
Cumhuriyet’in 88. Yıldönümü’nü, aynen geçen yıl olduğu gibi, daha önceki yıl olduğu gibi, hatta beş yıl önce olduğu gibi Kürt Meselesi, Ergenekon Davası, anayasa tartışmaları, insan hakları ve demokrasi önündeki engeller, AB ile tıkanan ilişkiler, komşularla bozulan ilişkiler.. gibi çok temel ve derin sorunların gölgesinde ‘kutladık’.
Bu yılın evvelki yıllardan farkı, bu sorunların aslında ne kadar önemsiz, ne kadar anlamsız olduğunu bir tokat gibi yüzümüze çarpan Van depreminin acısı, çaresizliği, utancı idi. Başta Van halkı olmak üzere herkese baş sağlığı diliyorum.
22 Ağustos 2010 tarihli “İstanbul depremini beklerken” başlıklı yazımda hikâyesini anlattığım 1966 Varto Depremi’ne kıyasla devletin tavrı çok olumlu. Ama aynı devletin KCK tutuklamalarına, PKK’nin ise misillemeye devam etmesi ülkenin tamamını deprem yerine çevirmek üzere. Böyle bir ortamda ilginizi çeker mi bilmiyorum ama bu haftaki yazım, AKP’nin deprem bahanesiyle iptal ettiği Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının tarihçesine dair.
***
İlk Cumhuriyet Bayramı, sanıldığı gibi 1924’te değil, 1925 yılında kutlanmıştı; çünkü 1924 yılı, devletin kuruluşunu Meclis’in açılışı mı yoksa Saltanat’ın kaldırılması mı sembolize ediyor meselesini tartışmakla geçmişti. Sonunda Cumhuriyet’in İlanı’nda karar kılınmıştı. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) 1925’teki kutlamaları (ki Hipodrom’da resmigeçit, TBMM’de kabul töreni, Ankara Palas’ta balodan ibaretti) “tereddütlü”, 1926’dakini “biraz gevşek”, 1927’dekini “dâhili vakalardan dolayı mahzun” diye nitelemişti. 1928 yılı “geçen yıllardan daha iyi” olduysa da, 1929-1932 arası, dünyayı saran ekonomik buhran yüzünden mi yoksa henüz Cumhuriyet’in faziletleri idrak edilmediğinden midir bilinmez, pek sönük geçmişti. Yine de 1928’de törenlere Yunanistan Başbakanı Venizelos’un katılımı ve Türkiye ve Yunanistan futbol takımları arasında maç yapılması; 1931’de törenlere Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Litvinof’un katılımı, 1932’de ise İran Dışişleri Bakanı Furugi Han’ın katılımı pek memnuniyet yaratmıştı.
Efsanevi kutlamalar
Cumhuriyet’in ilanının 10. yılı olan 1933’te bütün bu kötü tarihçeyi temize çekmek ve rejime iman tazelemek için kollar sıvandı. Bugünden baktığımızda anlamakta güçlük çekeceğimiz bir heyecanla ele alınan 10. Yıl kutlamalarının çalışmaları aylar önce başlamıştı. 9 Haziran 1933 günü Abdülmuttalip (Öker), Hakkı Tarık (Us), Hasan Cemil (Çambel), Hasan Reşit (Tankut), Necip Ali (Küçüka) beylerin hazırladığı 12 maddelik “Cumhuriyet İlanı’nın 10. Yıl Dönümü Kutlama Kanunu” uyarınca, kutlamalar üç gün sürecek, hükümet kutlamalardan 10 gün önce ve 10 gün sonra devlete ait ulaşım araçlarında indirim yapacak, kutlamalara ilişkin kitap ve broşürlerden posta ücreti alınmayacak, diğer gönderiler indirimli olacak, memurlara maaşları ayın 28’inde ödenecekti.
Kutlamalar için o günler için çok büyük miktar olan 230 bin liralık bir bütçe ayrılmış, 10. Yıl Dönümü Kutlama Komitesi’nin başına CHF Genel Sekreteri Recep (Peker) Bey getirilmişti. Erzurum Milletvekili Nafi Atuf (Kansu) Bey ile Milli Savunma Bakanı, İçişleri ve Milli Eğitim müsteşarları da komitenin üyeleriydi. Recep (Peker) Bey, parti örgütüne 31 Ağustos 1933 tarihinde gönderdiği yazıda, yapılacak işlerin büyük boyutta, hareketli, renkli, zekâ ürünü, anlamlı çalışmalar olması gerektiği belirtmiş; partililerin kendilerine, ailelerine ve çocuklarına yeni elbise, şapka, palto gibi giysileri alma işini Cumhuriyet Bayramı’na denk getirmeleri istenmiş; bunun gelenekselleştirilmesinin “maksada büyük hizmet olacağı” eklenmişti.
Komite ayrıca “olayın büyük heyecanını halka duyurmak için her vasıtadan yararlanmak”, “yurdun her tarafında en az bin konferans ve beş yüz temsil vermek”, “büyük meydanlarda radyo yayını yapmak”, “gazetelerde inkılâbın anlamı ve büyüklüğünü anlatan sözler, grafikler, temsili resimler” yayımlamaya da karar vermişti. Ayrıca konferans, basın, dekorasyon, tören, temsil ve radyo komiteleri kurulacaktı.
Komiteler hemen işe koyuldu. 10. Yıl anısına hatıra paraları, pullar bastırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı 200 bin adet madalya ve 200 bin adet broşür hazırlattı ve belediye teşkilatı olan yerlere gönderdi. Köylere ayrıca 20 bin Türk bayrağı gönderildi. CHF de kendine kırmızı zemin üzerine her biri ayrı uzunlukta olan, beyaz renkli mızrakla süslü bayrak hazırlattı. Mızraklardan her biri ‘Cumhuriyet’in bir ilkesini’ (yani CHF’nin altı okunu) temsil ediyordu. Halk arasında CHF bayrağının ilerde milli bayrakla yer değiştireceği dedikoduları yapılıyordu...
Kemalist güzelleme: 10. Yıl Marşı
Komite ayrıca Cumhuriyet’in simgesi olacak bir marş hazırlanmasına karar vermişti. (İddialara göre bu marş söylenmesi pek zor olan ve milli temalardan çok dinî temalara yaslanan İstiklal Marşı’nın yerine ısmarlanmıştı.) Sonunda güftesini Behçet Kemal (Çağlar) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel) beylerin, bestesini Cemal Reşit (Rey) Bey’in yaptığı 10. Yıl Marşı seçildi. Tüm dünyaya bir zamanların ‘Hasta Adamı’nın nasıl dirildiğini ve 10 yılda ne büyük işler başardığını anlatmayı amaçlayan marş önce Halkevi’nde Recep Bey ve diğer mühim şahısların önünde; sonra 500 kişilik bir topluluğun önünde, nihayet 14 Ekim 1933 günü Mustafa Kemal’in huzurunda Müstakil Jandarma Taburu’nca seslendirildi ve Mustafa Kemal’in marşı çok beğendiğini söylemesi üzerine ülkeye takdim edildi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.