Türkiye dünyada Amerikan düşmanlığının en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. 1960’lardan itibaren Kıbrıs sorunu ile ilintili olarak ortaya çıkan bu soğukluk 2003 Irak Savaşı sırasında zirveye ulaşmış, Obama’nın seçilmesinden sonra inişe geçmişti. Türkiye’nin İsrail ve İran politikaları yüzünden yaşanan gerginlikleri aşmak için birkaç Türk heyetinin ABD’ye gitmesi, son olarak da ABD Genelkurmay Başkanı Mullen’in, ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sırasında köprü olma konusunu görüşmek için Türkiye’ye gelmesini bahane ederek, bu haftayı 1939-1980 arası Türk-Amerikan ilişkilerine ayırdım.
(Not: 1923-1938 arasını, 5 Nisan 2009 tarihinde yine bu sayfalarda “Bir zamanlar Kemalistler Amerika’yı sevmişlerdi” başlıklı yazımda anlatmıştım, ilgilenenler o yazıma bakabilir.)
***
İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar iki ülke arasındaki ilişkiler sadece ekonomikti. Savaş sırasında biraz daha durgunlaşan ilişkiler, ABD’nin başını çektiği Batı Bloku ile SSCB’nin başını çektiği Doğu Bloku arasındaki ‘Soğuk Savaş’ın bir zorunluluğu olarak hızlıca ısınmaya başladı. Öyle ki 5 Nisan 1946’da, iki yıl önce görevi başında vefat eden Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşını getiren Missouri Zırhlısı’nın İstanbul’a gelişi hem yöneticiler hem de halk tarafından coşkuyla karşılanmıştı. Öyle ki, camilere “Welcome” mahyaları asılmış, Karaköy’deki genelevler elden geçirilmiş, bölgedeki eğlence yerlerine Amerikan askerlerine hoş davranmaları için tembihatta bulunulmuştu.
Missouri’nin gelişi
Bu ziyaretin arka planında, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, Sovyetler Birliği’nin (SSCB) Doğu ve Orta Avrupa ile Balkanlar’da giriştiği “komünistleştirme ve uydulaştırma faaliyetleri” vardı. Bunlar yetmezmiş gibi SSCB’nin Yunanistan’daki iç savaşta komünistlere destek olması, Türkiye’den açık açık toprak ve üs talebinde bulunması, İran’dan askerlerini çekmemekte direnmesi, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’ya yayılma niyetini belli etmesi, bölgelerdeki çıkarları dolayısıyla İngilizleri alarma geçirmişti. Savaştan güç kaybederek çıkan Britanya, SSCB gibi bir düşmanla tek başına başa çıkamayacağının farkındaydı. Bu yüzden bölgedeki yükümlülüklerini ABD’nin üzerine almasının, tüm Batı Bloku’nun çıkarları için gerekli olduğuna ABD’yi ikna etmişti. Missouri’nin ziyareti de bu kapsamdaydı.
SSCB’yi çevreleme harekâtı
Bu ikna faaliyetinin sonucu olarak, ABD Başkanı Henry Truman, 12 Mart 1947’de daha sonraları kendi adıyla anılacak olan Truman Doktrini’ni açıkladı. Buna göre, ABD, SSCB’nin etki alanına girmemesi için, Yunanistan ve Türkiye’nin borçlarını silecek, dahası yüklüce bir askerî yardım yapacaktı. Buna daha sonra, Avrupa ülkeleri için geliştirilen ve 4 Temmuz 1948’de yürürlüğe giren Marshall Planı kapsamındaki ekonomik yardımlar da eklendi. Böylece Türkiye birden ABD’nin, SSCB’nin başını çektiği ‘Komünist Blok’a yönelik çevreleme harekâtının asli unsuru oldu. ABD ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında hızla büyüyen sanayiine pazarlar ve yeni yatırım alanları bulmanın mutluluğunu yaşıyordu.
Bayar’ın hayali
Bunlar olurken, tam 27 yıl süren otoriter Tek Parti dönemi sona erdi, CHP’nin bağrından doğan Demokrat Parti (DP), 14 Mayıs 1950 seçimlerinden zaferle çıktı. DP’nin ilk işi, CHP’nin muhafazakâr ekonomi politikalarını terk etmek oldu. 1950’de Kore’ye asker gönderildi, 1952’de NATO’ya girildi. 1954’te Celal Bayar ABD’yi, 1959’da Eisenhower Türkiye’yi ziyaret etti. 1950-1960 arasında iki ülke arasında tam 31 anlaşma imzalandı. Bunların bir kısmı askerî anlaşmalarsa da çoğu ekonomik işbirliğine ilişkindi. Bu anlaşmalar sayesinde özellikle tarımda önemli atılımlar yapıldı ama esas değişiklik popüler Amerikan kültürünün ve tüketim ideolojisinin Türkiye sınırlarından sızması oldu. Başlangıçta bundan halk da siyasiler de memnundu. Öyle ki, DP’nin kurucusu ve dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 21 Ekim 1957 tarihinde Taksim’de yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Öyle ümit ediyoruz ki otuz sene sonra bu mübarek memleket, 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır.”
Amerikan kültürünün istilası
Vehbi Koç’un, Amerikan şirketlerinin temsilciliklerini almasıyla Frigidaire markalı buzdolaplarının salonların başköşesine kurulması, Mustang, Cadillac veya Chevrolet markalı otomobillerin kapılara dizilmesi bu yıllarda oldu. Bunları Hollywood filmleri, sinema ve magazin dergileri, çizgi romanlar, Amerika’nın Sesi Radyosu (VOA) yayınları, Türkiye’de görevli Amerikan askerlerinin ihtiyaçları için açılan ve Amerikan mallarının vergisiz-gümrüksüz satıldığı PX mağazalarından piyasaya sızan Amerikan sigaraları, sakızlar, hulahop denen çemberler, naylon iç çamaşırları; sandviçler, jean pantolonlar, rock ‘n’ roll, twist gibi danslar, Audrey Hepburn stili kısa saç, atkuyruğu veya Amerikan tıraşı gibi modalar izledi. Yani, Bayar’ın 35 yılda gerçekleştirmeyi umduğu ‘Küçük Amerika olma’ hayali, sadece 10 yıl içinde hayata geçivermişti.
U-2 Krizi
ABD ile ilişkiler güllük gülistanlık iken, bir uçak skandalı ortalığı karıştırdı. ABD’nin İngiltere, Almanya, Japonya ve Türkiye’deki üslerinde bulundurduğu U-2 casus uçaklarından biri 1 Mayıs 1960 günü Adana’daki İncirlik’ten (1955’te açılmıştı) havalanıp Pakistan’ın Peşaver eyaleti üzerinden SSCB hava sahasına girdikten sonra alçalmak zorunda kalmış, Sovyet radarlarına yakalanmış ve düşürülmüştü. Sağ kurtulan pilottan ele geçirilen uçuş planı, uçuşun Sovyet toprakları üzerinden geçip Norveç’e kadar uzandığını gösteriyordu. Bu durum ABD ile SSCB arasında büyük bir gerginliğe sebep oldu. SSCB uçağa hava sahasını kullandırdığı için Türkiye’yi suçladı. Hâlbuki Türkiye bu uçakların ‘bilimsel’ amaçlarla uçtuğunu sanıyordu.
NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız
Bu olaydan 27 gün sonra gerçekleşen 27 Mayıs 1960 darbesinde ABD’nin rolü olduğu iddiaları bugüne dek kanıtlanamadı ancak yeni rejimin Dışişleri Bakanı Selim Sarper, 1 Haziran 1960’ta bir demeç vererek NATO’ya ve CENTO’ya (eski Bağdat Paktı) bağlı kalınacağını açıklaması akıllarda soru işareti olarak kaldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.