? İnanışa göre, 400 yıl boyunca Mısır’da esaret yaşadıktan sonra İsrailoğullarını Filistin’e götürmek isteyen Hazreti Musa’yı Sina Yarımadası’nda 40 yıl dolaştırdıktan sonra Tanrı, yolculukta yaşadığı zorlukları aşarken hikmetini sorguladığı için, Hazreti Musa’ya “Kutsal Toprakları göreceksin ama oraya girmek sana nasip olmayacak” demişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.