“Siyasi konulardaki tutumundan dolayı kendisine ‘olumlu pasif’ lakabı takılmış olan Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanı seçildiği 6 Nisan 1973’ten görevinin sona erdiği 6 Nisan 1980’e kadarki 7 yılda tam 16 hükümet kurulmaya çalışılmış, kurulmuş ya da bozulmuştu. Öyle ki, Korutürk bir röportajında, “Öldüğümde sorgu melekleri dünyada ne yaptın diye sorduklarında ‘herhalde hükümet buhranlarını çözmeye çalışmakla vakit geçirdim’ karşılığını vereceğim” demişti. Bu hafta, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin arifesinde yaşananları hatırlatmaya çalışacağım. Çünkü Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar/Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Gençlik ve ordu içindeki sol eğilimli kalkışma hareketleri bahane edilerek TSK tarafından verilen 12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından petrol, haşhaş, genel af, Kıbrıs gibi iç ve dış krizlerden enerji alan siyasi kutuplaşma, 1970’lerin sonlarında topluma da sirayet etmiş, daha doğrusu birazdan anlatacağım gibi ‘sirayet ettirilmişti’. 1977’de siyasi içerikli şiddet olaylarında 231 kişi ölürken, bu sayı, 1978’de 832’ye, Aralık 1978 ile Eylül 1979 arasında 898’e ve bu tarihten 1980 yılının Eylül ayına kadar 2.812’ye çıkmıştı. Son dönemlerde günde ortalama 20 kişi hayatını kaybediyor, bunun birkaç katı insan yaralanıyordu. Öldürülenler arasında ünlü gazeteciler, bilim adamları, sendikacılar, eski başbakanlar vardı. Kısacası ülke bir yangın yerine dönmüştü.
‘3 K’ stratejisi
Toplumsal çatışma için uygun zemin hazırlandıktan sonra, sıra kibriti çakmaya gelmişti. Bu iş için Alparslan Türkeş’in partisi MHP biçilmiş kaftandı. Bir süredir Necmettin Erbakan’ın partisi MSP’ye kaptırdığı Sünni seçmen kitlesini geri almak için ‘3 K’ (Kızılbaş, Kürt, Komünist) stratejisi uyarınca toplumsal gerilimi tırmandıran MHP, 17 Ocak 1978’de Bülent Ecevit’in azınlık hükümeti güven oyu alınca, siyasi söylemini iyice sertleştirmişti. Yeni strateji, Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadığı, Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde milliyetçi çevrelerin önderliğinde yaratılacak ‘iç savaş’ koşullarında ordu ve MHP’nin içinde olduğu bir iktidar bloğu oluşturulmasıydı.
Bombalı tahrik fiyaskosu
Bu stratejinin ilk adımı MHP’nin 15 Nisan 1978’de Ankara’da yapacağı Büyük Yürüyüş’tü. Yürüyüşten bir hafta önce, Pazarcık, Adana, Adıyaman ve Malatya’daki Sünni ve Alevi kesimlerden saygın kişilere Ankara’dan bombalı paketler gönderilmişti. CHP Pazarcık İlçe Eski Başkanı Memiş Özdal şüphelenerek paketi almadı ama PTT’de patlayan paket bir görevlinin ölümüne neden oldu. Adana’daki bir adrese gönderilen bomba ise etkisiz hale getirildi. O sırada tenzil-i rütbe ile Adıyaman Emniyet Müdür Yardımcılığı’na atanmış olan (geleceğin içişleri bakanı) Abdülkadir Aksu’ya gönderilen paket de alıcısına ulaşmadan İçişleri Bakanlığı tarafından ele geçirildi ve İngiliz Scotland Yard uzmanlarının yardımıyla imha edildi. Bunlara rağmen halk galeyana getirilemediği için, 15 Nisan Büyük Yürüyüş’ü fiyasko ile sonuçlandı.
Hamido suikastı
Ancak hesaplar Malatya’da tutacaktı. Cumhuriyet tarihi boyunca hep CHP’li belediye başkanlarıyla idare edilen Malatya’da, 1977 yılının Aralık ayında yapılan seçimlerde sağ eğilimli bağımsız aday ‘Hamido’ lakaplı Hamit Fendoğlu belediye başkanı seçilmişti. O yıllarda Fırat Nehri üzerine kurulan Keban ve Karakaya barajları yüzünden yerlerinden edilen binlerce kişi Malatya’nın varoşlarına yerleşmişti. İslamcı, milliyetçi, solcu örgütlerin eylemleriyle ortamın iyice gerginleştiği günlerde Malatya’nın çeşitli yerlerinde 17 bomba bulunmuştu. Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu ise, 7 Nisan 1978’de kendisine gönderilen bombalı paketi 14 Nisan’da aldığı halde işlerinin yoğunluğu yüzünden ancak ayın 17’sinde açmış, patlayan bomba ‘Hamido’yla birlikte iki torunu ve gelininin de ölümüne sebep olmuştu. Nihayet beklenen hareketlilik sağlanmıştı. 18 Nisan sabahı çevre il ve ilçelerden Malatya’ya akın eden 20 bin kişi Malatya sokaklarında ‘Dan dan, intikam!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Kahrolsun komünizm!’, ‘Katil Ecevit!’ sloganlarıyla şehri talan etti. 19-20 Nisan günlerinde devam eden çatışmalar sonucunda sekiz kişi öldü, 100 kişi yaralandı.
Sivas olayları
Bunu Sivas olayları izledi. 3 Eylül 1978 günü, Alevilerin oturduğu Alibaba Mahallesi'nde çıkan bir çocuk kavgası sırasında kendilerine ‘ülkücü gençler’ diyen bir grup tarafından iki kadının öldürülmesiyle başlayan olaylar, ertesi sabah farklı camilerde kılınan bayram namazları esnasında ‘Komünistler, Kızılbaşlar kardeşlerimizi öldürdü’, ‘Müslüman yok mu?’, ‘Allah’ını seven bizimle gelsin!’, ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın’ sloganları ile tırmandı. Bilanço dokuz ölü, 350 yaralı idi.
Kahramanmaraş Katliamı
Ama daha korkuncu yoldaydı. ‘Alevi yurdu’ diye bilinen Kahramanmaraş’ta, 3 Nisan 1978’de MHP’li Ülkücüler tarafından öldürülen Alevi Dedesi Sabri Özkan’ın cenaze töreninden beri süren gerginlik Aralık ayında zirveye ulaş(tırıl)mıştı.
‘Görevli’ olduklarını söyleyen birtakım kişiler, Alevilerin ve solcuların oturdukları semtlerde, bir tür nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek konutları dolaşmışlar, yeni numaralar verdikleri kapıları kırmızı boyayla işaretlemişlerdi. Bazı bölgelerde ise PTT görevlisi olduklarını söyleyen kişiler kapılara işaret koymuşlardı. Müftü de resmî araçla şehri dolaşıp kışkırtıcı konuşmalar yapmıştı.
Eşzamanlı film gösterimi
19 Aralık gecesi, ‘Esir Türkler Haftası’ vesilesiyle Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) tarafından tüm Türkiye’de eşzamanlı gösterilen Sovyetler Birliği aleyhtarı ‘Güneş Ne Zaman Doğacak?’ adlı filmin gösterimi sırasında Kahramanmaraş’taki Çiçek Sineması’na düşük tesirli bir bomba atıldı. Bir grup Ülkücü ‘Müslüman Türkiye!’ sloganlarıyla CHP İl Binası’na saldırdı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.