CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Balyoz Darbe Planı ile ilgili gözaltı operasyonlarını Malta Sürgünleri’ne benzetti. Doğrusu, resmî tarihin rahle-i tedrisinden geçmiş kuşaklar için iyi bir benzetme. Ama resmî tarihin arka yüzünü bilen biri için utanç verici bir benzetme. Çünkü Malta’ya sürülen kişilerin çoğu 1915 Ermeni Tehciri’nde bugün soykırım diye nitelenen suçları işlemiş kişilerdi ve Malta’dan yargılanmadan dönmelerinin karmaşık nedenleri vardı. Ancak Baykal bir benzerlik var diyorsa vardır. Anlaşılan Onur Öymen’in Dersim konuşmasında olduğu gibi Baykal’ın da İttihatçı bilinçaltı hortladı. Belki de böyle pervasızca Malta konusunu açarak hem 4 Mart 2010 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde yapılacak Ermeni Soykırımı’nı tanıma oylamasının arifesinde kurbanların soyundan gelenlerin yarasını bir kez daha kanırtmayı hem de ortaya çıkacak gerilimle AKP’yi köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor. Bu arada, Dersim konusunda haklı olarak kıyameti koparanların Malta pişkinliği karşısında suskun kalmaları da düşündürücü. Galiba bu ülkede ‘herkes kendine Müslüman’.
İtilaf Devletleri bastırıyor Gelelim Baykal’ın ‘şerefli’ Malta Sürgünlerine; Birinci Dünya Savaşı’nı mağlup olarak bitiren Osmanlı Devleti’nin 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasından sonra İtilaf Devletleri’nin en önemli meselesi Birinci Dünya Savaşı ve 1915 Tehciri suçlularını mahkemeye çıkarmaktı. Bunu sadece İtilaf Güçleri değil Saray çevresi ile Hürriyet ve İtilaf çevreleri de istiyordu. 1919 şubatında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın İstanbul’daki temsilcisi, Ermeni Patrikhanesi’nin de yardımıyla oluşturduğu listedeki savaş ve tehcir suçlularının İngilizlere teslimini resmen talep etti. Hükümet baskılara dayanamadı ve 1919 ocak sonu itibariyle 112 zanlı dönemin ünlü hapishanesi Bekir Ağa Koğuşu’na konuldular.
Yargılamalar başlıyor Meclis-i Mebusan’ın Beşinci Şubesi tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda, “1 milyon Ermeni ile 550 bin Rum’un öldürüldüğü, gayrı Müslim azınlıklardan oluşturulan Amele Taburları’nda ise 250 bin kişi açlık ve yoksulluktan öldüğü” gerekçesiyle, savaş ve Tehcir suçlularının Divan-ı Harb-i Örfilerde yargılanmasına 5 Şubat 1919’da başlandı. İlk ceza, Boğazlıyan Kaymakamı (daha sonra Yozgat mutasarrıf vekili) Kemal Bey’e verildi. Kemal Bey’in 10 Nisan 1919’da idam edilmesi, İstanbul’da büyük bir İttihatçı gösterisine neden oldu. Gösterinin şiddeti hükümetin kararlılığını etkiledi. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilince, psikolojik ibre tamamen İttihatçılardan yana döndü. Damat Ferit kabinesi, halkı yatıştırmak için Bekir Ağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan 41 tutukluyu serbest bıraktı. Gerek serbest bırakmalardan gerekse gösterilerden dolayı telaşlanan İngilizler, Damat Ferit Paşa’nın önerisi üzerine 28 Mayıs 1919’da Bekir Ağa Bölüğü’ndeki 67 tutukluyu İngilizlerin gözetimine aldılar, eylül ayının ortalarında bunlardan 12’sini Mondros’a, geri kalanını da Malta’ya götürdüler.
Ankara-İstanbul çatışması Bu iş yapılırken İngilizler liste oluşturmaya devam ediyorlardı. Ocak 1920’de Yüksek Komiser’in sunduğu listedeki 173 kişiden 80’i 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından ‘resmen’ işgalinden sonra İngilizler tarafından tutuklandı. Bu kişiler arasında Ankara’nın adamları da vardı. İstanbul’daki Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nin Mustafa Kemal için idam cezası vermesi (o tarihe kadar Milli Mücadele kadroları için verilen idam cezalarının sayısı 100’e ulaşmıştı) Ankara’nın tavrının sertleşmesine neden oldu. 11 ağustosta Ankara hükümeti, ‘tehcir vesaire’ dolayısıyla İstanbul hükümetince kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’yi lağvettiğini ilan etti. Mustafa Kemal, 12 ağustosta tehcir suçlamasıyla ‘vatan evlatları’ idam edilecek olursa, İngiliz Yarbayı Rawlinson’u ve diğer İngiliz esirleri asacağını açıkladı. Rawlinson Doğu Anadolu ve Kafkaslarda Mütareke’nin uygulanmasıyla görevliydi ve Erzurum’da bulunuyordu. Malta’dakilere karşı rehin olarak bizzat Kazım Karabekir tarafından tutuklanmıştı. Tehditler yerini bulmuş olmalıydı ki bu tarihten sonra İstanbul’da yeni tutuklamalar olmadı, Divan-ı Harb’de de yeni bir idam kararı verilmedi. 17 Ekim 1920’de Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin istifası İngilizlerin elini iyice zayıflattı.
Kolektif suç, kolektif fail İngilizler Malta’dakileri yargılasalar bile cezaları yerine getirmelerinin mümkün olmadığını kavramışlardı. Öncelikle İTC, 1915 Ermeni Tehciri’ni gerçekleştirirken, hem geniş halk kesimlerini hem de Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari ve askerî kadrolarının büyük bir kısmını suça karıştırmıştı. Yani ortada kolektif olarak işlenmiş bir suç vardı. Yine de Malta’da gözaltına alınanları bireysel suçlarından dolayı yargılamak mümkündü ancak bunun için Türk tarafının yoğun işbirliği gerekiyordu. Halbuki ne İngilizlerde onları zorlayacak enerji ve istek, ne de Türk tarafında yardım niyeti vardı. Temmuz 1920’de İstanbul Yüksek Komiserliği’nde görevli memur Harry H. Lamb suç kanıtı belge bulmanın önündeki zorlukları şöyle özetlemişti raporunda: 1) Merkezi hükümet veya valilik yetkilileri tarafından bu konuda çıkarılan emir veya talimatlarla ilgili herhangi bir Türk dokümanı sağlamak imkânsızlığı, 2) Müttefik hükümetlerin katliam zanlılarının yargılanmalarına katılmakta duraksamaları, 3) Ortadoğu’daki yetkililerin tam bir kayıtsızlık içinde olmaları, 4) Vilayetlerde yetişkin erkek Ermeni nüfusun büyük kısmının ve neredeyse bütün entelektüellerin katledilmiş olması, 5) Ortaya çıkıp kanıt sunabilecek kişilerin cezalandırılmasını inlemek için gerekli kamu güvenliğinin olmaması ve Müttefiklerin bu konudaki niyetlerine güven duyulmaması, 6) Malta’daki tutukluların sonunda salıverileceğine dair belirtiler. (FO 371/6500, w.2178, appendix A (dosya 385-118, 386-119)
İngilizler son bir hamle ile ABD’ye başvurdular çünkü onların ellerinde önemli bir arşiv vardı, ancak oradan da olumsuz yanıt geldi. Çünkü Amerikalıların da Kemalist güçlerle çatışmaya niyeti yoktu. Kanıt yokluğunun yanı sıra Sevr Antlaşması’nın uygulamaya sokulmaması da Türk tarafına baskı yapma olanağını tamamen ortadan kaldırmıştır.
Takas antlaşması imzalanıyor Sonunda İngilizler Malta’daki 150 tutuklu arasından seçtikleri 64 tutukluyu Kemalist güçlerin elinde bulunan 29 İngiliz esirle takas etmenin yollarını aramaya başladılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.