1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 12:37
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 21.11.2010
Ayşe Hür
‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi Ayşe Hür - ‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi

“Eskiden gaddar ve savaşçı olan Türkler, Asya halklarına özgü tatlı ve sakin bir yapılanma gösteriyorlar artık. Brahmanları, hayvanları öldürmekten alıkoyan barış düşüncesi, Boğaziçi’nde yaşayanları da etkilemiş gibi. İstanbul’da dolaşan kedilerin ve köpeklerin bakımından söz edildiğini duymuşsunuzdur. Ancak Türklerin özgürlük tanıdıkları hayvanlar sadece kediler ve köpekler değil. Çok sayıda kumru ve güvercin de var. Özgürce damlarda yaşıyorlar. Başka yerlerde kuş yuvalarının doğal düşmanı olan çocuklar burada yuvalara saygı gösteriyorlar. Türkler, ağaçlara da saygı gösteriyorlar. Bir ağacın kesilmesi çevrenin mırıldanmasına yol açıyor. Ağaç kesmek kadar kaçınılan başka şey yok.”

Bu satırlar 1784 yılının haziran ayında İstanbul’da bulunan Leh soylusu, dilbilimci, tarihçi, mucit Jan Potocki’ye ait. Bugünü düşününce, şaka mı yapıyor diyor insan ama benzer sözleri Le Corbusier namlı ünlü Fransız mimar Charles-Édouard Jeanneret de sarf etmiş. 1911’de Edirne, Bursa ve İstanbul’u kapsayan gezisinden sonra şöyle demiş Le Corbusier: “Bir Türk atasözü şöyle der: ‘Ev kuran, önüne ağaç dikmeli.’ Bizse söküp duruyoruz ağaçları. İstanbul bir meyve bahçesidir, bizim kentlerimiz ise taş ocakları!..”

Osmanlı ülkesini (ve onun ardılı Türkiye’yi) ziyaret eden yüzlerce seyyah arasında Pierre Loti, Claude Farrère, Lady Montagu gibi ‘Türk dostları’ da vardır, Gérard de Nerval ya da Théophile Gautier gibi yansız gözlemciler de vardır ama Gustave Flaubert veya Mark Twain gibi gezdikleri yerleri iğneleyici ve küçümseyici bir dille tasvir edenler de az değildir hani...

Uzun Kurban Bayramı’nı seyahat ederek ya da evlerinde dinlenerek geçiren okurlarımızın keyiflerini sevimsiz siyasi konularla kaçırmak istemediğimden, bu haftayı, bu topraklardan geçen yüzlerce seyyahtan birkaçına ayırdım. Değişik dönemlerde gelmiş değişik milliyetlerden şahsiyetler arasından rastgele oluşturduğum liste umarım sizleri hayal kırıklığına uğratmaz. Geriye kalanları keşfetmek size kalıyor... 


Bir İspanyol: Ruy Gonzáles de Clavijo

Soylu bir ailenin oğlu olarak Madrid’de doğan Clavijo, Kastilya Kralı III. Henrique’in Timur’a gönderdiği elçilik heyetiyle o sıralar Ceneviz kolonisi olan Galata’ya ayak bastığında takvimler 24 Ekim 1403’ü göstermektedir. Hemen gözlemlere başlayan Clavijo’ya bakılırsa o günlerde kentin üç sahibi vardır. Suriçi’nde Bizans, Galata’da Cenevizliler, Üsküdar’da ise Türkler... Seyyah Türklerin her gün Galata ve Konstantinopolis pazarlarına gelerek alışveriş yaptığından, Bizanslıların ve Latinlerin de haftada bir gün Üsküdar pazarına gittiğinden söz eder. 28 ekimde Bizans İmparatoru’nu ziyaret eden heyet iki gün kentte gezinti yaptıktan sonra, 14 kasımda Galata’dan yola çıkar. Yolda Tarabya’dan su alırlar, Kavaklar’daki metruk Bizans kulesinden geçerler ve Anadolu yakasındaki bir tepede Türk askerlerine rastlarlar. Karadeniz’e açılan gemi Kerpe yakınlarında fırtınadan batınca heyet Galata’ya geri döner ve kışı orada geçirir. 1404 yılında yeniden yola çıkarlar ve nihayet Trabzon’a varırlar. Oradan Erzurum, Baku, Hoy, Tebriz, Tahran ve Nişabur üzerinden Timur’un başkenti olan Semerkand’a ulaşırlar. 8 Eylül-20 Kasım 1404 arasında orada kaldıktan sonra aynı yoldan geri dönerler. 23 Ekim-3 Kasım 1405 arası yine Galata’da geçer. Bu seyahate ilişkin anılar ancak 1582’de Sevilla’da basılır ve birden ünlü olur.


Bir Fransız: Bertrandon de la Broquière

Seyyahımız 1400’lerin başlarında Fransa’nın Toulouse kentinde doğan Gaskonyalı küçük bir asilzadedir. Bilinen yaşamı Burgonya Dükü III. Philippe’in hizmetinde geçmiştir. Adı ilk defa 1421’de geçer ve 1423’ten itibaren dükün casusu olarak çeşitli görevlerde kullanılır. Bu görevlerden en önemlisi ise yeni bir haçlı seferi olanaklarının olup olmadığını anlamak üzere 1432-1433 yılları arasında Ortadoğu’ya yaptığı yolculuktur. Bu yolculuğun dönüşünde bir ticaret kervanına katılarak Osmanlı ülkesine doğru yola çıkar. Afyon, Kütahya ve Bursa üzerinden 1432’de İzmit’e ve oradan da Üsküdar’a varır. Bu tarihte Osmanlıların elinde olan Üsküdar’dan karşı yakaya geçenlerden para alındığını onun anılarından öğreniriz.

Bertrandon Üsküdar’dan o sıralar bir Ceneviz kolonisi olan Pera’ya geçer. Burada Cenevizliler, Rumlar ve Yahudilerin nasıl Türk korkusu içinde olduklarını gözlemler. Ertesi gün Konstantinopolis’e geçer ve orada “Roma kadar büyük ancak Suriçi’nde boş yerlerin dolu olanlardan fazla olduğu, sanki köy gibi bir kent bulduğunu” kaydeder. Ayasofya’da Batı’da mystere denen bir dinsel ayini izler ki onun bu tanıklığı bu tür ayinlerin Bizans’ta da yapıldığına dair tek tanıklıktır. Broquière daha sonra Hippodrom’u, Ayasofya’yı ve önündeki Justinianus Sütunu’nu ve heykelini, Pantokrator (Zeyrek) Kilisesi’ni, Havariyyun ve Blahernai kiliselerini gezer. Bu sonuncusu onun tanıklığından bir yıl sonra yanarak yok olacaktır.

Seyyahımız 23 Ocak 1433’te o sıralar Bizans’ın elinde olan Rhegium (Küçükçekmece), Athyra (Büyükçekmece) ve Selembria’dan (Silivri) geçerek Osmanlıların elindeki Çorlu’ya ulaşır. Buradan Edirne’ye gider ve II. Murad’ın huzuruna çıkar. Batı Trakya’da yaptığı kısa bir gezintiyi takiben ülkesine döner. Şehrin 1453’te Osmanlılar tarafından fethinden sonra Haçlı seferleri tekrar gündeme geldiğinde Burgonya Dükü kendisinden seyahatnamesini kaleme almasını ister. Günlük ancak 1840 yılında basılabilir. Eserin Paris’teki Bibliothèque Nationale’deki nüshasında yer alan bir minyatürde 1453’te Türk kadırgalarının karadan Haliç’e indirilişi ile Haliç’in kuzey ucunda fıçılar üzerinde kurulan bir köprü de gösterilmektedir.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "‘Öteki’nin gözüyle Osmanlı ülkesi" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 12:37:03