Kurban Bayramı dolayısıyla, kurban kültürü ile ilgili bir yazı yazmaya niyetlendiğimde, bu işin tarihçilik kadar kolay olmadığını gördüm. Yine gördüm ki, Kurban, insanlık tarihi kadar eski bir tarihe sahip ve tarihe baktığımızda, kurban sunmayan kültür yok denecek kadar az. İnsanoğlu Prehistorik dönemlerden günümüze kadar, totemlere, şeytana, ilâhi ve doğaüstü güçlere, hayali veya gerçek canavarlara, yanardağlara, şimşeklere, azgın okyanuslara ve daha nice güce adaklar adamış, kurbanlar sunmuş. Bazen doğal çevrimin sorunsuz sürmesi için, bazen verimliliği arttırmak, bazen doğayı ya da ilahları kızdırmamak, ya da kızgınlığını yatıştırmak, bazen şükranlarını sunmak, kefaret ödemek, bazen de sevgi ve sadakatini kanıtlamak için.
Kurban sözcüğünün kökeni Kurbanın ne kadar eski ve köklü bir gelenek olduğunu gösteren kanıtlar dillerin içinde saklı. Sevan Nişanyan’ın uzmanlık alanında ahkâm kesmek istemem ama yüzeysel bir araştırmayla öğrendiğime göre Sümer dilinde kurban için iki ayrı sözcük, ‘puhu’ ve ‘dinanu’ var. Kabala’nın en eski metni olan
Seferha-Bahir’de kurbanın birleştiriciliğinden söz ediliyor. İbranicedeki ‘karev’ kökünden gelen ‘korban’ sözcüğü, üç noktayı; tanrı ve insanı, anne ve babayı ve metafizik dünyada erkek ve dişi unsurları birleştiriyormuş. Bunun dışında, Tevrat’ta ‘minha’, ‘iseh’, ‘zebah’, ‘olah’ gibi kurbanla ilişkili kavramlar olduğunu gördüm.
Arapçadaki ‘kurban’ kelimesiyle İbranicedeki ‘korban’ kelimesinin akraba olduğu anlaşılıyor. Arapçanın en eski şekillerinden biri olan Akadçadaki
qara
bu ya da
kara
bu kökünün anlamı ‘yaklaşmak’, ‘yakınlık kurmak’, ‘dua etmek, yakarmak’. Arapçadaki kurban kelimesi de ‘krb’ kökünden gelip, ‘yakınlık’ ve ‘akrabalık’ anlamları taşıyor.
Kur’an’da kurban bahsinde geçen ‘boğazlayarak kesme’ anlamına gelen ‘zebeha’
fiili de İbranicede ‘kan dökme’ anlamına gelen ‘zebah’la akraba olmalı. Bunun dışında, Allah’a yaklaşmak amacıyla kesilen belli cins ve nitelikte hayvanlar için kullanılan ‘uhdiye’, ‘dahiye’, ‘ıhdiye’ gibi terimler var.
Aynı kavram zenginliği Batı dillerinde de var. İlk akla gelenler
sacrifice, sacrificie, victim, eucarastie, redemption sözcükleri/kavramları. Bunlardan en yaygın olanı ‘
sacrifice’. Latincede ‘kutsal’ anlamına gelen ‘
sacer’ ile ‘yapmak’ anlamına gelen
‘facere’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşuyor. Yine Latincede bir şey sunmak, takdim etmek anlamına gelen ‘offere’ fiilinden türetilmiş ‘offering’, ‘offrande’, ‘opfer’ gibi sözcükler var. Bugün Batı kültüründeki
‘
sacrifice’ terimi,
öldürülerek sunulanları yani ‘kanlı kurban’ları anlatırken, her ne şekilde olursa olsun (kanlı ve kansız) tüm sunular için ‘
offering’ terimi kullanılıyor.
Çeşitli Türk kavimlerinin kanlı kurban karşılığı kullandığı kavramlar arasında ‘taylga’, ‘yağışlık tapıg’, ‘tablig’, ‘kudayı’, ‘kereh’, ‘tolu’, ‘dolu’ varken, kansız kurban anlamına gelen ‘saçı’, ‘saçu’, ‘saçılga’ sözcükleri yer alıyor.
Habil ve Kâbil Kıssası İlk kurbanın ne zaman ve hangi kültüre ait olduğunu ve ilk neyin kurbanın edildiğini bilmek kolay değil. Rivayete göre, Adem’in oğullarından Habil, kardeşi Kâbil’le aynı batında doğan kızla evlenmek istediğinde, Kâbil aynı batında doğan kızla evlenmek hakkının kendisinde olduğunu söyleyerek itiraz eder. Bu sorunu çözmek için Tanrı’ya kurban sunmaya karar verdiklerinde, Habil çoban olduğu için sevdiği besili bir koçu (bazı kaynaklara göre semiz bir sığırı), Kâbil ise çiftçi olduğu için mahsulünün değersiz kısmından bir başak demeti sunar. Gökten gelen ateş, Kâbil’in başak demetini yakarken Habil’in hayvanına dokunmaz. Bazı antropologlar pahada ağır olanın Tanrı katında da daha değerli olduğunu söylerlerse İslâmi yorumlarda gerekçe, Kâbil’in niyetinin ‘halis’ olmadığıdır.
Kansız kurbanlar Yine antropologlara göre, Hâbil avcı toplumların, Kâbil ‘tarım toplumlarının simgesidir. Kâbil’in kurbanı kansız, Habil’in kurbanı ise kanlı kurbanların ilk örneğidir. Ancak ister kansız ister kanlı olsun, tarih boyunca, insanoğlu, toplumsal kültürü açısından en değerli, en önemli gördüğü şeyleri kurban olarak sunmuş. Kansız kurban olarak, buğday pirinç, arpa, darı gibi hububatlar, su, bira, şarap, süt, kımız gibi sıvılar, o kültür için değerli malzemelerden yapılmış yemekler sunulduğu gibi, zenginler mücevherler, fakirler kilden yapılmış heykeller sunmuş. Bazı toplumlarda, kefaret bedeli olarak saç kesme, hadım olma, cinsellikten uzak durma, fahişelik yapmak da, kansız kurban sayılır. Eski Türklerde ölen kişinin atının kuyruğunun kesilmesi, İslâmiyet öncesi Arap toplumlarında ise hayvanların bir parçasının kesilmesi kan içerse bile, kansız kurban türüne örnek olarak gösterilmekte. Yahudilik ve Müslümanlıktaki sünnet uygulamalarının bile kansız kurbanın bir türü olan ‘kefaret kurbanı’ kavramının parçası olduğunu düşünenler var.
Kanlı kurbanlar Ama pek çok toplumda, kurban denilince ‘kan’ akla gelir. Çünkü tarih boyunca kanın, sözleşme, kutsallaştırma, korunma, arınma, büyü ve statü anlamları içerdiği biliniyor. En yaygın kanlı kurban uygulaması, hayvan kurbanı. Her toplum kendi kültürüne uygun nitelikte ve büyüklükte hayvanları kurban etmiş. Bazı toplumlar, kanatlı hayvanları, bazıları balıkları, bazıları develeri, bazıları küçükbaş hayvanları kurban ederken, Eski Türklerin kanlı kurban için tercih ettikleri hayvanların başında at ve koç geliyor. Bazı araştırmacılar, Eski Türklerde deve dışında her tür evcil hayvanın kurban edildiğini söylemekte, bunlara köpeği ve domuzu da eklemekteler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.