
Sevgili Hrant Dink’i sonsuzluğa uğurlayalı beş yıl oldu. Acı ve özlemle geçen bu beş yılın sonunda varılan nokta insanda büyük bir öfke uyandırıyor. Çünkü 24 nafile duruşmadan sonra, tetikçilere kesilecek ceza ile bu dosya kapatılmaya çalışılıyor. Bu korkunç cinayeti örgütleyenler, yardakçılık edenler, katillerin sırtını sıvazlayanlar, delilleri karartanlar yakayı sıyırmak üzere. Ancak Hrant’ın Arkadaşları, davanın bu şekilde kapanmasına izin vermeyecek. Çünkü buna izin vermek demek, Hrant’ın bir kez daha öldürülmesine izin vermek demek. Buna izin vermek demek, benzeri cinayetlere kapı aralamak demek. Buna izin vermek demek, bu ülkenin sürekli korku ikliminde yaşatılmasına razı olmak demek. Hrant’ın Arkadaşları böyle olmasına izin vermeyecek. Hrant’ın Arkadaşları, bu konudaki kararlılıklarını göstermek için 19 Ocak 2012 Perşembe günü saat tam 13:00’te Taksim Meydanı’nın Elmadağ’a olan yönünde toplanacak ve AGOS’un önüne yürüyecek. “Slogan yok. Örgütsel flama, bayrak yok. Bu sessiz bir çığlık” olacak diyor Hrant’ın Arkadaşları. Ben bu yürüyüşe katılamayacağım çünkü aynı amaçla İzmir’de düzenlenen bir başka yürüyüşte ve toplantıda olacağım. Ama bir yarım sizlerle birlikte olacak.
Bir de kişisel notum var. Yazılarımın bir bölümünü Topladığım Öteki Tarih I: Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye adlı kitabım, Profil Yayıncılık’tan çıktı. Ancak bu olaya sevinemedim çünkü kitaba ad verirken, dostum Erdoğan Aydın’ın Öteki Tarih adlı bir kitabı olduğunu fark etmemişim, fark etmemişiz. 2007 yılında Kırmızı Yayıncılıktan çıkan bu kitap 2011’de 4. baskısını yapmış üstelik. Kendisi büyük bir anlayışla özürlerimi kabul etti ama Erdoğan Aydın’dan ve Kırmızı Yayıncılık’tan bir kez de huzurlarınızda özür dilemeyi borç biliyorum.
xxx
Haftanın yazısı, bundan 97 yıl önce, İttihat ve Terakki’nin kötü yürekli yöneticileri tarafından öksüz ve yetim bırakılan Ermeni çocuklarının Suriye’deki serencamına dair.
Edebiyatçı ve siyasetçi Halide Edip (Adıvar) Hanım, 1916 yazında Cemal Paşa’dan bir mektup almıştı. Paşa’nın emir subayı Falih Rıfkı (Atay) tarafından getirilen mektupta Cemal Paşa “Türk kadınının medar-ı iftiharı” Halide Hanım’a, Beyrut’taki Amerikan ve Fransız kolejlerine benzer okullar açma hayalinden söz ediyor ve kendisini Suriye ve Lübnan’a davet ediyordu. Haydarpaşa Garı’ndan yola çıkan ekipte Falih Rıfkı (Atay), Halide Edip, Nakiye (Elgün) Hanım, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ile Falih Rıfkı’nın “çarşaflı sörler” dediği kadın hocalar vardı. Cemal Paşa Hamdullah Suphi’nin Suriye’deki eski Türk-İslam mimarisi eserleriyle ilgili çalışmalar yapmasını istemişti. Falih Rıfkı’ya göre Cemal Paşa, böylece “Lübnan’ı Konyalaştırmayı” hayal ediyordu.
Bahaeddin Şakir’le karşılaşma
Adana yakınlarındaki istasyonlardan birinde trene İttihat ve Terakki’nin ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucu ve en etkili yöneticilerinden Dr. Bahaeddin Şakir binmişti. Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza Bey’in “Zeki, biraz mutaassıp bir vatanperver idi. Müslüman olmayan milletlere husumeti vardı (...) Ermenilere düşman idi (...) Bir gün Nişantaşı’nda karşı karşıya geldik. Tuttukları yolun doğru olmadığını söyledim. Ne kadar doğru olduğunu yakında göreceksiniz dedi” diye bahsettiği kişiydi Bahaeddin Şakir.
Ünlü İttihatçı gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın’ın “[1915-1917] Tehcir işinde Bahaeddin Şakir’in rolü nedir? En hususi toplantılarımızda bile bu mesele teşrih edilmemiştir, aydınlanmamıştır. Açık, kati bir kanaatim yok, fakat başka meseleler konuşulurken, ağızdan çıkmış bir kelimeden, sızmış bir fikirden, zapt edilememiş jestlerden, hâsılı gözle görülmeyen, fakat insanda bir şüphe uyandıran ince ve hafif delillerden, bende kuvvetle peyda olan zanna göre, tehcir işinin en büyük amili (uygulayıcısı) ve haliki (yaratıcısı) odur. Yalnız başına Şark vilayetlerini dolaşarak [tehcire] zemin hazırladığını, esası kararlaştırdığını ve şahsi kanaatlerini tatbike çalışırken, haiz olduğu mevki dolayısıyla, emirlerinin Merkez-i Umumi ve hükümet emirleri diye telakki olunduğunu ve nihayet hükümetteki bazı nafiz arkadaşlarını da sürüklediğini kuvvetle zannediyorum” diye bahsettiği kişiydi Bahaeddin Şakir.
İttihat ve Terakki’nin uzun süre genel sekreterliğini yapmış olan Mithat Şükrü Bleda’ya göre, 27 Mayıs 1915 tarihli “Geçici Tehcir Kanunu”nun çıkarılması için en çok uğraşan adamlardan biriydi Bahaeddin Şakir.
“Bir katilin elini sıktırdınız”
Falih Rıfkı’ya göre, Halide Hanım, Bahaeddin Şakir’in adını ve önemini biliyorsa da o karşılaşmaya kadar Ermeni politikasındaki rolünün farkında değildi. Bahaeddin Şakir ise, o güne kadar kendisi gibi düşünmeyen bir Türk milliyetçisine rastlayacağını hatırına bile getirmemişti. Uzun bir konuşmadan sonra Bahaeddin Şakir trenden inmişti. O indikten sonra Halide Hanım Falih Rıfkı’ya “Bana bilmeyerek bir katilin elini sıktırdınız” demişti. Bahaeddin Şakir ise vedalaşırken Falih Rıfkı’nın kulağına eğilerek “Senin gibi yetişecek kıymetli gençleri, bu kadınla temas etmekten menetmelidir” demişti. Falih Rıfkı’ya göre ikisi de birbirinden nefret etmişlerdi.
Halide Hanım ve Nakiye Hanım, Lübnan’a vardıklarında Cemal Paşa’yı, Sofar’daki köşkünde ziyaret etmişlerdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.