“BAYRAM BENİM NEYİME” 11. yüzyıl yazarı Kaşgarlı Mahmud,
Divan-ı Lügat’it Türk adlı eserinde“halk arasında gülme ve sevinme, bir yerin ışıklarla ve çiçeklerle bezenmesi ve orada sevinç içinde eğlenilmesi” demek olan “bedhrem” (ya da ‘badram’) sözcüğüne yer verir. Kaşgarlı’ya göre Oğuzlar bu kelimeyi “beyrem” şekline dönüştürmüşlerdir. ‘Beyrem’ de halkın ağzında zamanla ‘bayram’a dönüşmüştür. İki gün önce kutladığımız, resmi adıyla “1 Mayıs
İşçi ve Emekçi Bayramı’nın Kaşgarlı Mahmud’un tanımladığı türden bir bayram olmadığı ortada. Ama ne zaman 1 Mayıs’ı ‘bayram gibi’ kutladık derseniz, aklıma sadece 1976 yılının 1 Mayıs’ı geliyor. DİSK’e bağlı Tekstil Sendikası’nın Edirne Şubesi’nin henüz 20 yaşındaki üyesi olarak katıldığım bu ilk ‘Amele Bayramı’nın benim için ne kadar coşkulu, ne kadar sevinçli bir gün olduğunu anlatmam kolay değil. Sadece her hatırladığımda, gözlerimin dolduğunu söylemekle yetineceğim.
“KAN DAMLAR YÜREĞİME” Ertesi yıl aynı duygularla yaşama umuduyla geldiğimiz Taksim Meydanı’nı, arkamızda 34 arkadaşımızın cansız bedenini bırakarak terk ettiğimizde, ülkemizin başına örülen çorabın ne mene bir şey olduğunu henüz anlayabilmiş değildik. 1977’deki ‘Kanlı 1 Mayıs’ı bahane ederek, 1979’da başlayan ‘devletin Taksim tabusu’, 2000’li yıllarda yılbaşı kutlamaları, konserler, futbol takımı karşılamaları ve Polis Günü kutlamaları ile birazcık kırıldıysa da, bu 1 Mayıs’ta ancak ‘makul sayıda’ emekçi alana girebildi. Girdi ama ne pahasına... Bu topraklardaki işçi hareketlerinin ve 1 Mayıs bayramlarının tarihçesini, yine bu sayfada 27 Nisan 2008’de yayımlanan “Cumhuriyet’in Amele Evlatları!” başlıklı yazımda uzun uzun anlattığım için, bu sefer, ‘1 Mayıs’ meselesini kısa geçip, devletimizin işçi sınıfına ve yol arkadaşlarına kaptırmamak için büyük bir savaş verdiği Taksim Meydanı’na da değinmek istiyorum.
İlk 1 Mayıs’lar Osmanlı Devleti’nde ilk ‘Amele Bayramı’nın, 1 Mayıs 1909’da Selanik’te kutlandığı rivayet olunur. 1912 yılında İstanbul Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesi’nde bir kutlama yapıldığına dair bilgimiz ise, Osmanlı sosyalisti ‘İştirakçi’ Hilmi’nin yayınladığı
İştirak dergisinin 2. sayısındaki birkaç satırdan ibarettir.
28/29 Ocak 1921’de Ankara Hükümeti tarafından Türkiye Komünist Partisi lideri Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de boğulmasından sonraki 1 Mayıs törenleri ise İşgal Güçleri’nin kontrolündeki İstanbul’da yapılmıştı. ‘İştirakçi’ Hilmi liderliğindeki iş bırakma eylemi sonucu, Fatih, Aksaray ve Harbiye hatlarındaki tramvaylar, Karaköy, Beşiktaş ve Tünel-Şişli hattındaki arabalar çalışmamış, Şirket-i Hayriye vapurunun seferleri iptal edildiği için Boğaz’da oturanlar şehre inememişti. Haliç İdaresi çalışanları işi tatil ettiği için halk ancak pazar kayıkları ile köprüye gelebilmişti. Haydarpaşa-Pendik ve Sirkeci-Çekmece hattındaki banliyö trenleri de durduğu için İstanbul’da hayat felç olmuştu. Bayram dolayısıyla Türkiye Sosyalist Fırkası’nın Babıâli Caddesi üzerindeki merkezine,‘kırmızı bayrak çekildi, bando, sabah 10.00’dan akşam 23.00’e kadar Beynelmilel Marşı’nı yani Enternasyonal’i çaldı.
İzmir İktisat Kongresi ve ‘işçi hakları’ 1922’deki kutlamalar İşgal Güçleri Komutanlığı’nın ‘nümayiş’e izin vermemesi yüzünden, sadece, Pangaltı-Kâğıthane güzergâhındaki yürüyüşte bando eşliğinde Enternasyonal’i söyleyerek yapılmıştı. 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında 1135 delege ile toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde o güne kadar ‘amele’ denilen emekçilere ‘işçi’ denilmesi, iş gününün sekiz saat olması, ücretli izin ve 1 Mayıs’ın işçi bayramı olması karara bağlanmıştı ancak 1 Mayıs bayramını, Sultanahmet Meydanı’ndaki merkezlerinde ‘İstiklal Marşı’ ile kutlayan Ankara’ya yakın Umum Amele Birliği’nin üyelerine bir şey olmazken, Babıâli Caddesi’ndeki Mürettibin Cemiyeti binasında ‘Enternasyonal’i söyleyerek 1 Mayıs’ı kutlayan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi üyeleri geceyi nezarethanede geçirmişti. Böylece, İşgal Güçleri’nin İstanbul’un da bile kutlanabilen 1 Mayıs’ın, Cumhuriyet dönemindeki kaderi aşağı yukarı belli olmuştu.
1924’te, Umum Amele Birliği, İzmir İktisat Kongresi’nde kararlaştıran Mesai Kanunu’nun TBMM tarafından hala çıkarılmamasını protesto etmek için sokağa çıkmamaya ve 1 Mayıs’ı, Birlik binasında kutlamaya karar vermişti ama Ankara’nın, kapalı alandaki kutlamalara bile tahammülü yoktu. Nitekim cemiyetteki Kemalist işçiler, 1 Mayıs’a nezarethanede girdiler.
Kemalist olmak yetmiyor 13 Şubat 1925’te patlak veren Şeyh Said İsyanı bahane edilerek 4 Mart 1925’de çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile ülkedeki tüm demokratik haklar rafa kaldırılırken, Şeyh Said İsyanı’nı “Yobazların Sarıkları Yobaz Zümresine Kefen Olmalı! Yobazlarıyla, Ağalarıyla, Şeyhleriyle, Halifeleriyle, Sultanlarıyla Birlikte Kahrolsun Derebeylik! İrtica ve Derebeyliğe Karşı Mücadele İçin: Köylüler (Köy Meclisleri), Ameleler (Sendikalar) Etrafında Örgütlenmelidir!” adlı bir yazı ile kınayan Amele Teali Cemiyeti’nin (1924’te kurulmuştu) yöneticileri, hükümetin gözüne girmeyi yine başaramadılar ve Ankara İstiklal Mahkemesi’ne sevk edildiler. Mahkeme, 12 Ağustos 1925 tarihli kararıyla 38 kişilik bir grubu 7 yıldan 15 yıla kadar kürek cezalarına çarptırdı. En ağır cezalar, başlarına gelecekleri hissedip, mahkemeden önce yurtdışına kaçmayı akıl eden Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet ve Hasan Ali’ye verilmişti.
Vaziyet böyle olunca, 1926 yılındaki 1 Mayıs kutlamaları, İstanbul’daki işçilerin, Amele Teali Cemiyeti’nde toplanarak bayramlaşmaları ve Tramvay Şirketi’ne mensup 75 kadar işçinin bayram gerekçesiyle işlerine gitmemesiyle sınırlı kaldı.
Sovyet Konsolosluğu’ndaki kutlamalar 1927 yılının kutlamaları da merkezdeki bayramlaşmalarla geçti. 1928 yılında, gazetelerde, İstanbul’daki Sovyet Konsoloshanesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları anlatılırken, yerli komünistlerin payına, yine tutuklamalar düşmüştü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.