1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Şubat 2012 Çarşamba 21:38
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 30.05.2010
Ayşe Hür
Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi Ayşe Hür - Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir dizi iç ve dış nedenle Tek Parti Dönemi’ne son vermek gerekmiş, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1 Kasım 1945’te yaptığı Meclis’i açış konuşmasında, politik sistemin başlıca eksikliğinin, hükümeti eleştirecek bir muhalefet partisinin bulanmaması olduğunu söyledikten yaklaşık bir ay sonra, 7 Ocak 1946’da, CHP’nin has kadrolarından Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü önderliğinde Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. İnönü, partiyi kurmak için onayını almaya gelen Celal Bayar’a, eğitim seferberliğinden, laiklikten ve mevcut dış politikadan sapılmaması şartıyla icazet vermişti. Ancak, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden “Yeter Söz Milletindir” diyerek ezici bir çoğunlukla çıkan DP’nin 10 yıllık iktidarı 27 Mayıs 1960’da bir askerî darbe ile kapandı. Geçen hafta CHP’yi anlatmıştım. 27 Mayıs darbesini ve onu izleyen askerî müdahaleleri ise 24 Şubat 2008 tarihli “Rejim elden gidiyor, darbe yapalım!” başlıklı yazımda ele almıştım. Bu haftayı da, almak isteyen için sayısız dersle dolu, 10 yıllık DP döneminin iç siyasi olaylarına ayırdım.  


Kim daha Atatürkçü


Dinî hassasiyetlere saygılı davranma vaadiyle iktidara gelen DP’nin ilk icraatı, ezanın ister Türkçe, ister Arapça okunabileceğine dair kanunu kabul etmek olmuştu. CHP’nin de muhalefet olarak ilk işi, 1947’den beri dinî konularda attığı bir dizi tartışmalı adımı unutarak, DP’yi “laiklikten taviz vermekle” suçlamak oldu. Yine de, BM’nin çağrısına uyan Türkiye 25 Temmuz 1950 akşamı Kore’ye 4.500 kişilik bir birlik göndereceği kararı büyük bir gururla kamuoyuna açıklandığında, CHP ve Millet Partisi, kararı sadece “Meclis’in onayı ile alınmadığı” için eleştirmekle yetinmiş, prensipte karşı çıkmamıştı.

İki parti arasındaki ilişkilerin sertleşmesi, bir süredir Atatürk heykellerine saldırıda bulunan Ticaniler adlı tarikatı bahane ederek 1951’de çıkarılan Atatürk’ü Koruma Kanunu görüşmeleri sırasında oldu. Aylarca süren sert tartışmalar sırasında, CHP ironik biçimde kanuna karşı çıkmış ama DP’nin akıllıca manevrası ile kanun çıkarıldığında, CHP’nin tekelindeki “Atatürkçülük şampiyonluğu” DP’nin eline geçmişti.  


Kore’ye askerde ittifak


İki parti arasında kısa süreli bir yumuşama, Türkiye, Kore Savaşı’nın ödülü olarak NATO’ya kabul edildiğinde yaşandı. 20 Şubat 1952 de Lizbon’da yapılan imza töreni sırasında İsmet İnönü şöyle demişti: “Bundan sonra dünya sulhu bakımından vazifelerimiz de artmış bulunuyor. Eşit haklarla, milletimizin kendisine teveccüh edecek vazifeyi en iyi şekilde ifa edeceğine şüphe yoktur.”

Kore Savaşı’nın dünya ve Türkiye ekonomisinde yarattığı geçici iyilik halinin ortadan kalkmasıyla DP iktidarı zorlanmaya başlayınca, ilk olarak ABD’nin kapısını çaldı, ancak Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1954 yılının ocak ayında büyük umutlarla gittiği ABD seyahatinden eli boş dönünce, sıkıntılı dönemlerinde âdet olduğu üzere, hükümet çareyi muhalefete baskı yapmakta buldu. Ne de olsa, DP’nin tüm kadroları, otoriter Tek Parti Dönemi’nin rahle-i tedrisinden geçmişlerdi.

Bu bağlamda, 19 Aralık 1953’te çıkarılan bir kanun ile CHP’nin bütün taşınmaz malları, para ve diğer hakları, alacakları, bu arada Ulus gazetesi de, hazineye devredildi. Parti binalarındaki menkul mallar bile, ancak Maliye Bakanlığı tarafından gerekli olduklarına dair görüş alındıktan sonra kullanılabilecekti. Amaç, CHP’nin Atatürk’ün mirası sayesinde DP’den daha avantajlı bir durumda olmasının önüne geçmek olarak açıklanmıştı. Bu kanundan sonra iki parti arasındaki ilişkiler tamamen bozuldu.  


Muhalefete baskı artıyor


9 Mart 1954’te Basın Kanunu’nda yapılan değişikliklerle basın ve radyo yoluyla işlenebilecek 21 yeni cürüm tanımı yapılıyor ve bunlar ağır yaptırımlara bağlanıyordu. Kanunun en kötü yanı ise suçlanan gazeteciye iddiasını ispat hakkı verilmemesiydi. Büyük bir halk desteğinin yanında bu tür baskıcı kanunların verdiği güvenle seçime giden DP, 1954’te 488 milletvekili kazandı. CHP ise 31 milletvekili kazanmıştı. Ancak iki parti arasındaki oy farkı sadece 600 bindi. Yani DP’nin zaferinde seçim sisteminin katkısı büyüktü.

6-7 Eylül 1955 yağması yüzünden, muhalefetçe iyice köşeye sıkıştırılan DP çareyi baskıyı biraz daha arttırmakta buldu. 27 Haziran 1956’da “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun”la açık hava toplantıları yasaklandı, kapalı toplantılar izne bağlandı. Ayrıca tezahürat, gösteri ve protesto yasaklandığı gibi, bu gibi şeylere sebebiyet vermek bile suç sayılıyordu. Suç sayılan toplantıların dağıtılması için hedef gözetmeksizin ateş açılabileceği de kabul edilmişti.  


Güç Birliği mümkün olmuyor


1957’de Parti’nin kurucularından Fuad Köprülü’nün istifa etmesinin hemen ardından paniğe kapılan hükümet erken seçim kararı aldı. Seçimlere giderken CHP, Hürriyet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi, “Güç Birliği” kararı aldı ama hükümetin 11 Eylül 1957’de mevcut Seçim Kanunu’na bir ek yaparak, seçimlere ittifak halinde girmeyi imkânsız hale getirmesiyle, bu karar hayata geçemedi.

27 Ekim 1957 seçimlerini DP kazanmıştı ama CHP 31 milletvekilini 178’e çıkarmıştı. Üstelik 12 bin oy daha alabilseydi, çoğunluk sistemi sayesinde bu sayı 299 olacaktı. Sonucun açıklandığı gece Adnan Menderes’in “Allah bir daha bana 27 ekim gecesi gibi bir gece yaşatmasın” diyecekti. Yine de bazı DP milletvekilleri ‘DP iktidarı 200 yıl sürecektir’ gibi laflar ediyorlardı. Buna karşılık muhalefet, hükümetin yüzde 48 oy almasını “millet nazarında azınlığa düşmek” olarak niteleyerek, hükümeti gayrımeşru gibi göstermeye çalışıyordu.  


Dokuz Subay olayı


Özgüveni biraz azalmış olan hükümetin ilk icraatı Meclis içtüzüğünü değiştirmek oldu. Buna göre, sözlü sorular yalnız cuma günleri ve en fazla bir saat görüşülebilecekti. Ayrıca bakanlar bu sorulara cevap vermek zorunda değillerdi. Basit bir suçlamayla dokunulmazlığın kaldırılması mümkün hale gelmişti. Meclis’ten çıkarılma cezası üç oturumdan on iki oturuma yükseltilmiş; tüm maaşın kesilmesine kadar gidecek cezalar konulmuştu. Nihayet kürsüde konuşan milletvekillerinin hoşa gitmeyen sözleri “lisan temizliğinden” ayrıldıkları gerekçesiyle ve çoğunluğun kararıyla tutanaklardan çıkarılabilecekti.

Bu ortam, ordu içindeki “zinde kuvvetler”in cesaretini arttırdı. 1954’ten beri DP iktidarına karşı çalışan gruplardan dokuz subayın seçimlerin ardından darbe yapmaya niyetlendiği, bir kurmay subayın ihbarıyla ortaya çıktı ama askerî mahkemede “ihtilal hazırlamak” suçlamasıyla yargılanan dokuz subay altı ay sonra beraat ederken, ihbarda bulunan Samet Kuşçu iki yıl hapis cezasına çarptırılarak olay örtbas edilmişti.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  2. - - 12.02.2012
  3. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  4. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
  5. Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’ - 22.01.2012
  6. Halide Edip ve Ermeni yetimleri - 15.01.2012
  7. Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e - 08.01.2012
  8. Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba - 01.01.2012
  9. Nisan 1915’te Van’da neler oldu? - 25.12.2011
  10. Franz Werfel ve ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ - 18.12.2011
  11. Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen - 11.12.2011
  12. Kimyasal silahların kısa tarihçesi - 04.12.2011
  13. Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği - 27.11.2011
  14. 150. Yıldönümünde Abdülmecid - 20.11.2011
  15. Atatürk’ün 15 yıl süren cenaze töreni - 13.11.2011
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  TFF seçimine doğru
  Aykut Kocaman ve Volkan duruşmada
  Savcı Mehmet Berk de benim üyem
  Galatasaray’da Arena şoku
  Kendi kaybetti ama dostluk kazandı
  Los Angeles’ta var bir festival
  Taraf’tan Dali sergisine davet
  Yeşilçam Ödülleri bir yıl mola verdi
  Bakımlı Mona Lisa görücüye çıktı
  Al Pacino’ya Dublin’den ödül
  Mühendislerle cazdan türkülere
  Salon’un sahnesi hafta sonu dopdolu
  Tarkovski’yi anlamak
  CRR’de bir mezzosoprano
  Oscarları verenlerin çoğu beyaz erkek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.02.2012
İktidar ve muhalefet
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 22.02.2012
Dinden, Marksizme
BAKIŞ ACISI
Lale Kemal - 22.02.2012
Talihsizlik, Oslo sürecinin odak olması
AÇILIM
Emre Uslu - 22.02.2012
Kusursuz operasyon (2): MİT kaybetti
MEO VOTO
Mithat Sancar - 22.02.2012
Anadilimiz ve hikâyemiz
SOLDUYU
Roni Margulies - 22.02.2012
Müslüman çocukların bahtsızlığı
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.02.2012
Ayşe Arman’ın röportajında ‘mem’le ‘gen’ birbirine karıştırılınca...
-
Gülengül Altınsay - 22.02.2012
‘Başın sağ olsun ülke futbolu, gözün aydın Beşiktaş’
GÜNDEM DIŞI
Bülent Şirin - 22.02.2012
Yeni bir Trabzonspor istiyoruz
PARALEL HAYATLAR
Levent Yılmaz - 22.02.2012
Hu Feng ve açtığında sevmeyeceğimiz yüz çiçek
HÜR VE HESAPSIZ
Sedat Tunalı - 22.02.2012
Arama konferansı (1): Aziz Yıldırım başkan olsa ne olur
CADININ BOHÇASI
Esmeray - 22.02.2012
Kılıç, nefret, vahşet!..
ŞARZÖR
Ayça Şen - 22.02.2012
Baharı beklerken
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi" başlıklı köşe yazısı
22.02.2012 21:38:03