“Bu hafta, Cumhuriyet tarihi meraklılarından özür dileyerek, bundan tam 36 yıl önce, 20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin askerî müdahalesi ile hukuki ve siyasi statüsü radikal bir biçimde değişen Kıbrıs’ın II. Abdülhamit tarafından İngilizlere verilmesinin hikâyesini anlatacağım. Abdülhamit’in bu işi hangi şartlar altında yaptığını anlamak için de, konuyu biraz genişçe ele alacağım. Umarım olayları birbirine karıştırmadan anlatmayı başarırım.”
30 Mayıs 1876 sabahı Mithat Paşa ve Hüseyin Avni Paşa’nın başını çektiği bir darbe ile tahttan indirilen Abdülaziz’in yerine Abdülmecid’in ilk şehzadesi, Batı kültürüyle yetişmiş, nazik, savurgan ve bohem V. Murad geçirilmişti. Resmî hikâyeye göre, Topkapı Sarayı’nda III. Selim’in öldürüldüğü daireye kapatılan Abdülaziz, hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek V. Murat’tan yardım isteyince, üç gün sonra Feriye Sarayı’na nakledilmiş, ama 4 Haziran 1876 günü hamama girip annesinden istediği makasla (nasıl başardıysa) her iki kolunun damarlarını keserek intihar etmişti.
Konumuzun dışında ama meraklıları için bir parantez açalım. Bugün artık, bu olayın bir intihar değil cinayet olduğu kanısı güçlü ama o gün intihar teşhisi çoğu yabancı, 19 hekimden oluşan bir heyetçe resmen onaylanmıştı. Aslında cesedin yanına ilk gelen doktor Hüseyin Avni Paşa’nın yakın dostu meşhur Marko Paşa’ydı. Ardından Askeri Doktor Ömer Bey geldi. Hüseyin Avni Paşa, Marko Paşa'nın ölüm raporunu intihar olarak yazdığını söyleyerek, Ömer Bey’in de raporu imzalamasını istedi. Ömer Bey ise cesedi görmeden imzalamayacağını söyledi. İddiaya göre Hüseyin Avni Paşa Ömer Bey’in miralay rütbelerini söküp, ertesi gün Libya’ya sürgüne göndermişti. Böylesi bir ortamda 19 hekimin raporun baskı altında hazırlanmış olduğu ihtimal dahilinde ise de bu doktorlardan Fransız Marroin ve İngiliz Dickinson, intiharı doğrulayan beyanlarını Fransız Ziraat ve Ticaret Bakanlığı’nın yayın organı ile İngiltere’de yayımlanan The Lancet tıp dergisine de tekrarlamışlardı. Abdülaziz, aynı gün alelacele Divanyolu’ndaki Sultan II. Mahmud Türbesi’ne defnedilmişti.
Çerkez Hasan Olayı
Ama olaylar durulmadı. 16 Haziran 1876 gecesi, Çerkez Hasan adlı genç bir subay, Abdülaziz’in intikamını almak için devlet erkânına bir suikast düzenledi. Çerkez Hasan, Abdülaziz’in kadınlarından Edâdil’in yeğeni, Üçüncü Kadınefendi Neş’erek’in kardeşiydi. Dolayısıyla Abdülaziz, Hasan’ın çift taraflı eniştesi oluyordu. Ablası Neş’erek, Abdülaziz’in şüpheli ölümünden sonra hasta olduğu halde kötü muameleye maruz kalmış, Dolmabahçe Sarayı’ndan Feriye Sarayı’na götürülürken üzerindeki çarşaf alınmış, daha kötüsü 11 haziranda ölmüştü.
Aslında, Mekteb-i Harbiye mezunu bir subay olmasına rağmen, Galata ve Beyoğlu’nu haraca bağlamış tipik bir İstanbul kabadayısı olan Çerkez Hasan’ın böyle bir olaya kalkışacağı öngörüldüğünden, 14 haziranda tutuklanarak Bağdat’a gönderilmesine karar verilmişti. Ancak, ertesi gün yola çıkacağına söz verdiği için salıverilen Çerkez Hasan, sözünü tutmak yerine Yemiş İskelesi’ndeki (Sirkeci) bir meyhanede epeyce içtikten sonra üç revolver ve iki kama kuşanarak önce Serasker (bugünün Milli Savunma Bakanı) Hüseyin Avni Paşa’nın Üsküdar’daki konağına gitmiş, Paşanın orada olmadığını öğrenince Şûra-yı Devlet Reisi Mithad Paşa’nın Bayezid Tavşantaşı’daki konağına yönelmişti. Konakta, iddialara göre, Girit ve Karadağ’daki ayaklanma belirtilerini görüşmek üzere toplanan Bakanlar Kurulu’nun içkili yemeği (güya ‘Meclis-i Mahsusa’ denen iç kabine toplantısı) yapılıyordu. Alt katta poker oynayan korumalar, Çerkez Hasan’ı tanıdıkları için, şüphelenmeden üst kata çıkmasına izin vermişlerdi. Bundan sonrası çok kanlı geçti.
Davranmayın, yakarım!
Çerkez Hasan toplantı salonunun kapısını hızla açıp “Davranmayın, davranmayın Serasker! Yakarım!” diye bağırdıktan sonra Hüseyin Avni Paşa’yı tabanca ile vurmuş, kendisine arkadan sarılarak etkisiz hale getirmeye çalışan Bahriye Nazırı Kayserili Ahmed Paşa’yı kama darbeleri ile savuşturduktan sonra, henüz ölmediğini fark ettiği Hüseyin Avni Paşa’yı kamasıyla delik deşik ederek işini tamamlamış, ardından Mithat Paşa ve Rüşti Paşa’nın da dâhil olduğu kabine üyelerinin sığındığı odanın kapısını zorlamaya başlamış, kendisine arkadan yanaşarak bıçak sokan uşaklardan birini gözünden yaraladıktan ve bir subayla bir eri daha vurduktan sonra zaptiyelerce etkisiz hale getirilmişti. Bilanço, bazı kaynaklara göre beş, bazılarına göre yedi ölü, bazı kaynaklara göre iki, bazılarına göre 10 yaralı idi.
Olaydan sonra ünlü Bekir Ağa Bölüğü’nde (bugün İstanbul Üniversitesi Merkez Binası) sorguya çekilen Çerkez Hasan, ifadesinde Hüseyin Avni Paşa’yı Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde birinci derece rolü olduğundan, Ahmed Paşa’yı da tahttan indirme sırasında Dolmabahçe Sarayı’nın denizle bağlantısını kestiği için öldürmeye karar verdiğini anlatmıştı. Güya ‘öyle bir şey yapmak istiyordum ki, ibret olsun, bundan sonra kimse padişah hal edemesin. Aynı zamanda devlet büyüklerinin yeter derecede korunmadıklarını da eylemli olarak kanıtladım. Sanırım bundan böyle maiyetlerinde bulunanlara ve korumalarına önemli ölçüde dikkat edeceklerdir’ diyen Çerkez Hasan, 17 Haziran 1876 günü sabaha karşı Bayezid Meydanı’nda, Seraskerat Kapısı’nın yanındaki dut ağacına asılarak idam edildi. Bir söylentiye göre aslında suikast sırasında aldığı yaralardan zaten ölmüştü, asılan ölü vücudu idi.
Mithat Paşa’nın planı mı
Bazı kaynaklar, Çerkez Hasan’ı diktatörce tavırları ile meşhur olan Hüseyin Avni Paşa’yı saf dışı etmek isteyen Meşrutiyet yanlısı Mithat Paşa’nın kışkırttığını iddia ederler. Olay sırasında Çerkez Hasan’ın Mithat Paşa’ya saldırmaması bu iddiayı destekler niteliktedir. Ancak olayı yaşayan Mahmud Celaleddin, Cevdet ve Memduh Paşalar olayı Çerkez Hasan’ın kişisel öfkesiyle açıklarlar.
Olaydan Padişah V. Murad uzun süre haberdar edilmedi, halk günlerce heyecan içinde yaşadı. Olayı duyduktan sonra şiddetli bir ‘ruhi bunalım geçiren’ V. Murad tahtta çıkışının 93. gününde, akli dengesinin yerinde olmadığına dair bir doktor raporu ile tahttan indirildi ve yerine 31 Ağustos 1876 günü Abdülmecid’in diğer şehzadesi II.
Yazının devamını okumak için tıklayın.