1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 12:18
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 15.05.2011
Ayşe Hür
Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır! Ayşe Hür - Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!

CHP milletvekili adayı Binnaz Toprak’ın Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısında yazan “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” cümlesi ile ilgili olarak “Bu sinir bozan bir şey” demesi, Başbakan Erdoğan tarafından seçim meydanlarında eleştiri konusu yapıldı. Çünkü bu cümle Al-i İmran Suresi’nin 185. ayetinin girişiydi ve koskoca milletvekili adayının bundan haberi yoktu! Daha önce de CHP’nin milletvekili adaylarından Hurşit Güneş’in “Cuma’yı kazaya bıraksınlar” demesi ya da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Statükonun Allah’ı” lafı Başbakan veya Bülent Arınç tarafından eleştiri konusu yapılmıştı. BDP gibi Marksist-Leninist kökenden gelen, seküler bir örgüt, meydanlarda kıldırdığı Cuma namazlarıyla siyaset yapıyor. Ateist olduğunu sandığım adaylar bile dinden imandan söz ediyor. Kısacası siyaset giderek dinîleşiyor, daha doğrusu İslamileşiyor...

Bu durumu demokrasi, çokkültürlülük, çoğulculuk açısından sakıncalı buluyorum. Bence yapılacak şey basit: Dini siyasetten ayırmak, dini siyasete, siyaseti dine alet etmemek, siyasi eleştiriyi dinî kavramlarla yapmamak... Dini kişilerin özel alanına bırakmak...

Bu vesilesiyle, bu hafta Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Edhem Eldem’in hazırladığı/yazdığı İstanbul’da Ölüm, Osmanlı-İslam Kültüründe Ölüm ve Ritüelleri adlı kitaptan yaptığım bir derlemeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Adından da anlaşıldığı gibi, 1453 öncesini, taşrayı ve gayrımüslim ölüm âdetlerini dışarıda bırakan kitabın “Kent ve Ölüm” adlı birinci bölümünde İstanbul’un ölülerle canlıların iç içe yaşadığı bir kent olduğunu, 1300’lü yıllarda Osmanlıların İslam öncesi Türk gelenekleri uyarınca kişinin ruhunun kemiklerde saklı olduğu düşünüldüğünden ölümün ardından vücudun ya hayvanlara yedirilmekte, ya da ağaç kazık, sunak gibi yükseltilere yerleştirilip çürümeye bırakılmakta olduğunu veya II. Murad’ın vasiyetinde “sünnete uygun biçimde defnedilmek istediğini” belirtmesinden hareketle, o tarihte hâlâ defin konusunda belli bir usul olmadığını öğreniyoruz.
 


84 gün saklanan ölüm

“İktidar ve Ölüm” başlıklı bölümde, yazarın deyimi ile “İstanbulluların en İstanbullusu, Osmanlıların en Osmanlısı, Müslümanların en Müslüman’ı” olan Osmanlı padişahlarının ölümlerini okurken 1389’dan 1566’ya kadar uygulanan ve iktidar boşluğu oluşmaması için, padişahın ölümü halefinin cülusuna kadar gizli tutulması demek olan “Ölüm Sırrı” ile tanışıyoruz. Yıldırım Beyazıt’ın, I. Mehmet’in ve Yavuz Sultan Selim’in ölümleri birkaç gün saklanırken, Zigetvar Seferi sırasında, 5 Eylül 1566 günü Macaristan topraklarında ölen Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü tam 48 gün sonra askere açıklanmış. Defin ise ölümünden 84 gün sonra yapılmış. Bu süre içinde ceset nasıl saklanmış derseniz, yıkanıp kefenlenmiş, sonra çadırının altına açılan bir mezara geçici olarak gömülmüş. Bu arada vezirler padişaha rapor verir ya da ondan emir alır gibi davranmışlar, padişahın el yazısı ve tuğrası taklit edilmiş, hatta Hasan Ağa adlı bir Boşnak padişah gibi giydirip gözler boyanmış...
 


Vefasız felek

“Taşları Kullanmak” bölümünde mezar taşlarında bolca karşımıza çıkan kıyamet günü, cennet, cehennem, günah, şahadet, rahmet, fena/beka (yok olma/kalıcı olma), acı, hasret, ayrılış, hasret gibi İslami ve dünyevi kavramların yanı sıra, vücut/dünya (kafes), ruh (kuş, bülbül), cennet (aşiyan, yuva) gibi İslam öncesi Türk kültürüne gönderme yapan metaforlarla tanışıyoruz. Aynı şekilde İslam inancında ölünün arkasından ağlayıp bağırma, saçını başını yolma gibi aşırı tepkilerin gösterilmesi kesinlikle yasak olduğu halde mezar taşlarında ‘ah’, ‘ah-u figân’, ‘feryâd’ gibi terimleri; kişinin haksızlık ya da ölüm karşısında duyduğu isyan duygusunu anlatan ifadeleri ya da “vefasız feleğe” sövmelerini de bu bağlamda değerlendirebileceğimiz anlaşılıyor. 
 


Makam taşları

Bu dönemlerde ortaya çıkan bir başka gelenek de “Makam Taşı” dikmek. Makam taşı, bir kişinin defnedildiği yeri yani mezarı göstermekten çok ölmüş kişinin anısını yaşatmak için dikiliyor. Örneğin İstanbul'daki sahabe mezarlarının çoğu bu türden makam yerleri. Aynı şekilde Rumelihisarı Şehitlik Dergâhı’nda bulunan Şeyh Bedrettin’in mezar taşı da, dergâh mensuplarının Bedrettin aracılığıyla dergâhlarına saygınlık kazandırmak için diktikleri sahte bir mezar taşı.

Yeri gelmişken ben de bir ekleme yapayım: Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Ermeni-Türk barışmasına adadığı İnsanlık Anıtı’nın yıkılması için Başbakan’ın gösterdiği gerekçelerden biri olan Ebu’l-Hasen el-Harakânî Türbesi, söz konusu zatın gerçekten gömülü olduğu yer değil, sadece bir “makam” yeri, yani “sanal mezar”. İslam alimi Kazvînî’ye (ö. 682/1283), göre gerçek kabir, Horasan’da, Bistâm yakınlarındaki Harakân’da.


Dönemin best-seller’i

“Kitabenin Gelişimi” adlı bölümünde yer alan Tahsin Ağa’nın mezar taşında boy gösteren “Ziyaretten murad bir duadır/ Bugün bana ise yarın sanadır” beyti dönemin best-seller’i olarak dikkati çekiyor. Edhem Eldem’e göre, muhtemelen İran edebiyatıyla Anadolu’da gelişen halk edebiyatının bileşiminden doğan bu tür şiirler 18. yüzyıldan itibaren mezar taşlarında boy göstermiş.

Bu dönemin modası ise kitabenin sonuna ebced hesabına göre yazılan tarih beyti. Ebced hesabıyla tarih şöyle düşülüyor: Alfabenin her harfinin sayısal bir değerinden yararlanarak dizeyi oluşturan harflerin toplamının ölüm tarihine eşit olması sağlanıyor. “Tam tarih” bütün harflerin, “mücevher tarih” ise noktalı harflerin toplamından oluşuyor.


Kadının adı yok

1838’de ölen Emine Hanım’ın mezar taşı hem bu açıdan hem de hangi koşullarda öldüğünün anlatılması açısından ilginç. Eskiden ölüm nedeni olarak kısaca “emr-i hak”, “hastalık” ya da “dert” gibi genel bir terim kullanılırken bu yüzyıllarda artık sekte-i kalp, şîrpençe, çiçek, basur, mide hastalığı, kanser, tümör gibi daha detaylı açıklamaların yapılması kişiselleşme işareti olmalı. Metinlerdeki bu zenginleşmeye taşların deniz kabuğu, vazo, çiçek, servi ağacı, meyve ve ışın, nişan ve madalya motifleri ile süslenmesi eşlik ediyor.

Bu arada sadece yazılanlar değil yazılmayanlar da hayata dair bilgiler veriyor. Emine Hanım’ı tanımlamak için ailesinden üç erkeğin mezar taşında kendine yer bulması, mezar taşındaki beş satırlık yazıtın sadece bir satırında kendisine yer verilen, diğer satırları Rumelihisarı Şehitlik Dergâhı’nın postnişini olan kocası ile babasına kaptıran Naciye Hanım (ö. 1901), yine aynı dergâhın postnişini olan kocası Abdünnafi Baba ile yaşadığı “mesud evlilik hayatı” bile belirtildiği halde adı mezar taşına yazılmayan meçhul kadın (ö. 1906/7) bizi “modern zamanların” eşiğinde Osmanlı kadınının görünürlüğü üzerine düşünmeye itiyor.


Türkleşme izleri

Kitabın bütününden öğrendiğimiz en önemli bilgi ise 500 yıl boyunca bir yandan ulema İslam’ı ile halk İslam’ı arasında diğer yanda alt sınıflar ile üst sınıflar arasında farklılaşma yaşanırken, değişimin ortak paydasının İslam öncesi Türk kültürünün İslam kültürünü galebe çalması olduğu.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 12:18:18