KADIN SAVAŞÇILAR . Mehmet Bayrak
Osmanlı’da Kürt Kadını (Özge Yayınları, 2002) adlı eserinde, Kürt literatüründe ‘Fataraş’ veya ‘Fata Reş’ adıyla tanınan kahraman savaşçı kadından ve bu kahramanın zaman içinde nasıl Türkleştirildiğinden söz eder. Zeynep Kutluata ise 2006’da Sabancı Üniversitesi’nde hazırladığı lisansüstü tezinde 1806’nın, 1853-1856 Kırım Savaşı’nın, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ve Milli Mücadele Dönemi’nin Kara Fatmaları anlatır. Başka kaynaklarda da Erzurumlu Nene Hatun, Vanlı Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Gördesli Makbule, Osmaniyeli Tayyar Rahmiye, ‘Toros Kartalı’ Kılavuz Hatice, Kastamonulu Erkek Halime ve daha nice kadının benzer hikâyesine değinilir.
8 MART KADINLAR GÜNÜ . Bu kadınlar, askerliğe, savaşa ilişkin toplumsal cinsiyet kalıplarına ilişkin önyargılarımızı tersyüz eden istisnai kadınlardır. Zeynep Kutluata, tezinin önsözünde cevap aradığı soruları “...Bu istisna, nasıl temsil edildi? Neden ihtiyaç duyuldu? Kime hizmet etti? Savaşa ilişkin geleneksel ataerkil rollere meydan okudu mu? Yoksa geleneksel rolleri yeniden mi üretti?...” şeklinde sıralıyor ve bir ‘stereotip’ olan Kara Fatmalara ilişkin söylem savaşlarının bugün hâlâ devam ettiğini belirtiyor. Yazarın vardığı sonuçları aktarmaya sayfanın boyutları yeterli değil. Ama 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kara Fatmaları anmak için iyi bir vesile gibi göründü bana.
Haydut Kara Fatma İlk kahramanımıza 1806 tarihli bir arşiv belgesinde rastlıyoruz. Trabzon Valisi Tayyar Mahmud Paşa tarafından İstanbul’a yazılmış bir mektupta Kara Fatma adlı bir Kürt aşiret beyinin karısının, 78 kişilik bir çeteye komuta ettiğini ve Amasya Sancağı’nda hırsızlık yaptığını anlatılmaktadır. Kara Fatma, çaldığı malları, kadın olduğu için dikkati çekmemesine güvenerek Çorum ve Osmancık bölgesinde pazarlamaktadır. Bozok Sancağı Mutasarrıfı Süleyman Bey tarafından yakalanan Kara Fatma çaldığı malların bedeli olan altı bin kuruş tazminatı ödemeye mahkûm edilmiştir.
Kara Fatma’nın bir diğer suçu bir Müslüman’ı öldürmek ve bin kuruşunu çalmaktır. Tayyar Mahmud Paşa, Kara Fatma ve adamlarını üç-beş gün hapse atar ve çetenin çaldığı paraları, öksüz bıraktığı çocuklara verir. Paşa’nın bu mektubu Kara Fatma’nın hapisten çıktıktan sonra halkı tehdit etmeye devam etmesine dairdir. Paşa, Kürtlerden saraya bir şikâyet gelirse amacının Kürtlere saldırmak değil halkın yaşamını ve malını korumak için Kara Fatma’yı etkisiz hale getirmek olduğunu söylerken, rakibi Çapanzadelerin 1805’te Kürt köylerine saldırarak talanda bulunduklarını ihbar etmekten de geri kalmaz.
‘Kâfir’ ve ‘melûne’ Bu mektupta tarif edilen Kara Fatma Kürt’tür ve bir aşiret reisinin karısıdır. Ama hepsinden önemlisi, evli bir kadın olduğu halde, bir grup haydutun reisidir. Mahmud Tayyar Paşa’nın kadından ‘kâfir’ ve ‘melûne’ olarak söz etmesi de ilginçtir, çünkü bilindiği gibi Kürtlerin ezici çoğunluğu Müslüman’dır. Bu durum akla, kadının hem Hıristiyan Yezidi Kürtlerinden olduğunu düşündürür. Ama daha ilginç olan, Tayyar Mahmud Paşa’nın bir kadın hayduttan söz ederken hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermemesidir. Anlaşılan o devirlerde bu tür kadınlardan bolca vardır.
Kürt Kara Fatma Fataraş Mehmet Bayrak’ın
Osmanlı’da Kürt Kadını adlı eserinde sözü edilen Fataraş veya Fata Reş (Kürtçede ‘Kara Fatma’ demektir), Sinemilli aşiretinin reisi Kara Bilal’in kız kardeşidir. Ailenin erkek üyelerinin sırayla ölmesi üzerine aşiretin başına geçen Fataraş Hanım 1853’te Kırım Savaşı patlak verdiğinde, padişahın tüm Osmanlı tebaasına yaptığı çağırıya uyarak, 300 dolayında süvari ve piyade ile bu savaşa katılmak üzere İstanbul’a gider.
İngilizler ve Fransızlar da Osmanlı ile birlikte savaşa katıldıklarından, İstanbul, Avrupa’dan gelen askerler, yazarlar, gazeteciler, gezginler ve ressamlarla doludur. Bu nedenle, bir köylü kadının komutasında İstanbul’a gelen bu gönüllü milis birliği, hem Batılıların hem de İstanbul halkının büyük ilgisini çeker. Bunlardan biri o sırada Ayasofya’nın tamiri ile ilgilenen ünlü sanat tarihçisi Gusieppe Fossati’dir. Fossati’nin çizimleri 15 Nisan 1854 tarihli
L’Illustration Journal Universel dergisi yoluyla Fransız basınında boy gösterir. Gravürün altında ‘Kara Fatima, l’héroine du Kürdistan, a’ Constantinople’ yani ‘Kürdistan kahramanı Kara Fatma İstanbul’da’ yazmaktadır.
Yaşlı ve çirkin ‘Kara Güzel’ Ardından İngiliz basını konuyla ilgilenmeye başlar. 22 Nisan 1854 tarihli
The Illustrated London News dergisi, Kürdistan bölgesindeki Maraş şehrinde 4 bin başıbozuğa reislik eden Kara Fatma ve maiyetindeki 300 kişiyi ‘Kara Fatma Hanım, Kürt süvarileriyle İstanbul’da’ altyazısıyla verir. Gazeteye göre Kara Fatma’nın Sivastopol’de Moskovalılara karşı gösterdiği büyük kahramanlığın nedeni adi bir suçtan dolayı Girit Kandiye’deki zindanlardan birinde yatan kocasını affettirmek için padişahın gözüne girmektir. Aynı gazetenin 1 Temmuz 1854 tarihli sayısında ise Kara Fatma’nın ‘Kara Güzel’ olarak da tanındığından söz edilir ve yaşı 78 olarak verilir. Bu haberde de Kara Fatma çirkin, bakımsız, yırtık pırtık giysili biri olarak tarif edilmektedir.
1867’de anılarını yazan ‘Müşavir Paşa’ unvanlı S. Adulphus Slade ise yanında maiyeti ile Üsküdar’dan güzel kayıklar ve sandallarla Beşiktaş (Yıldız) Sarayı’na geçen Kara Fatma’nın halkı en şaşırtan yanının, Müslüman bir kadın olarak yarı çıplak, erkekler gibi dolaşmasıydı. Ancak yine Slade Paşa’nın anlattığına göre Serasker Rıza Paşa, kendisini büyük iltifatlarla huzuruna kabul etmiş, Müftü dualarla uğurlamıştı.
Revanduzlu Yezidi Kızı İngiliz gezgin ve yazar Lady (Mary) Shail, daha savaş tümüyle bitmeden yayımladığı 1856 tarihli eserinde, Kara Fatma’yı davulcular ve trampetçiler eşliğinde saldırıya geçen bir savaş gravürüyle yansıtırken, Kara Fatma, on yıl sonra bu kez A. de Neuville’in gravürüyle ünlü Fransız seyahat dergisi
Le Tour de Monde’da boy gösterir. Gravürün altyazısı şöyledir: ‘Kara Fatma, la princesse kurde’ (Kara Fatma, Kürt Prensesi). Yazıda Kara Fatma Revanduzlu Yezidi Kürdü olarak betimlenir. 1868’de ünlü Alman antropoloji ve etnoloji dergisi
Globus’a da aktarılan gravürün altında ise şöyle yazmaktadır: ‘Kara Fatma, eine kurdische Prinzessin’ (Kara Fatma, Bir Kürt Prensesi).
Aynı gravür 19. yüzyıl sonlarında, ünlü kartpostal yayıncısı Max Fruchtermann tarafından renklendirilerek kartpostal olarak yayımlanır ve o zamanki modaya uyularak altta Fransızca ‘Kara Fatma-La princesse kurde’ (Kara Fatma-Kürt Prensesi), üstte ise Osmanlıca ‘Kürd cengâverlerinden Kara Fatma’ yazılır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.