Geçtiğimiz hafta 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı Sayın Dr. Nilüfer Bayar Gürsoy’dan bir mektup aldım. Sayın Gürsoy, 13 Temmuz 2008 tarihinde bu sayfada yayınlanan ‘Kımıl Olayı’ndan 49’lar Davası’na başlıklı yazımda dile getirdiğim bazı iddiaların doğru olmadığını belirtiyordu. Mektubu (ara başlıkları tarafımdan eklenmiş olarak) aşağıda bulacaksınız. Mektuptaki iddialara cevabımı da aşağıda bulacaksınız. Cevabımı hazırlarken, üzülerek bir kere daha farkına vardım ki, Türkiye’de görünüşte birbirinden 180 derece farklı ideolojik yönelimlere sahip görünseler de, bu devletin karar mekanizmalarında yer alan şahsiyetler, ‘Kürt Meselesi’ veya ‘Ermeni Meselesi’ söz konusu olduğunda, neredeyse birbirinin kopyası üslup ve yöntemler kullanıyorlar. Bunlar ne yazık ki, kavrayıcı ve kapsayıcı olmak yerine yok sayıcı, dışlayıcı ve daraltıcı özellikler taşıyor. Hatta konumuzda olduğu gibi ‘imha’ gibi en vahşi yöntemleri içeriyor.
BİR ELMANIN İKİ YARISI • Bu benzeşmenin temelinde, ideolojik sandığımız farklılıkların, aslında iktidar bloğu içindeki güç mücadelesinin tezahürleri olması yatıyor. Milli Mücadele’yi örgütleyen, Cumhuriyet’i kuran kadroların İttihatçılığın ‘rahle-i tedrisi’nden geçtiğini biliyoruz. Bu kadrolar dört kıtaya yayılmış bir imparatorluktan, Anadolu’ya sıkışmış küçük bir ulus-devlete dönüşmenin travmasını hiç atlatamadılar ve sürekli bölünme korkusu içinde yaşadılar. Bölünmeyi önlemek için akıllarına ilk gelen ise, çeşitli etnik, dinsel ve dilsel grupların taleplerini yok sayma, dışlama, baskı ve şiddet kullanma oldu. Sayın Nilüfer Gürsoy’un mektubu sayesinde, Celal Bayar ve Cemal Gürsel gibi iki önemli şahsiyetin Kürt Meselesi’ndeki tavırlarına biraz daha yakından bakma, böylece sınırlı da olsa bir zihniyet analizi yapma fırsatı bulmaktan memnunum.
Celal Bayar’ın kızı Dr. Nilüfer Bayar Gürsoy’un mektubu
“27 Mayıs 1960’a yakın bir tarihte Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un emekliliği gelince görevine bir müddet daha devam etmesi için emeklilik muamelesi ertelenmişti. Bundan kısa bir süre sonra Başbakan Adnan Menderes ve Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a gelerek Kara Kuvvetleri Kumandanı Cemal Gürsel’in Genelkurmay Başkanı yapılmasını istemişlerdi. Bayar da, “Rüştü Erdelhun’un Genelkurmay Başkanlığına devam edebilmesi için emekliliğini uzattınız. Şimdi de Gürsel’i tayin etmek istiyorsunuz, yakışık almaz” diyerek teklifi reddetmişti. Celal Bayar’ın Gürsel hakkındaki kanaati olumlu değildi. Kendisinden bir rapor hazırlamasını istemiş, hazırladığı raporu beğenmemişti. Bayar’ın beğenmediği rapor, son günlerde Abdülmelik Fırat’ın bahsettiği, Cemal Gürsel’in “Bin Kürdü sallandırmalı” dediği rapor olmalı.
CEMAL GÜRSEL’İN APORU • Konuya daha açıklık getirmek için Ferzende Kaya’nın Mezopotamya Sürgünü Abdülmelik Fırat’ın Yaşam Öyküsü adlı kitabından, Demokrat Parti dönemi Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun bizzat Yassıada’da Abdülmelik Fırat’a anlattığı Gürsel raporu ile ilgili bölümü aktarıyorum: “49’lar tutuklanmadan önceki günlerde, Reisicumhur, Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı toplantı halindedirler. Konu, Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel Paşa’nın Doğu ile ilgili raporunun konuşulması. Özet olarak, Kürtler silahlanmışlar; devlete başkaldırabilirler; tedbir olarak beş bin veya iki bin beş yüz kişiyi toparlayıp imha edelim veya kamplarda alıkoyalım, fikri tartışılıyor. Fatin Rüştü Zorlu görüşlerini şöyle dile getiriyor: ‘Biz Batı demokrasisini kabul etmiş bir ülkeyiz. İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalamış bir devletiz. Devletimizin kolluk görevlileri ve yargı mercilerimiz var; suç işleyen vatandaşları yargılayıp cezalandırabiliriz. Ama hukuk dışı bir uygulamaya asla razı olamam. Zaten bu halimizle bile Batı’ya durumumuzu zor izah edebiliyorum.’ Bunun üzerine Adnan Menderes de kendisini destekleyen bir konuşma yapıyor. Ancak Reisicumhur Celal Bayar, konuya değişik bir açıdan bakıyor: “Raporu komutanımızdır. Ya bu raporu inanıp uygulayacağız veyahut inanmayıp Kara Kuvvetleri Komutanı’nı görevden alacağız.” der.” (Ferzende Kaya, Mezopotamya Sürgünü, Anka Yayınları, İstanbul 2003, s. 133). İşte Reisicumhur Celal Bayar’ın, Cemal Gürsel hakkındaki olumsuz kanaatinin ve onun Genelkurmay başkanlığı’na sıcak bakmamasının edeni bu rapordaki şiddet içeren unsurlardır.
13 Temmuz 2008 tarihli Taraf gazetesinde çıkan “Kımıl Olayından 49’lar Davasına” başlıklı yazıda, Kürtler’den bin tanesini sallandırma sözünün Celal Bayar’a mal edildiğini görüyoruz.
BAYAR’IN ŞARK RAPORU • 1993 yılında da Aktüel dergisinde Yaşar Kaya ile yapılan bir röportajda aynı iddia vardı. Tekzibini isteyerek yasal dava açmış ve davayı kazanmıştık. Şimdi de aynı şey tekrarlanıyor! Ortada bin Kürt’ü asmalı diye şiddet içeren bir söz ve bu sözü söylediği ifade edilen tarihe mal olmuş iki kişi var: Bayar ve Gürsel. Bir yanda, 1936 yılında yazdığı Şark Raporu’nda Celal Bayar: “Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın zararlı cereyanlarını kırmak ve bu yurttaşları anavatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine yabancı bir unsur oldukları resmî ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir tepkiden ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor” diye yazmaktadır. (Celal Bayar, Şark Raporu, Kaynak Yayınları, İstanbul 2006, s. 63-65).
Yine 6 Mayıs 1950 yılında Diyarbakır ve Elazığ’daki konuşmasında da: “Demokrat Parti vatandaşlar arasında hangi ırk ve dinden olursa olsun Cumhuriyet kanunlarına itaat edilmesi şartıyla vatandaşlar arasında bir fark gözetmemektedir. Zaman zaman bazı kimselerin zihinlerinde bir şüphe belirmektedir. Acaba bu memleket sakinleri arasında şarklı ve garplı bir fark var mıdır? Varsa bunu kökünden söküp atmak lazımdır. Nazarımızda ne şark garp, yerine kül halinde memnun edilmesi icap eden milletimiz vardır” demektedir. (Celal Bayar’ın Seçim Konuşmalarındaki Söylev ve Demeçleri, Türkiye İş Bankası Yayınları, Kasım 1999, s. 58).
CEMAL GÜRSEL’İN TEHDİDİ • Diğer taraftan, Cemal Gürsel’in şiddet içeren sözlerinden örnekler verebiliriz: 27 Mayıs’tan hemen sonra temmuz ayı başlarında Demokrat İzmir gazetesinde “Gerekirse sel gibi kan akıtırım” diyen sözleri yer alıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.