Geçtiğimiz hafta çok önemli olaylar yaşadık. 1971’den beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılıp açılmayacağı tartışmalarını Rus Ortodoks Patriği Kiril’in Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyareti izledi. Ardından Çinlilerin 1884’ten beri ‘Şincan’ (Yeni topraklar) dediği Doğu Türkistan’daki katliam haberleriyle sarsıldık. Son olarak, Irak’taki Kürdistan Bölge Yönetimi’nin Musul-Kerkük bölgesinin Türkiye’ye bağlanması konusunda Ankara’nın nabzını yokladığı haberleri çıktı. Bir yazar olarak hangi konuyu ele alacağımı şaşırdığımı tahmin edebilirsiniz.
Çok önemli gördüğüm ‘Uygur-Han’ geriliminin 150 yıllık tarihçesini önümüzdeki hafta ele alacağım. O zamana kadar olayın ayrıntıları biraz daha netleşir diye umuyorum. Aşağıda şimdiki adıyla ‘Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi’nin hikâyesi var. Bu hikâye, Türkiye’nin Ortodoks dünyasına siyasi müdahalesinin ne kadar eskilere gittiğini göstermesi açısından aydınlatıcı bir örnek. Adını ‘Ergenekon Terör Örgütü’ davasından bildiğimiz Sevgi Erenerol ise kilisenin ilk patriği Papa Eftim’in büyük torunu. Yani hikâyenin geçmişle bugünü birleştiren bir yanı da var.
İstanbulluoğlu mahallesi
Tarihe ‘Papa Eftim’ adıyla geçecek olan kahramanımız Pavlos Karahisaridis (Karahisarlıoğlu), 1884’te Ankara Vilayeti’ne bağlı Yozgat Sancağı’nın Akdağmadeni Bucağı’ndaki İstanbulluoğlu Mahallesi’nde doğmuştu. Mahalleye bu ad, II. Mahmud döneminde İstanbul’dan göçürülen Rum ve Ermeniler yüzünden verilmişti. O yıllarda Akdağmadeni nüfusunun dörtte üçü gayrımüslimdi. Soyadından anlaşıldığına göre Pavlos’un ailesi Şebinkarahisar’dan gelmiş olmalıydı.
Hikâyesini yanda okuyacağınız ‘Karamanlılar’ denilen cemaatin üyesi olan Karahisaridis, Rüştiye’yi bitirdikten sonra Ankara’da manifaturacılığa başlamış, ancak yaklaşan savaş yüzünden bu işte başarısız olmuştu. 1914’te askere alınmamak için Ankara’dan ayrıldı, 1915’te Akdağmadeni’ne papaz olarak atandı. Bu sırada ‘Eftim’ adını aldı. 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Keskin Metropolit Vekili olan Eftim bu dönemde, gayrımüslimleri korumak üzere yerel Ermeniler ve Rumlar tarafından kurulmuş olan
Phtanai o İpnos adlı örgüte yakınlaşmıştı, ama Ankara güçleri Anadolu’da duruma hâkim olmaya başlayınca orta yolcu bir tavır izlemeyi seçti. Çünkü Keskin, Ankara ve Sivas gibi Türk milliyetçiliğinin kalbi olan iki merkezin tam ortasına düşüyordu.
Sevgi Erenerol’a göre Eftim, Mustafa Kemal’le, Yozgat’ta kapı komşusu olan Çerkez Ethem sayesinde, 1919’da Sivas Kongresi sırasında tanışmıştı. Halbuki, Çerkez Ethem’in Yozgat’a 1920 mayısında Yozgaz’taki Çapanoğlu İsyanı’nı bastırmak için gittiği biliniyor. Yani bu tarihte böyle bir tanışmanın olması imkânsız. Bildiğimiz ise, Ankara’nın temsilcileriyle yakın ilişkileri nedeniyle, Papa Eftim’in 1920’de Çerkez Ethem’in Yozgat’ta, 1921’de Topal Osman’ın Koçgiri isyanlarını bastırırken Dersim’de yaptığı katliamlardan Keskin Hıristiyanlarını kurtarmayı başarmış olduğu. Simav’dan Keskin’e sürülen Rumların güvenli biçimde İstanbul’a gitmelerini sağlayan Eftim’in ‘Kuva-yı Seyyare’ye adam ve malzeme toplayan Çerkez Ethem ve Çolak İbrahim beylere yardımcı olması Ankara’nın dikkatini çekti. Nitekim Eftim’in iddiasına göre kuzeni Pantelis, 1922’de Fener Patrikliği’nin ihbarı sonucunda ‘Pontusçuluk’ yaptığı gerekçesiyle İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilecekken, Edirne Mebusu Şeref Bey tarafından kurtarılmıştı.
Türk Ortodokslarının desteği Ancak Papa Eftim’in tavrı tek örnek değildi. Ekim ve kasım 1919’da Erbaa ve Vezirköprü Ermenileri, mayıs 1921’den itibaren Safranbolu, Çorum, Isparta, Tosya, Taşköprü, Havza, Maçka, Gümüşhacıköy, Kayseri gibi yerlerde kalan az sayıdaki gayrımüslimler, ya katledilmekten korktukları ya da Ankara’nın adamları tarafından ‘ikna edildikleri’ için, Ankara’ya yakınlıklarını ifade eden telgraflar çekmişlerdi. (O yıllarda Ankara’da bulunan Sovyet gazeteci K. Yust’a göre bu mektuplar sahteydi.) Ancak, ister samimi, ister zorla ya da sahte olsun, bütün bu destekler, Ankara’yı hem Yunan milliyetçiliğinin öncüsü konumunda gördüğü Fener Rum Patrikhanesi’nin gücünü kırmak hem de Anadolu’daki gayrımüslimlere ‘Türk mezalimi’ yapıldığı yolundaki yabancı propagandayı zayıflatmak için ayrı bir kilise kurma konusunda cesaretlendirecekti. Bu karar aynı zamanda, Anadolu’nun gerçek sahibinin Türkler olduğuna, dolayısıyla Anadolu Hıristiyanlarının da ‘aslında Türk kökenli olduklarına’ dair teori ile de uyumlu bir adımdı. ‘Yerli malı’ kilisenin yönetmeliğini İttihatçı kökenli Baha Said Bey hazırladı. (Rıza Nur’un hatıratında ‘mostralık’ diye andığı Baha Bey, 1915-1916’da İTC’nin Alevilik ve Bektaşilik çalışmalarını yürütmüş, 1922-1923’te Lozan’da Patriklik meselesine danışmanlık yapmıştı.)
Kapadokya turu 8 Aralık 1921’de, bir süredir boş bulunan Fener Rum Patrikliği’ne o sırada görevden ayrılmış olan Venizelos yanlısı Meletios’un atanması, kilisenin vücuda kavuşturulmasını acil hale getirecekti. Karadeniz bölgesinde Rumların tasfiyesi tüm hızıyla sürerken ve Ortodoks papazları ‘devlete ihanet’ ya da ‘casusluk’ suçlamasıyla İstiklal Mahkemeleri’ne sevk edilmemek için sağa sola kaçışırken, ocak 1922’de Eftim Kapadokya’da tura çıktı. Gezisinde, hem ‘Türk Ortodoks Kilisesi’ projesini anlatıyor hem de para topluyordu. Kendisine 300 altın veren Sinasoslu (bugün Mustafa Kemalpaşa) Serafeim Rizos, Kayseri’de Eftim’e gerçek amacının ne olduğunu sorduğunda “Maksat, Serafim Efendi, köprüyü geçelim...” demişti.
Mart ayında 68 cemaat okulunu kapatarak öğrencilerinin Türk okullarına gitmesini emreden Eftim, 23 Nisan 1922’de, II. İnönü Meydan Muharebesi’nin birinci yıldönümünü kutlamak için Meclisin önünde toplanan 50 bin kişiye Türk Ordusu’nu öven pek duygulu bir konuşma yaparak işbirliğini daha ileri bir mertebeye taşıdı. O yıllarda Anadolu Ortodoks liderleri ‘İstanbulin’ denilen uzunca bir ceket ve siyah uzun fes giyerlerken, Eftim’in başında Mustafa Kemal tarafından verildiği iddia edilen bir kalpak vardı.
Kilise kuruluyor Bundan sonrası hızlı gelişti. 3-16 Temmuz 1922’de Kayseri’deki Zincirdere Manastırı’nda 30-40 kişinin katılımıyla ‘Türkiye Büyük Millet Meclisine Tabi Umum Anadolu Türk Ortodoksları Kongresi’ toplandı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.