1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 12:38
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 03.07.2011
Ayşe Hür
Resmî tarihin hainleri: 150’likler
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler Ayşe Hür - Resmî tarihin hainleri: 150’likler
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Resmî tarihin hainleri: 150’likler

Bundan 87 yıl önce bugünlerde, TBMM’de kabul edilen bir kanunla ‘hain’ ilan edilen bazı kişiler yurtdışına sürülüyordu. Bundan 73 yıl önce yine bu günlerde ise TBMM’de bu kişileri affeden kanun kabul edilmişti. Neredeyse herkesin birbirini ‘Ergenekoncu’, ‘darbeci’, ‘Kürtçü’, ‘bölücü’, ‘terörist’, ‘şeriatçı’, ‘Fethullahçı’, ‘Batı şakşakçısı’, ‘yandaş’, ‘liboş’... diye suçladığı bugünlerde, tarihe 150’likler olarak geçen bu insanların ‘hain’ ilan edilişlerinin ve affedilişlerinin hikâyesi ilginç olabilir diye düşündüm. 

 

Cumhuriyet’in hain ihtiyacı

Daha önce ayrıntılı biçimde anlatmıştım ama kısaca özetlemek gerekirse, 11 Eylül 1920’den Mayıs 1923’e kadar görev yapan 14 İstiklal Mahkemesi’nde ‘casusluk’, ‘bozgunculuk’, ‘asker kaçağı olmak’, ‘eşkıyalık yapmak’, ‘saltanat yanlısı olmak’ ve ‘isyancılık yapmak’ suçundan toplam 59.164 kişi yargılanmış, bunların 41.678’ine çeşitli cezalar verilmiş, 1054 idam cezası infaz edilmişti.

Rejimin ‘hain’ ihtiyacı henüz doymamıştı ancak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, birçok alt anlaşma ve sözleşmenin yanısıra, 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenen savaş ve ‘Ermeni Tehciri’ suçlarına karışanlara genel af, yasa ve protokoller de içeriyordu. Bu maddeleri, İttihatçı gelenekten gelen mesai arkadaşlarını cezadan korumak isteyen Mustafa Kemal eklettirmişti ancak, dava arkadaşlarını koruyayım derken, ‘davaya katılmamış/ karşı çıkmış/ ihanet etmiş’ kişilerin cezalandırılması konusunda rejimin elini de bağlamıştı.

Bu paradoksu çözmek Lozan Delegasyonu üyesi Dr. Rıza Nur’a nasip oldu. Büyük tartışmalardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri’yle ya da İstanbul hükümetleriyle işbirliği yapmış 150 kişiyi af kapsamı dışında tutma hakkı tanındı. Ancak Türkiye bu kişileri herhangi bir şekilde cezalandıramayacak, sadece eğer halen yurtdışındaysalar bunların Türkiye’ye girmesini ya da halen Türkiye’de oturuyorlarsa, bunların Türkiye’de yaşamasını yasaklayabilecekti. 


Neden 150 kişi?

Sayının neden 150 olduğu bugüne dek bir muamma olarak kaldı. Bazılarına göre bu sayı İngilizlerin 1919’da Malta’ya götürdüğü 150 kişiye nazire idi. Bazılarına göre görüşmeler yapıldığı sırada zaten 150 kadar ‘hain’ yurtdışına çıkmıştı. Fiili durumu hukuki duruma çevirmek için 150 kişi denmişti. Hangisi olursa olsun, Lozan’da sadece sayı tesbit edilmişti. Listeye kimlerin konulacağına daha sonra karar verilecekti. Yani suçtan listeye değil, listeden suça gidilecekti.

Kimin ‘hain’, kimin ‘milli mücadeleye karşı’, kimin ‘suçlu’ olduğunun somut delillerle ve hukuki süreçlerle tesbit edildiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu iş kapalı kapılar ardında, kişisel kanaatlerle, şüphelerle yapıldı. Öncelikle Mustafa Kemal ve ekibinin iktidar mücadelesinde saf dışı bırakmak istediği çok kişi tesbit edildi. Sonra, iktidara yakın milletvekillerinin, yöneticilerin veya önemli şahısların şu veya bu nedenle karşı oldukları, istemedikleri adamlar listeye eklendi. Liste şiştikçe şişti, sayı binlere vardı. Ardından 600’e indirildi.


Hain yaratma yöntemleri

16 Nisan 1924 tarihli TBMM’de yapılan gizli celsede, Dâhiliye Vekili Ferit (Tek) Bey, Emniyet tarafından hazırlanan 600 kişilik ilk listenin “şuna değmiş, buna değmemiş” denerek önce 300 kişiye sonra da 150 kişiye indirildiğini belirtmiş ardından bu kişilerin nasıl seçildiğini anlatmıştı. Ancak liste kimseyi memnun etmedi elbette. Her kafadan bir ses çıkıyor, şu veya bu kişinin neden listede olmadığı soruluyordu. Örneğin İzmir Mebusu Şükrü (Saraçoğlu) Bey, listede hiç Rum ve Ermeni olmamasından yakınırken, Çorum Mebusu Mustafa Bey de kendisine destek çıkıyordu: “Aynı cürmü irtikâp edenlerden [aynı suçu işleyenlerden] bir Türk, bir Rum var, bir Ermeni var, bir Arap, Arnavut var, bir Çerkes var. Binaenaleyh evvela Türk kalır, Ermeni veya Rum gider ve nihayet Türk gider...” Bu sefer Karesi Mebusu Ahmet Süreyya (Örgeevren) Bey’in itirazı duyuluyordu: “Evvela Türk gider çünkü hıyanet etmiştir!”


Kaç tür hain vardır?

Tartışmalar şiddetlenince, İstanbul Mebusu Akçoraoğlu Yusuf Bey “kırk yılda bir kürsüye çıkan biri olarak kendilerini sabırla dinlemeleri” ricasıyla söze başlamış ancak, bazı milletvekillerinin çıkardığı patırtı yüzünden zorlukla yürütmüştü konuşmasını. Söylediği özetle şöyleydi: “Herhangi bir insan için verilecek kararların en ağırı olan vatandaşlıktan çıkarma kararını almaya çalışıyoruz. Ancak böyle ağır bir tedbiri belli hukuksal prensiplere göre almak lazımdır ancak milletvekillerinin buna sabrı yoktur. Yaklaşan iftar saatinin de etkisiyle, çabucak listeye kimin gireceğini görmek istemektedirler. Bu da Meclis’i yanlışa götürebilir. Bu yüzden biraz sakin olalım.”


Ne prensibi efendi?

Dâhiliye Vekili Ferit (Tek) Bey, Yusuf Bey’in endişe etmemesini, çünkü listeyi yaparken belli prensiplere sadık kaldıklarını açıkladı. Ancak Yusuf Bey’in ısrar etmesi üzerine patlayıverdi: “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain[dir]. Ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih (yolu) ve nevii (türü) itibariyle ancak tasnif kabil olur. Yoksa prensip nedir?”

Elbette bu cevaptan sonra Yusuf Bey’de konuşacak cesaret kalmadı.

23 Nisan 1924 günü TBMM’deki gizli oturumda listedeki isimler üzerinde tartışmaya geçildi. Ferit Bey isimleri okudukça, milletvekillerinden sesler yükseliyordu: “Ahmak”, “Budala”, “Alçak”, “Bunak”, “Rezil”, “Satılmış”, “Mel’un”, “Sülükler”, “Artin”, “Kürt Mustafa”, “Sekiz yüz bin Ermeni kestik diyen adam”, “Yunan bayrağını öpen”...

Mebuslar, listeye eklenmesi için yeni isimler öneriyorlardı. Birinin önerdiğini diğeri beğenmiyor, kendi adayının neden daha fazla ‘hain’ olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Örneğin Karahisar-ı Şarki (Afyon) Mebusu Ali Sururi Efendi, Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HİF) yöneticilerinin listeye konmasını, başkaları Kürt Teali Cemiyeti ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile ilişkisi olan eski İttihatçı Abdullah Cevdet’in veya 1920’de Yozgat’ta isyan eden Çapanoğulları’nın listeye eklenmesini istiyordu. İlk öneri kısmen karşılandı, nedense diğer ikisi reddedildi.


Venizelos’a söz verdik

Kütahya Milletvekili Recep (Peker) Bey, Emniyet’in hazırladığı 600 kişilik listeden geri kalanların ziyan olmaması (!) için, bu kişilerin fotoğraflı künyelerini içeren bir ‘Siyah Liste’ hazırlanıp iskelelere, istasyonlara asılmasını, Emniyet Teşkilatı’na dağıtılmasını önerdiyse de öneri reddedildi. Karesi Mebusu Ahmet Süreyya Bey, Ermeni, Rum ve Yahudilerin de eklenmesi için epey mücadele etti ancak bu teklif Ferit Bey tarafından “600 kişilik listede Rumlar ve Ermeniler de vardı ancak Lozan’da İsmet Paşa ile Venizelos arasında imzalanan ek protokolle Rumların (dolayısıyla diğer gayrımüslimlerin) listeye konmayacağına söz verdik” denerek kabul edilmedi. Sonunda 150’likler listesine kesin biçimini verme işinin Bakanlar Kurulu’na bırakılmasına, kesin listenin tekrar TBMM’ye gelmesine karar verildi.

Bakanlar Kurulu’nun hazırlayıp son şeklini verdiği liste 22/23 Nisan 1924 Çarşamba gecesi, tekrarlanan gizli oturumda ele alındı. Bu kez öyle ilk oturumdaki gibi uzun tartışmalar olmadı ama oturum yine elektrikli geçti. Listeye hâlâ yeni kişilerin eklenmesine uğraşılıyordu. Sonunda Dâhiliye Vekili Ferit Bey inisiyatifi ele aldı ve el kaldırma usulüyle alelacele bir oylama yaptı. Mebusların “Yoklama isteriz” nidaları arasında “Kabul edilmiştir” diyerek açık celseye geçti. Aynı gün bir kararname ile muhtemelen 600 kişilik listede yer alanlardan vatandaşlıktan çıkarılma koşulları taşıyanların ‘Vatandaşlıktan Iskat Defteri’ne kaydedilmesine karar verildi. 


Vahdettin’in maiyeti

1 Haziran 1924’te TBMM’de kabul edilen 150 kişilik listeye girenler on grupta toplanıyordu. (Tam liste yazının sonunda.) Birinci grupta son Padişah Vahdettin’in maiyetinden sekiz kişi (Yaver-i Has Kiraz Hamdi Paşa, Hademe-i Hassa Kumandanı Zeki, Hazine-i Hassa müfettişlerinden Kayserili Şaban Ağa ve Tütüncübaşı Şükrü, Serkarin Yaver Ömer Paşa, Yaverandan Erkan-ı Harp Miralay Tahir, Seryaver Ahmet Avni Paşa ve Eski Hazine-i Hassa Müdürü ve Defter-i Hakani Emini Refik) vardı.

Vahdettin, 1-2 Kasım 1922’de Saltanat’ın ilgasından sonra ‘firar ettiğinden’, Sevr görüşmelerinin baş mimarı Damat Ferit ile Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam fetvası yayımlayan Dürrizade Abdullah Efendi ise öldüğünden listede yoktu. Listeye girmeyen hanedan üyeleri ise 3 Mart 1924’te Halifeliği ilga eden 431 sayılı Kanun’la sürgüne gönderileceklerdi.

İkinci grupta 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyet üyeleri (Eski Maarif Nazırı Hadi Paşa, Ayandan Şûra-yı Devlet eski Reisi Rıza Tevfik ve Bern eski Sefiri Reşad Halis) vardı.


Halife Ordusu mensupları

Üçüncü grupta İstanbul’un Anadolu güçlerini hizaya getirmek için 18 Nisan 1920’de oluşturduğu Kuvve-i İnzibatiye’ye (Halife Ordusu) dâhil kabine üyeleri (eski Adliye Nazırı Ali Rüşdi, eski Ziraat ve Ticaret Nazırı ve eski Konya Valisi ‘Artin’ Cemal, eski Bahriye Nazırı ‘Cakacı’ Hamdi Paşa, eski Maarif Nazırı ‘Rumbeyoğlu’ Fahreddin, eski Ziraat ve Ticaret Nazırı ‘Kızılhançerli’ Remzi) ile eski Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi vardı.

Dördüncü grupta Kuvva-i İnzibatiye’den yedi asker (Süleyman Şefik Paşa, ‘Bulgar’ Tahsin Miralay Ahmet Refik Tarık Mümtaz, Ali Nadir Paşa, Kaymakam Fettah, ‘Çopur’ Hakkı) vardı. Halife Ordusu’nun fiili kumandanı Çerkes asıllı Anzavur Ahmed ise öldüğü için listeye konmamıştı.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Resmî tarihin hainleri: 150’likler" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 12:38:32