İDEOLOJİK ADLANDIRMALAR . Çin’in ‘Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de Han ve Uygur kökenli yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği olaylar yatıştı ama geçen haftaki sözümüzü tutup, bu konuda birkaç söz edelim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: ‘Türkistan’, ilk olarak 7. yüzyıldan itibaren Arap coğrafyacılarının kullandığı ‘Türklerin yaşadığı yer’ anlamına gelen ideolojik bir terim. Uygurların yaşadığı bölgeye ‘Doğu Türkistan’ denmesi, ‘Batı Türkistan’ diye ülkenin olduğunu ima ediyor. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde Türkler yaşadığına göre Batı Türkistan, Türkiye, Almanya, Fransa, Avustralya ya da başka bir yer olabilir. Kısacası, bu haliyle ‘Batı Türkistan’ tam bir metafor.
Aynı şekilde, Çinlilerin bölgeye verdikleri ‘Yeni Topraklar’ anlamına gelen ‘Şin–Çiyang’ (Türkçe’de Şincan veya Sincan) adı da gayet ideolojik. ‘Soydaşımız’ Uygurlar (ki bu konuda lehte ve aleyhte onlarca teori var ancak bu teorileri bu yazıda tartışmayacağız) yaşadıkları topraklara ‘Şincan’ değil ‘Doğu Türkistan’ denmesini istedikleri için ben de bu isteğe uyacağım.
Yakup Bey’in hanlığı Türkistan’ın Çin’in kontrolüne geçmesi 1759 yılında Ming Hanedanı’na son veren Quing (okunuşu Çinğ)Hanedanı döneminde olmuştu. Qing Hanedanı’nı kuran Mançular çok etnisiteli Çin İmparatorluğu’nda azınlık grubundan oldukları için çok etnisiteli bir ülkenin nasıl idare edileceği konusunda duyarlı davrandılar. Yine de, merkezi iktidarla yerel halk arasında bugüne dek süren gerilimlerin temeli Quing döneminde atıldı. Afyon Savaşları (1839-1842), Taiping (1851-1864) ve Nian (1851-1868) isyanları ile zayıflayan Quing döneminde, ağır bir ekonomik ve mali krize giren bölgede, Uygurlar tam 42 kez ayaklandılar. Bu isyanlar sonucu Kuçar, Yarkent, Kaşgar ve İli Vadisi’nde bağımsız şehir devletleri kurulduysa da Çin egemenliğine tamamen son verilemedi.
Bu konuda ilk ciddi adım 1865’te Yakup Han’ın Ruslar tarafından işgal edilmiş Hokand Hanlığı’nı 1865’te sona erdirip kendini ‘Atalık Gazi Bedevlet’ ve ‘Halife’ ilan etmesiyle atıldı. Yakup Bey 1866’da Hoten’i, 1867 de Kuça’yı,1868 de Turfan’ı, 1872’de Urumçi’yi ele geçirdikten sonra, İli Vadisi hariç bölgede başkenti Aksu şehri olmak üzere Kaşgar ve Yarkent’te egemenliğini ilan etti. Yakup Bey’in istikrarı sağladıktan sonraki ilk işi Rusya ve Hindistan’ın egemeni Britanya ile dostane münasebetler kurmak oldu. Diğer yandan, İngilizlerin de teşvikiyle Osmanlı Padişahı Abdülaziz’e (1861-1876) bir elçi göndererek, yardım ve himaye talep etti. Pan İslamist düşüncelerin filizlenmeye başladığı bu dönemde Abdülaziz bu çağrıya kayıtsız kalmadı. Enderun’dan Murat Efendi’nin başkanlığındaki dört muvazzaf ve dört emekli subayı 2 bin piyade tüfeği, altı sahra topu ve cephane yapımında kullanılan barut ve malzemeleriyle birlikte Bombay üzerinden Doğu Türkistan’a gönderdi. Heyet Kaşgar’da 100 pare top atışı ile karşılandı, Doğu Türkistan’ın önemli şehirlerinde Abdülaziz adına hutbeler okundu, paralar kestirildi. Osmanlı Devleti’nin Yakup Han’a ‘Emir’ unvanını vermesi şerefine yapılan törende İngiliz temsilcileri de hazır bulunmuştu, çünkü o günlerde İngilizler bölgeyi Rusya ile Çin arasında bir tampon olarak görüyorlardı.
Bölgenin Çin kontrolüne geçişi Ancak bu ‘Altın Çağ’ kısa sürdü. Yakup Bey’in 1877’de ölmesinden sonra bölge Mançu Hanedanı’nın valisi Zuo Zongtang’ın kontrolüne geçti. Zuo’nun kuvvetleri sadece bölgeyi kontrol etmekle kalmadılar, Rus kuvvetlerinin geri çekilmesini de sağladılar. Zou, bölgede istikrarı sağlamak için bölgeyi Çin’in geri kalanından izole etti. 1884 yılında bölgenin adı, Çin’in 19. Vilayeti olarak ‘Yeni Topraklar’, manasına gelen ‘Şin-Çiyang’ a (Türkçeye Şincan veya Sincan diye geçti) çevrildi. Her ne kadar bu tarihten sonra Türk ve Türkistan kelimelerinin kullanılması, bu adla gazete dergi çıkarılması Türkiye’den ve İslam ülkelerinden gazete, kitap getirilmesi yasaklandıysa da Sun Yat Sen liderliğindeki 1911 Devrimi ile Çin’de Cumhuriyet yönetimi kuruluncaya kadar bölgede önemli bir rahatsızlık yaşanmadı. Ama Cumhuriyet dönemi, Uygurların ayrılıkçı taleplerinin netleşmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü Çin ulus devletinin kurucu babası Sun Yat Sen, Han kökenliydi ve her ne kadar azınlıkların kendi kimliklerini gerçekleşmesine sıcak bakıyorsa da, ona göre, Uygurlar Hanların alt etnik gruplarından biriydi. Hanların bölgenin verimli tarım alanlarına göç ettirilmesi, bölgenin Han bürokratları tarafından yönetilmesi bu dönemde başladı.
Ceditçiler-Kadimler çatışması Uygurların buna tepkisi kimlik mücadelesine hız vermek oldu. Bu konuda iki temel akım çarpışıyordu. ‘Cedidçiler’ (Yenilikçiler) denen grup seküler milliyetçilerdi, ‘Kadimler’ (Eskiler) ise Hotan Emiri’nin başını çektiği radikal dinci hareketti. 1930’da Han Maksud’un ölümünden sonra bölge valiliğine getirilen Jin Shuren’in Kumul’u ele geçirip, vergileri arttırması ve Han Çinlilerinin bölgeye yerleştirilmesi sistematik hal almasıyla birlikte Uygurlar yeniden ayaklandılar. 1931 tarihli Kumul İsyanı ile birlikte Müslüman Çinliler olan Huilerin egemen olduğu Gansu eyaletinin feodal beyi ‘Ma’ Chung-Ying bölgeyi işgal etti. (‘Ma’ bir unvandı.) ‘Ma’ Chung-Ying’in ve Huili feodallerin gaddarane idaresi Uygurların Müslüman Huilere karşı antipatisini arttırdı. Bu durum, Uygur milliyetçiliğinde İslam’ın rolünü azaltırken etnik vurguyu güçlendirdi, yani ibre Kadimcilerden Cedidçilere doğru döndü.
Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti Mart 1933’te Muhammad Emin Buğra ve iki kardeşi Tarım Havzası’nda Hotan Emirliği’ni ilan ettiler. Rusların yardımıyla sona erdirilen bu oluşumu Eylül ayında Cedidçilik, bağımsızlık, reformculuk ve milliyetçilik idealleri ile Sabit Damolla ve eski Kumul Hanlığı Veziri Hoca Niyaz’ın 12 Kasım 1933’te ilan ettiği Şarki Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti izledi. (Bazı kaynaklara göre devletin adı Müstakil İslami Şarki Türkistan Cumhuriyeti idi. Devletin ilk parasında ‘Uyghurstan Cumhuriyeti’ yazdığını iddia eden kaynaklar var ama bugün Doğu Türkistanlı milliyetçiler Uyguristan terimini kullanmaktan kaçınıyorlar.)
Sabit Damolla ve Hoca Niyaz, Doğu Türkistan’ın Rusya yanlısı Çinli Valisi Şen-şi-sey ile ittifak içinde Aksu merkezli, Tarım Havzası’nın kuzeyinden Hotan’a kadar uzanan bölgede egemen oldular. Ama o yıllarda bölgeyi adeta Rusya yönetiyordu, çünkü Şen-şi-sey Rus yanlısı bir bürokrattı. Öyle ki, ordu, polis, sağlık, eğitim teşkilatı başta olmak üzere tüm kamu yöneticileri
de facto 20 kadar Rus subayına bağlı çalışıyordu. Ülkede Rus ajanları, araştırmacıları, tüccarları cirit atıyordu. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, yıllardan beri bölgeyi sarmış olan yolsuzluk, rüşvet, karaborsacılık, enflasyonla boğuşurken, Başbakan Sabit Damolla, SSCB, Afganistan, İran, Türkiye ve Hindistan’a (o yıllarda Britanya’nın sömürgesiydi) elçiler göndererek yardım almaya çalıştıysa da çağrılarına karşılık bulamadı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.