GÜMRÜ ANTLAŞMASI . 30 Ekim’de Kazım Karabekir’in 15. Kolordusu Kars’a doğru yürüyerek Ermeni ordularını yenmiş, 2/3 Aralık 1920 gecesi, Ankara ile Erivan’daki Taşnak hükümeti arasında Gümrü Anlaşması imzalanmıştı. Ancak ertesi gün, Lenin’in emriyle Kızıl Ordu Erivan’a girerek ‘burjuva’ Taşnak hükümetini düşürdü ve Ermeni Bolşevikleri ile birlikte Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’ni ilan etti. Yeni hükümet 10 Aralık 1920’de Ankara’ya bir nota vererek, Gümrü Anlaşması’nı tanımadığı ilan etti. İki ülke arasındaki sınır Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile TBMM Hükümeti arasında 13 Ekim 1921’de imzalanan Kars Antlaşması’yla tekrar çizildi ve iki ülke arasında sakin bir döneme girildi.
BAHANE ÇOK . Türkiye, SSCB’nin dağılması üzerine, 25 Ağustos 1990’da bağımsızlığını kazanan Ermenistan’ı 16 Aralık 1991 tarihinde tanıdı, ancak o tarihten bu yana diplomatik ilişki geliştirmedi. Kısa dönemler dışında sınırlar da hep kapalı tutuldu. Bunun nedeni olarak, yeni Ermenistan Cumhuriyeti’nin 1921 Kars Antlaşması’nı tanımayışı, 1990 tarihli Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. Maddesi’nde soykırıma atıfta bulunulması, devlet armasında Ağrı Dağı’nın yer alması ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu gösterildi. Ermenistan ‘tanınmayan sınırın açılması söz konusu olabilir mi?’ diyerek Kars Antlaşması meselesinde geri adım attığını gösterdi.
TARİHSEL KÖRDÜĞÜM . Ancak, Dağlık Karabağ meselesi hâlâ çözülmedi. Ermeniler Dağlık Karabağ’ın ata toprakları olduğunu, üstüne üstlük bölgede çoğunluğu teşkil ettiklerini, bu nedenle kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip olduklarını savunuyorlar. Azerbaycan ise, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu, bölgedeki etnografik yapının Rus ve Sovyet politikalarıyla suni olarak değiştirildiğini, bu nedenle toprak talebine temel teşkil edemeyeceğini iddia ediyor.Bu konudaki bilgilerimiz resmi tarih kanallarından geldiği için, bugüne kadar Azerilerin ‘haklı’, Ermenilerin ‘haksız’ olduğuna kesin gözüyle baktık. Halbuki bölgenin 100 yıllık tarihçesi incelendiğinde, 19. yüzyıl tipi katı milliyetçiliğine saplanıp kalmış iki ülkenin de haklı olmadığını, öte yandan durumun böylesine kördüğüm olmasında, SSCB’nin beceriksiz milliyetler politikasının büyük rolü olduğu görülüyor. Bu hafta, Kafkasya politikasında kilit öneme haiz bu meselenin bir kronolojisini sunmak istiyorum ancak, konuyu milliyetçi söylemlerden arındırayım derken, sıkıcı hale getirdiğim için de özür diliyorum.
Onlar yabancı biz yerli Karabağ, büyük bölümü bugünkü Azerbaycan ile Ermenistan arasında, güney bölümü İran içinde kalan, yaklaşık 18 bin kilometrekarelik bölgenin adı. Dağlık Karabağ ya da Ermenice tarihi adıyla ‘Artsakh’ ise bu bölgenin içinde 4.392 kilometrekarelik alan. Ermenilere göre Dağlık Karabağ’da MÖ 7. yüzyıldan beri Ermeni nüfusu ve kültürü egemendi. Azerilere göre ise Ermeniler Yunanistan’ın Teselya (Selanik) bölgesinden, Doğu Anadolu’ya gelip Urartuların egemenliğinde yaşayan, sonra da Kafkasya’ya göçen yabancı bir halk olup, bölgenin esas sahipleri kendileriydi, çünkü Azeriler Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru göç ederken bölgedeki Derbent Geçidi’nden geçen Türk boylarının soyundan geliyorlardı.
Karabağ Bölgesi 1555’te Amasya Anlaşması ile Osmanlı Devleti’ne katılmış; 1735 yılındaki Gence Anlaşması’yla İran’a bırakılmış, 1828 yılındaki Türkmençay Anlaşması’yla Çarlık Rusyası’nın hâkimiyetine girmişti. Bu tarihten sonra Ruslar Kafkasya’da güneye doğru indikçe Müslüman halk güneyde, Hıristiyan halk ise Ruslara sığınmak üzere kuzeyde toplanmaya başladı. Ancak toplumlararası gerginliklerin çatışmaya dönmesi gecikmedi. 1905’te, Azerilerin Ermenilere saldırısıyla başlayan yağma ve katliamlar yoğunluğu azalmakla birlikte, bir sonraki yıla da sarktı. Olaylar şehirlerle sınırlı kalmadı. Tahminen 128 Ermeni ve 158 Azeri köyü yağma ya da tahrip edildi. Ölenlerin sayısının 3 bin ila 10 bin arasında değiştiği belirtildi.
Maverâ-yı Kafkas Federasyonu 1917 yılında Rusya, Bolşevik Devrimi’ni takiben Birinci Dünya Savaşı’ndan fiilen çekildiğinde, Güney Kafkasya’da üç önemli siyasi güç vardı. Bunlar Gürcülerin Sosyal Demokrat Menşevik Partisi, Azerilerin Müsavat Partisi ve Ermenilerin Taşnaksütyun’u idi. Hepsi Bolşevik karşıtı olan bu üç hareket, 24 Kasım 1917’de, merkezi Tiflis olan Maverâ-yı Kafkas Federasyonu’nu kurdular. Ancak federasyon, Osmanlı ordularının bölgedeki harekâtları ve Bolşevik Rusya’nın savaştan hukuken çekilmesini sağlayan 3 Mart 1918 tarihli Brest-Litovsk Anlaşması’nın ardından dağıldı ve yerine Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan cumhuriyetleri kuruldu.
Nerimanov’la Orconikizdze’nin manevraları Nisan-Aralık 1920 arasında, Lenin ve Stalin’den Kafkasya’yı Bolşevikleştirme emrini alan Kızıl Ordu, bu bağımsız cumhuriyetleri tarihe gömdü. 1 Aralık 1920’d, Rusya Komünist Partisi’nin Kafkaslar sorumlusu Orconikidze’nin başkanlığında Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya Komünist Partisi temsilcilerinin katıldığı bir toplantıda, Azerbaycan lideri Nerimanov, Zengezur, Nahçıvan ve Dağlık Karabağ bölgelerini Ermenistan’a bırakarak, Müslümanlarla Ermeniler arasındaki tarihsel kavgaya son verdiğini ilan etti. Karar Orconikidze tarafından Lenin ve Stalin’e ulaştırıldı ve 4 Aralık 1920 tarihli
Pravda’da, Milliyetler Komiseri Stalin’in bu kararı ‘tarihte eşi benzeri görülmemiş bir olay’ olarak kutsadığını anlatan haber çıktı. Ancak bunun Ermeni Bolşeviklerini ve genel kamuoyunu etkilemek için yapılan bir manevra olduğu kısa sürede anlaşılacaktı.
Nahçıvan Azerbaycan’a veriliyor 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars antlaşmalarının ödülü olarak Ermenistan Türkiye sınırında bulunan Nahçıvan, Azerbaycan’a bağlı özerk (otonom) bölge olarak tanımlandı. O tarihlerde Nahçıvan’ın nüfusunun yüzde 85’ini Azeriler, yüzde 15’ini Ermeniler oluşturduğu için Ermeniler karara itiraz etmediler. Bir ay sonra, Bolşevikler Zengezur bölgesinde Taşnaklar tarafından yönetilen milliyetçi bir Ermeni direnişi ile karşılaşıp, Zengezur’u Ermenistan’la Azerbaycan arasında paylaştırınca da ses çıkarmadılar. Çünkü Ermenistan ve Azerbaycan arasında imzalanan 12 Haziran 1921 tarihli deklarasyonla Dağlık Karabağ, Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlanmıştı.
Ancak sadece üç hafta sonra, 5 Temmuz 1921’de, Rusya Komünist Partisi Kafkasya Bürosu’ndan Stalin, Kirov, Orconikidze, Nerimanov gibi bir dizi önemli şahsiyetin katıldığı toplantıda yine fikir değiştirildi ve Dağlık Karabağ bu sefer Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olarak tanımlandı. Dahası bölgenin sınırları çizilirken, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la fiziki ilişkisini kesmek için Laçin bölgesi Azerbaycan’a bırakılmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.