
Cumhuriyet’in 87. yıldönümünü, aynen geçen yıl olduğu gibi, demokrasi, laiklik, hukuk, anayasa, ordu-devlet-toplum ilişkileri, eğitim konusundaki derin tartışmaların; Kürt Meselesi, Ergenekon Davası, Kıbrıs, Ermenistan ve AB ile tıkanan ilişkilerin ve daha nice sorunun gölgesinde ‘kutladık’. Bu yıl bunlara bir de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve tesettürlü eşinin ev sahipliği yaptığı ‘29 Ekim Resepsiyonu’ krizi eklendi. Bu olay vesilesiyle ilgilenenlere bir zamanlar Kemalistlerin ne tür davetleri tercih ettiğini anlatmak isterim.
***
Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı eserinin ‘Değişen Hayat’ başlıklı bölümüne şöyle girer: “Tarih der ki: Japonlar bağımsızlanmak ve kuvvetlenmek için medeniyetlerini değiştirmek zaruretini duydular. (...) Bu ilk devirde Japonlar adeta kendilerinden soğumuşlar, şiddetli bir garp taklitçiliğine kapılmışlardı. Kadınlı erkekli suvareler, maskeli balo, smokinle lokantaya gitmek gibi şeyler hemen kibar adetleri arasına girdi. Radikal bir ahlak devrimi yapmak, kadını kölelik ve dişilikten kurtarmak fikirleri aldı yürüdü. Frenge benzemek için saçlarını kıvırtanlara, mavi gözlü olmadıklarına esef edenlere sık sık rastlanmakta idi. Bir büyük Japon muharriri, ‘Japon ırkı beyaz ırktan aşağıdır, bu aşağılıktan kurtulabilmek için Avrupalı kanı ile aşılanmalıyız’ diyordu. Japonlar garplı tefekkürün sathi bir taklitçiliğine kapıldılar. İlk tepki 1889’da duyulmuştur. Ondan sonra Japonluğun yaradılış dönemi gelir...”
Bu paragrafı ilginç kılan, Kemalist Türk modernleşmesinin mimarlarından biri olan Falih Rıfkı’nın eleştirdiği Japon modernleşmesi ile Türk modernleşmesi arasındaki büyük benzerliğin farkında değil gibi davranmasıdır. Örneğin şu ‘balo’ meselesini ele alalım.
1860’lı yıllarda İzmir ve İstanbul’da Levantenlerin balolar düzenlediği biliniyor. Özellikle 1865 yılında Pera’da (Galata-Beyoğlu bölgesi) büyük bir karnavalı takiben bir dizi balo ve neşeli toplantı yapılır. Ne var ki, Pera’yı tarumar eden 1870 yangınından sonra uzun süre balodan falan söz edilmez.
II. Meşrutiyet yıllarında (1908-1918 arası) kadınlı erkekli eğlenceler yeniden moda olur. Özellikle Batılı ülkelerin elçilik binalarında düzenlenen balolara Osmanlı bürokrasisi ve aydınları da katılır. 1917 Bolşevik Devrimi’nden kaçan Beyaz Rusların gelmesiyle ve 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’un işgal edilmesiyle birlikte balolar daha da önem kazanır, ama bu durum sadece İstanbul’a has kalır.
İthal Batıcılık
Cumhuriyet döneminde balo geleneğini canlandıran, gençliğinde görevli olarak bulunduğu Sofya’da, sağlık nedenleriyle gittiği Karlsbad’da ve 1920’lerin başında Ankara’daki Fransız Büyükelçiliği’ndeki balolara katılma fırsatı bulan Mustafa Kemal olur. Mustafa Kemal’in modernleşme projesinde baloların çok önemli bir yeri olacaktır. Batı tarzı kadın-erkek ilişkileri, eğlence tarzı, giyim-kuşam, adabı muaşeret kuralları ve daha bir dizi yenilik bu balolar aracılığıyla topluma aktarılır.
Mustafa Kemal’in isteği ile sadece Müslüman erkek ve kadınların katıldığı ilk balo, 9 Eylül 1925’te İzmir’de düzenlenir. Bu küçük toplantı daha düne kadar harem-selamlık şeklinde yaşayan, kadının kamusal alandan dışlandığı, iki cinsin özgürce arkadaşlık etmelerinin ve yabancı bir ortamda birarada bulunmalarının yasaklandığı bir İslam ülkesinde ‘devrim’ niteliğindedir.
İnkılâbın ilk kurbanları!
Şevket Süreyya Aydemir’e göre Ankara’daki ilk balo 29 Ekim 1925 tarihinde Şengül Hamamı’nın yanındaki Türk Ocağı binasında düzenlenir. Ocak eski bir Ermeni okuludur. (Falih Rıfkı Atay’a göre eski bir Rum okuludur.) Balo gecesi, harap binanın duvar diplerine dizilmiş sandalyelerde sus-pus oturan, sessiz, kadınsız küçük topluluk adeta bir ‘mevlit’ görüntüsü arz etmektedir. Kadınsız balonun fiyasko ile sonuçlanması üzerine bu sefer Gazi Orman Çiftliği’ndeki istasyon binasında bir balo düzenlenir. Gazi konuklarını trenle götürür binaya. Yolda vagonları dolaşarak konuklarını selamlar. Ama topu topu üç kadın vardır. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Falih Rıfkı ve Ruşen Eşref (Ünaydın) Beylerin eşleri... Gazi onların kompartımanına gelince Yakup Kadri’nin eşi Leman Hanım atılır: “Paşam bu inkılâbın kurbanları yalnız biz miyiz? Hani yaver beylerin, mebus beylerin, vekil beylerin hanımları?”
Kadın eksiği, Fresko Barı’ndan getirilen kadınlarla tamamlanmak istenince bu sefer, üç hanım salonu terk etmeye kalkarlar. Sıra dansa gelir. Gazi önce Falih Rıfkı’nın eşi Şefika Hanım’ı dansa kaldırır. Onu Yakup Kadri ve Saliha Eşref çifti takip ederler. Ancak yerler öylesine acemice cilalanmış ve sabunlanmıştır ki, Gazi ile Şefika Hanım birden kendilerini yerde bulurlar. Onların üstüne de Yakup Kadri ve Saliha Hanım düşer. İddiaya göre Mustafa Kemal, Yakup Kadri’nin kendisini mahcubiyetten kurtarmak için mahsustan yere yıkıldığını düşünerek memnun olur.
Falih Rıfkı duruma açıklık getirir: “Hâlâ gözümün önündedir. Salonun bir tarafında kadınlar, bir tarafında da erkekler toplu olarak oturmuşlardı. Ayakta yalnız birkaç uyanık hanım vardı. Kadınlar büfeye gidip bir şey yemek için bile kımıldamıyorlardı. Hiç kimse kimseye ailece takdim edilmiyordu. Kadınlar erkeklerinin göz hapsinde idiler. Mustafa Kemal bize ‘Çocuklar, ayaktaki hanımlara itibar ediniz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.