“17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin 11. Yıldönümünde bölgeden yapılan canlı yayınları izledik, depremzedelere dair yürek burkucu öyküleri okuduk, üzüldük. Sonra halimize şükrettik ve klasik tartışmalarımıza geri döndük. 2011 Ağustosuna kadar da bu konuyla ilgilenmeyiz herhalde. Hâlbuki, bilim adamları önümüzdeki on yıl içinde, İstanbul’da büyük bir deprem olacağı konusunda yetkilileri ve halkı uyarıyor. Aslında topraklarımızın yüzde 92’si, nüfusun yüzde 95’i, sanayinin yüzde 98’i deprem kuşağında. Yani konu referandum, Kürt Açılımı, ‘soy-sop-boy’ tartışmaları, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği gibi konulardan da önemli. Konu üzerine birkaç gün daha düşünmemizi sağlar umuduyla, bu haftayı deprem tarihimize ayırdım.
Kıyamet-i Suğra
İstanbul’da tarih boyunca pek çok deprem yaşanmış ama kayıtlara geçen ilk depremin tarihi 402. Bizans döneminde irili ufaklı 50’den fazla deprem olduğu sanılıyor. Bunlardan 407, 437, 447, 450, 542 yılında olanlar çok şiddetliydi. 19 Ekim 557’deki depremde Ayasofya’nın kubbesi hasar gördü. Şehir surları yıkıldı. 740 yılındaki depremde Aya İrini Kilisesi ve birçok büyük bina hasar gördü. İtalya’dan bile hissedilen 989 depreminde Ayasofya’nın batı kubbesi çökmüştü. 1064 yılı depreminde şehrin batısı büyük oranda yıkıldı.1343 depreminde sarsıntılar 12 gün sürerken, 1346 depreminde sarsıntılar aralıksız bir yıl sürdü.
Osmanlı dönemindeki ilk büyük deprem 16 Ocak 1489 tarihinde meydana gelmiş ve fetihten sonra inşa edilen camilerin minarelerini yıkmıştı. İkinci büyük deprem ise ‘Kıyamet-i Suğra’ (Küçük kıyamet) adı verilen 1509 depremidir. Bu deprem gerçekten küçük bir kıyamet gibidir; çünkü sarsıntılar 45 gün sürmüş, 109 cami, 1070 ev, şehir surları, Topkapı Sarayı’nın bazı bölümleri, At Meydanı’nın (bugün Sultanahmet Meydanı) bir bölümü, su yolları yıkılmıştı. Ölü sayısı bazı kaynaklara göre beş bin, bazı kaynaklara göre ise 15 bin civarındaydı. Dönemin padişahı II. Bayezid, Topkapı Sarayı’nı terk edip 10 gün bahçede kurulan çadırda yaşamış, sarsıntılar durmayınca Edirne’ye taşınmıştı. Ama depremin etkisiyle Tunca Nehri taşıp da Edirne’yi seller alınca, depremden kaçılamayacağını anlamıştı.
30 Nisan 1557’deki depremde Fatih Camii büyük hasar görmüştü. 28 Haziran 1648, 6 Şubat 1659, 11 Temmuz 1690, 24 Mayıs 1719 ve 3 Eylül 1754 tarihli depremler de önemliydi ama Kurban Bayramı’nın ikinci gününe rastlayan 22 Mayıs 1766 tarihli deprem 1509’dan sonraki en büyük deprem olarak tarihe geçti. Bu depremde de III. Mustafa şehri terk etmişti. 300 kişiyi bulan can kaybı depremin şiddetine göre çok düşüktü, ancak artçı sarsıntıların sekiz ay (bazı kaynaklara göre 2,5 yıl) sürmesi hem şehrin fiziki yapısı, hem de halkın psikolojik durumu üzerinde büyük tahribata yol açmıştı.
1894 İstanbul Depremi
İstanbul’daki son deprem 10 Temmuz 1894’te öğleyin 12:27’de (alaturka saat ile 4:45’te) yaşandı. O günlerde depremlerin şiddetini ölçen tekniklere sahip olunmadığı için, depremin şiddetiyle ile ilgili bilgiler tahminlere dayanıyordu. Dönemin Padişahı II. Abdülhamit’in daveti üzerine İstanbul’a gelen Atina Rasathanesi Müdürü D. Eginitis ve İstanbul Rasathanesi Müdürü Aristide Coumbary, bizzat kendilerinin yaptıkları araştırmalara, valilerden gelen telgraflara ve o dönemde sahip olunan bilimsel bilgilere dayanarak depremin şiddetine ve süresine ilişkin bir rapor hazırlamışlardı. Rapora göre merkez üssü Yeşilköy açıklarında olan deprem üç bölüm halinde gerçekleşmiş ve toplam 17 saniye sürmüştü. İlk sarsıntı 4,5 saniye sürmüş ve eşyalar bile yerinden oynamamıştı. 8,9 saniye süren ikinci sarsıntı büyük tahribat yapmış, üçüncü sarsıntı ise sadece beş saniye sürmüştü. Görgü tanıklarının anlattığına göre, deprem öncesinde Marmara kıyılarında deniz elli metre çekilmiş, depremden sonra bir tsunami (açık deniz dalgası) olayı yaşanmıştı.
Moral bozmayalım
Rapora göre Yanya, Girit, Bükreş ve Anadolu’nun uzak bölgelerinde hissedilen deprem sonunda İstanbul’da hasar görmemiş ev kalmamıştı. Sansürcülüğü ile meşhur Abdülhamit’in ‘halkın moralinin bozulmaması’ için deprem hakkındaki haberlere sansür koyması yüzünden kaç kişinin öldüğü ya da yaralandığına dair kesin bilgiler elde edilememiştir ama bazı kaynaklara göre 500’e yakın kişinin öldüğü, bir o kadar kişinin de yaralandığı sanılmaktadır.
Depremin ardından Abdülhamit’in 1.500 lira vererek başlattığı yardım kampanyasında toplanan paralar 28 Aralık 1894 gününe gelindiğinde 82.874 altına ulaşmış, bu para depremde ölenlerin ailelerine biner kuruş, arkalarında kalan dul ve yetim çocuk başına beş yüzer kuruş olarak dağıtılmıştı.
Vesveseli Padişah
Bu depremin, vehimleriyle tanınan Abdülhamit’i çok korkuttuğuna şüphe yok. Bu korkudan yararlananlar da olmamış değil. Örneğin Abdülhamit’in başkâtibi Tahsin Paşa’nın anlattığına göre, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin oğlu Ahmet Muhtar Bey, depremden bir süre sonra Yıldız Sarayı’na gelmiş ve Dolmabahçe Sarayı’nın kubbesinin depremden hasar gördüğünü, bu yüzden yaklaşan bayramı orada kutlamanın doğru olmadığını söylemişti. Vesveseli Padişah kendisini böylesine kollayan Ahmet Muhtar Bey’i yüklü bir bahşişle ödüllendirmişti. Oysa Dolmabahçe Sarayı’nda böyle bir hasar yoktu. Abdülhamit depremden hemen sonra İtalya’dan beheri 3200 franga iki adet sismograf aleti getirtti, bunlardan biri Kandilli Rasathanesi’ne, diğeri ise padişahın konut olarak kullandığı Yıldız Sarayı’na yerleştirildi.
Trabzon’da bando mızıka
Padişahın evhamı halk tarafından çok iyi bilindiği için depremden sonra imparatorluğun çeşitli yerlerindeki camilerde, tekkelerde, Allahın, Padişahı koruması için dualar okunmuş, adaklar adanmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.