
İç ve dış siyaset açısından zorlu bir yılı “Uludere Katliamı” ile bağladık. Türk Hava Kuvvetleri’nin stajını, resmî terminolojiyle söylersek “Kürt isyanlarını bastırma harekâtları” ile yaptığını 22 Kasım 2009 tarihli yazımda anlatmıştım. “Devletin demir yumruğu” dediğim Mustafa Muğlalı’nın 1943 yılında Van’ın Özalp İlçesi’ndeki Çilli Gediği’nde 33 (aslında 32) Kürt kaçakçısını nasıl kurşuna dizdirdiğini 10 Mayıs 2009 tarihli yazımda anlatmıştım. Kürt Meselesi’ni terör-direniş, özerklik, kendi kaderini tayin hakları bağlamında ele alan birçok yazı yazdım. Bunları söylüyorum çünkü internet arşivine bakmayı akıl edemeyen veya buna olanağı olmayan bazı okurlar “niye bu konuları yazmıyorsunuz” diye sitem ediyorlar. Elbette Kürt Meselesi’nin başka yönlerine ileride değineceğim. Ama bugün değil. Çünkü bazı günler havadan sudan bahsetmek hem yazar, hem de okur açısından iyi olur. Yılın ilk günü de bu “bazı” günlerden biri bence.
Konumuz, artık sadece Hıristiyan kültüründe değil Hıristiyanlık dışı kültürlerde de çok meşhur bir figür olan Noel Baba. Hani geçen hafta Keşan Müftüsü’nün, “İyi bir adam olsaydı bacadan değil kapıdan girerdi” dediği zat-ı muhterem.
Kapitalistlerin Noel Baba’sı
Batı dillerinde Santa Claus, bizde Aziz Nikola denen Noel Baba’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa nerede ve ne zaman yaşadığı, onu önemli kılan özelliklerinin neler olduğu gibi sorulara henüz bilimsel açıdan doyurucu cevaplar verilemedi ama Noel Baba’nın gündelik hayata girişi ilk kez, 1863 yılında ABD’de olmuştu. Thomas Nast adlı bir grafikçi, yoksullara, ihtiyaç sahiplerine yardım eden bir Hıristiyan azizinden esinlenerek beyaz sakallı tonton bir dede resmi çizmiş ve bu resim Harper’s Weekly adlı bir derginin 3 Ocak 1863 tarihli kapağında yayımlanmıştı.
Nast’ın siyah-beyaz Noel Baba figürünü, renklendirmeyi akıl eden kişi 1924 yılında, kapitalist tüketimin sembol içeceği Coca-Cola için reklâmlar tasarlayan İsveçli grafikçi Haddon Sundlom oldu. Bu buluş sayesinde, o tarihe kadar esas olarak sıcak mevsimlerde içilen Coca-Cola’nın kış aylarında da tüketilmeye başladığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca, figürün yaratılış hikâyesini bilmeyen biri için, Santa Claus gibi aziz bir kişinin renklerini taşıyan bir içeceğin, iddia edildiği gibi kötü bir içeriğe sahip olamayacağı bilgisinin bilinçaltına yerleştirilmesi de kolay olmuştu.
Sundlom’un kırmızı-beyaz elbiseli Noel Baba’sını güleç yüzüyle sekiz atlı bir rengeyiğinin çektiği kızağa bindirmek ve bu kızakla çocuklara hediyeler dağıtmasını sağlamak (böylece Coca-Cola’yı çocukların dünyasına iyice sokmak) ise, bir başka reklâm yazarının işiydi. 1939’da, Denver Gillen’in çizgileri ve Robert May’in şiirinden oluşan ve içinde “kızakla dolaşan neşeli Noel Baba” figürü taşıyan broşür o yıl tam 2,4 milyon basılıp dağıtılmıştı. 1947 yılına kadar bu broşürden kaç adet basıldığını artık siz tahmin edin. Sonuç olarak, Noel Baba’nın popülerleşmesi ile kapitalist tüketim kalıplarının yerleştirilmesi ve yaygınlaştırılması arasında sıkı bir ilişki vardı.
Pataralı mı, Demreli mi?
Türkiye’nin Noel Baba ile tanışması 1950’lerin başında olmuşa benziyor. 1951-1955 arasında Noel Baba figürlü posta pullarının basılmasıyla başlayan furya, 5 Ocak 1958 tarihli Hürriyet gazetesinde Vasfi Râşit Sevig tarafından şöyle eleştiriliyordu: “Zamanla Noel Yortusu aynı adı taşıyan hayalî bir ihtiyar yarattı. Bu uzun beyaz sakallı ihtiyar baba, Noel gecesinde uslu çocuklara oyuncaklar hediye eder...”
Ancak Sevig’in Türk halkını kapitalist tuzaklara karşı uyarısının etkili olamadığı anlaşılıyor. Çünkü gazeteci Ayhan Hünalp tarafından 30 Aralık 1958 tarihli Tercüman gazetesinde çizilen Noel Baba portresi hâlâ geçerli. Hünalp’in Noel Baba’sı, 342 yılında Fethiye yakınlarında bir antik kent olan Patara’da doğmuştu. Çeşitli mucizeler göstererek (örneğin vaftiz edildiği leğenden ayağa kalkarak Allah’a şükretmiş, Hıristiyanların oruç günlerinde ve her cuma annesinin sütünü emmeyerek perhiz yapmış) azizlik mertebesine ulaşmıştı. Daha sonra darda kalanlara yardım etmeyi gelenek haline getirmiş olan Aziz Nikola, ömrünün son yıllarını Demre’de (Antalya’nın Kale ilçesinin antik adı) piskopos olarak geçirmişti. Noel Baba adını alması, hayırseverlik işini iki kez üst üste 26 aralıkta yapmasındandı!
Demokrat Parti’nin Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapmaya soyunduğu yıllarda bu hikâyenin tutmasına şaşılmamalı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.