
Partiler aday listelerini oluşturdu. Kadın adaylar konusunda belli bir ilerleme var. Toplam 4.613 adaydan 553’ü kadın ve bunlardan 102’sinin seçilebilir sırada olduğu hesaplandı. Ancak, listelerde gayrımüslim adaya rastlamak zor. Bildiğimiz kadarıyla BDP Mardin’de ‘bağımsız’ aday Süryani avukat Erol Dora’yı destekleyecek. HAS Parti ise önümüzdeki seçimler için, İstanbul 1. Bölge 15. sırada Polonya kökenli Antoni Vilkoşevski’yi, İstanbul 2. Bölge 21. sırada Süryani kökenli Hanna Yılmaz’ı ve İzmir 1. Bölge üçüncü sırada Yahudi kökenli Lina Gahun’u aday gösterdi. Bu adaylardan sadece Erol Dora’nın seçilme ihtimali var. Dora seçilebilirse, 1995-1999 arasında DP Milletvekili olan Cefi Kamhi’den sonraki 10 yıllık perhize son verilmiş olacak. Gelin bu hafta, Cumhuriyet tarihi boyunca gayrımüslimlerin seçilme macerasına göz atalım.
Seçimlere katılma talebi
1877’den itibaren Osmanlı Devleti’nin meclislerinde gayrımüslimler geniş biçimde temsil edilirken, 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’de tek bir gayrımüslim milletvekili yoktu. Birinci Meclis’in 1 nisanda kendini feshedip seçimlere gitme kararı aldığı günlerde, 1915’ten beri bozuk olan Türk-Ermeni ilişkilerini düzeltmek için 1922 yılının son günlerinde İstanbul’da kurulan Ermeni Türk Teali Cemiyeti’nin Şeref Başkanı Osmanlı Bankası yöneticilerinden Berç Keresteciyan ve Ermeni Cemaati‘nin Dünyevi Meclisi’nin eski üyesi Artin Musodicyan, Lozan’da barış görüşmelerini yürüten İsmet Bey’e bir telgraf çekmişlerdi. Telgrafta hem Lozan’daki heyete Ermeni cemaatinin desteklerini belirtiliyorlar hem de mayıshaziran ayındaki genel seçimlere Ermenilerin de katılmak istediğini belirtiyorlardı. Elbette bu katılım, Mustafa Kemal’in başında olduğu “Milli Müdafaa Fırkası” (o sırada henüz CHP adını almamıştı) saflarında olacaktı. Yani ayrılıkçı değil, bütünleşmeci bir talep söz konusuydu. Ancak bu telgrafa Ankara’dan olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi.
Serbest Fırka deneyimi
Gayrımüslimlerin ikinci hamlesi, 1930’da oldu. 1929 Dünya Buhranı’nın da etkisiyle iyice yıpranan yedi yıllık tek parti iktidarı üzerindeki toplumsal baskıyı hafifletmek için, 12 Ağustos 1930’da bizzat Mustafa Kemal tarafından kurdurulan muvazaa partisi Serbest Cumhuriyetçi Fırka (SCF) yıllardır siyaset alanına sokulmayan gayrımüslim azınlıklar için bir umut olmuştu. O yıl yerel seçim yılıydı. SCF’nin İstanbul’daki adaylarının toplam sayısı 117 olup, bu adaylar arasında azınlıklardan aday gösterilenlerin sayısı 13 idi. Bunların altısı Rum, dördü Ermeni, üçü Yahudi idi. Buna karşılık CHF listelerinde hiç azınlık temsilcisi aday yoktu.
Bel altına vurmak serbest
Seçim çalışmaları sırasında iki parti arasında kıran kırana bir propaganda savaşı yaşandı. CHF’nin yaptığı propagandaya göre, SCF kazanırsa azınlıklara 1914 Ermeni Tehciri ve 1923-1924 Mübadelesi sırasında bırakmak zorunda kaldıkları mülkleri geri verilecek, İslamcılar için Arap alfabesine ve fese geri dönülecekti. İstanbul Kasımpaşa’da toplanan kalabalıkta birilerinin, ortasında beyaz bir yıldız olan yeşil bayrak açılması ve SCF’nin Adana parti binasında eski harflerle yazılmış bir posterin boy göstermesi CHF’nin eleştiri dozunu arttırmasına neden oldu. Daha sonra bayrağı Haliç İdman Yurdu’nun genç üyelerinin açtığı ileri sürüldü. Bazılarına göre ise Adnan Vapuru’nun flamasıydı. Adana’daki posteri kimin astığı ise tesbit edilememişti.
İzmir’de seçimleri SCF kazanırsa İzmir’den sürülen Rumlara mallarının geri verileceği, Sakız Adası Rumlarının şimdiden SCF’nin başarısını kutladığı söylentileri dolaşıyordu. Tekirdağ’da Ermenilerin ve Rumların gelip mallarını geri alacakları korkusu işleniyordu. İstanbul seçimleri sırasında, CHF Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey’in SCF’yi ‘Apostollar Fırkası’ ilan etmesi gayrımüslimlere karşı propagandanın zirvesini oluşturdu.
Ne günlere kaldık!
Anadolu gazetesinin başyazarı Haydar Rüştü Bey, 8 eylül tarihli “Kirkor Efendi” isimli yazısında Osmanlı döneminde azınlıkların bakanlık bile yaptığını ve bunun acı sonuçları olduğunu hatırlattıktan sonra yazısını “Ne günlere kaldık yarabbi, demekten başka söz kalmıyor!” diye bitiriyordu. Kısacası, azınlıklar, ülkenin gerçek vatandaşı sayılmıyorlardı.
Azınlık düşmanı yazılar artınca SCF lideri Fethi Bey eylül ayında konuyla ilgili bir açıklama yaptı: “Rumları, Ermenileri listemize koymamız Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda onlara tanınan hakka riayetimizdendir.” Gazete Fethi Bey’in bu sözlerine söyle karşılık verdi: “Teşkilatı Esasiye Kanunu ekalliyetlere hak veriyor, bunu biz de biliyoruz. Fakat o Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda ‘Rumların, Ermenilerin dâhil olmadığı intihaplar yolsuzdur, kanunsuzdur!’ diye bir kayıt var mıdır? Gene o Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda ‘Bütün teşkilatlara mutlaka bir Rum ve Ermeni konacak’ diye bir emir, bir madde var mıdır?”
Sopalı seçimler
6 ekimde başlayan seçimler, İttihatçıların 1912’deki ‘Sopalı Seçimleri’ni andıran bir sertlikte geçti. SCF’li seçmenler adlarını çoğu zaman listede göremiyorlardı. İtirazlar savsaklanıyor, kimlik kartları ile resmî kayıtlardaki en ufak bir farklılık SCF’li seçmenleri seçim dışı bırakmak için kullanılıyordu. Adana ve Mersin’de bir günde oy kullanılabilecek seçmen sayısı kısıtlanmıştı. Konya’da bazı sandıklar kaldırıldığı için oy kullanamayanlar olmuştu. Aydın, Çine, Biga, Ereğli, Kula ve Ödemiş’te seçimler ertelenmişti. Yurdun dört bir yanından seçim sandıklarının kaybolduğu, çalındığı ya da hükümet görevlileri tarafından alıkonduğu haberleri geliyordu. Mersin, Salihli, Trabzon ve Ödemiş’te bazı SCF’liler ‘seçim kanununu ihlal etmek’ suçundan tutuklanmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.