
Geçtiğimiz günlerde, gazetelerde Dünya’nın en yaşlı kişisi (114 yıl 344 günlük) Brezilyalı Maria Gomes Valentim’in öldüğünü okuyunca, seçim sonuçları ile ilgili güya “hukuki”, bana göre düpedüz siyasi skandalların neden olduğu boğucu havayı biraz dağıtmak umuduyla, size bundan tam 77 yıl önce bugünlerde hayata gözlerini yuman “dünyanın en uzun yaşayan ikinci kişisi” Zaro Ağa’nın öyküsünü anlatmaya karar verdim. Eğer hesaplar doğruysa Zaro Ağa tam 160 yıl yaşamış. “Dünyanın en uzun yaşayan birinci kişisi” ise eğer bir hesap hatası yoksa, 1680’de doğan ve 1833’te tam 253 yaşında ölen bir Çinli imiş. Kısacası bizim Zaro Ağa, bu Çinlinin yanında “dünkü çocuk” sayılırmış.
10 padişah bir cumhurbaşkanı
Zaro Ağa, nüfus kaydına göre 1777’de, pasaportuna göre 16 Şubat 1774’te Bitlis Mutki’nin Mêydanê (Meydan) Köyü’nde doğmuş. (Pasaport da nereden çıktı derseniz ilerde anlatacağım) Köy, Şerif Mirza Aşireti’ne bağlıymış. Mezar taşına bakılırsa babasının adı Şemsi olan Zaro Ağa doğduğunda tahtta I. Abdülhamit oturuyormuş. Ardından sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşat, Vahdettin’i ve Cumhurbaşkanı Atatürk’ü görmüş.
Kendi ifadesine göre 1799’da Napolyon’un Akka Kuşatması sırasında Cezzar Ahmed Paşa’nın ordusunda savaşmış, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılışı sırasında Ayasofya bölgesini boydan boya kat eden yeraltı tünellerinde saklanmış. Selimiye Kışlası’nın (1800’de yapımına başlanan ve 1807’de Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında yıkılan ilk binanın mı, yoksa 1825-1827 arasındaki inşa edilen ikinci bina mı belli değil) ve 1850’lerde Ortaköy Camii’nin de inşaatında çalışmış. Bu tarihten sonra hamallığa geçmiş.
Halkın “93 Harbi” dediği 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda Şerif Mirza’nın emrinde savaşa katılan ve bacağından yaralanan Zaro Ağa’nın 1908 sonrasının siyasi gücü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyal ve siyasal hayatı denetlemekte kullandığı örgütlerden biri olan Hamallar Cemiyeti’nin kurucularından olduğu sanılıyor. Zaro Ağa’nın 1913’te Kara Kemal tarafından kurulan örgütte aktif bir faaliyeti olduğuna dair bilgimiz yok ancak bu dönemde kısa süre de olsa yaptığı öyle bir iş var ki, hakikaten şaşırtıcı. Bu iş, Mihri Müşfik Hanım’ın yönetiminde, Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nda faaliyet gösteren İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Kız Güzel Sanatlar Akademisi) modellik yapmak.
Kızlara çıplak modellik
Anlatılanlara göre, Mihri Hanım, okul açıldığında (1914) önce kızlara bıyık takarak erkek model kılığına sokmuş. Ama bir süre sonra ortaya kadınla erkek arası garip formlar çıkınca bu sefer alçıdan erkek kalıpları ile resim yaptırmış öğrencilerine. Bu sefer de “Kızlar çıplak erkek heykellerine bakıyorlar” diye dedikodu çıkmış. Mihri Hanım çareyi sakat, çirkin ve ihtiyar erkeklere modellik yaptırmakta bulmuş. İşte Zaro Ağa bu dönemde modellik yapmış. (Elbette “sakat” ve “çirkin” kadrosundan değil, “ihtiyar” kadrosundan) Ancak bu iş kısa sürmüş. Zaro Ağa neden modellikten vazgeçtiğini kendi üslubuyla şöyle anlatmış: “Kızlar hep bana bakıyorlar, gözlerini benden ayırmıyorlar, üstelik bir çubuk alıyorlar (perspektif oluşturmakta kullanılan kurşun kalemi kastediyor), onu uzatıyorlar. Sonra aha biyle göz kırpıylar. Sonra başımı, yanağımı okşiylar. Buraya bah, beri bah dirler, hangisine bahayım bilmirem, hepsi de huriler gibi, bir iki dene olsa ne ise. Emme ben bu kadar kızı nideyim, aha gelemem vallah!..”
“Şeyh Said’i tanımam!”
1924 yılında İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin (Erkul) Bey, kendisini belediyede, “serhademe” (baş hademe) olarak işe almış. Amerikalı araştırmacı Vera Beaudi-Saeedpour, 17 Kasım 1924 tarihli bir fotoğrafta Zaro Ağa’yı teşhis etmiş. (Görmedim ama fotoğrafın sözkonusu tarihte kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCP) ile ilgili olduğunu sanıyorum.) 28 Şubat 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan bir haberde ise Zaro Ağa’yı siyasi bir mesaj verirken görüyoruz: “İstanbul’daki Kürtlerin en yaşlısı Zaro Ağa, isyanı kınayıp, mahkûm etmiştir. Zaro Ağa, ‘Ben ne Şeyh Said denen o mel’unu tanırım ne de adamlarını bilirim. Allah belalarını versin!’ dedi... Zaro Ağa ayrıca ‘Allah devletimize, milletimize ve Gazi Paşamıza zeval vermesin dileğinde bulundu...”
Zaro Ağa’nın neredeyse hemşerisi olan Şeyh Said’i tanımamasına inanmak zor. Anlaşılan devlet yetkilileri, Zaro Ağa’nın ağzından Kürtlere bir mesaj vermek istemişler, o da ne şiş yansın, ne kebap türünden bir cevapla durumu savuşturmuş.
Bu haberden birkaç ay sonra, Zaro Ağa İtalya’ya gidiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.