1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 09 Şubat 2012 Perşembe 01:15
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 01.03.2009
Ayşe Hür
“Tez zamanda yer isimleri değiştirile!”
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!” Ayşe Hür - “Tez zamanda yer isimleri değiştirile!”
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Tarihte azınlıklara dair ilk belgenin 1250 yılında St. Louis’nin Fransız tebaasından olan Marunîleri koruma sözü verdiği beyanı olduğu kabul edilir. 1618-1648 arasındaki 30 Yıl Savaşları’ndan sonra imzalanan dinsel azınlıkları koruyan anlaşmaları bir yana bırakırsak, kimlik ve dil konularını içeren anlaşmaların bazıları şunlardı: Napolyon Savaşları sonrasında Avrupa haritasının yeniden çizmek için 1 Eylül 1814 ile 9 Haziran 1815 tarihleri arasında toplanan Viyana Konferansı’nın sonuç bildirgesinde bugün Polonya sınırları içinde bulunan ama o dönem Alman toprağı olan, Poznan şehrinde yaşayan Polonyalılara Almancanın yanı sıra Lehçenin de resmî işlerde kullanılması hakkı tanınmıştı. 1831 tarihli Belçika Anayasası’nın 23. maddesinde, ‘Belçika’da konuşulan dilleri kullanmak seçimliktir. Bu konu, sadece kamu kurumlarını ve yargısal konuları ilgilendirdiği ölçüde yasa ile düzenlenir’ deniyordu.

İMPARATORLUKLAR DAĞILIRKEN .
1860’lara gelindiğinde özellikle Habsburg İmparatorluğu’nda konunun hukuksal, felsefi ve siyasi yanlarına ilişkin ciddi bir literatür oluşmuştu. Nitekim 1867’de, İmparatorluğun Avusturya bölümünde anayasal nitelikteki kanunun 19. maddesine göre tüm etnik azınlıklar, özellikle kimliklerini ve dillerini geliştirme konusunda egemen unsurlar bölgelerde kamuya ait eğitim kurumları, azınlıklara kendi dillerinde eğitim alma imkânı sunacaklardı. İmparatorluğun Macaristan topraklarında geçerli olacak 1868 tarihli 44 Sayılı Kanun’la Macaristan’da ulusal kimliklerine bakılmaksızın herkese eşitlik hakkı tanınmış, ülkede konuşulan farklı dillerin resmî hayatta da kullanımına dair düzenlemeler yapılmıştı. Bunlardan esinlenen İsviçre’nin 1874 tarihli anayasasının 116. maddesine göre, Almanca, Fransızca ve İtalyanca kamu hizmetlerinde, yasalarda ve mahkemelerde eşit kullanıma sahip olacaktı.

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI .
Çok etnisiteli imparatorlukların tarihe gömüldüğü Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Wilson’un ve Lenin’in tarif ettiği ‘ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi’ uyarınca ‘her ulusa bir devlet’ kurulamadığı için, savaşta yenik düşenlere ‘ulusal azınlık hakları’ adı altında bir çeşit ‘teselli ikramiyesi’ verildi. Ancak ulus-devletlerin egemen etnik grupları, istedikleri azınlık grubuna ‘azınlık statüsü’ tanıdılar, istemediklerine tanımadılar, bu statünün kapsamına da onlar karar verdiler.

Aslında, insan hakları ve özgürlükler konusunda büyük adımların atıldığı gelişmiş ülkelerde bile devletlerin büyük bir bölümü azınlıkların kimliklerinin tanınmasından rahatsız oluyor. Dil bu bağlamda en çok hedef alınan unsur. Devletler, dil hakları sözleşmelerini imzalama ve onaylamakta özgür, yani çerçeve sözleşme zorla uygulatılamıyor. Devletlerin sözleşmeleri ihlal ettikleri durumlarda ne olacağı da net değil. Bireysel başvuru yapılacak bir çözüm mercii yok.

MİLLET-İ HÂKİME .
Türkiye’de de, azınlık grupları, ‘millet-i hâkime’ olan Türklerin çizdiği sınırlara tabi olmak zorunda kaldılar. Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması olan Lozan Barış Antlaşması’nın 39. maddesinin4. fıkrasında “Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiç bir kısıtlama konulmayacaktır” Denmektedir. 5. fıkrasında ise “Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır” diyerek pozitif bir hakkı tanımlar. (‘Negatif haklar’ bir toplumda ayrım yapmadan azınlık-çoğunluk demeden herkese tanınan haklar, örneğin seyahat, mülkiyet, oy verme gibi haklardır, ‘pozitif haklar’ ise yalnızca dezavantajlı gruplara mensup bireylere verilen haklar, örneğin kendi dillerinde eğitim yapmak, mahkemelerde kendi dillerinde savunma yapmak gibi haklardır.) Ancak 39. maddenin bu iki fıkrası hiçbir zaman uygulanmamıştır.

Kürtlerin yeni devlette ‘kurucu/aslî unsur’ mu yoksa ‘azınlık’ mı olduğu konusunda tartışmaları bir yana bırakırsak, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün TBMM’deki Kürtçe atağı ‘dilsel haklar’ konusunda çok önemli bir adımdı. Tepkiler 18 yıl öncesine göre çok olumlu.

Yer isimlerinin Türkçeye tahvili


DTP Milletvekili Hasip Kaplan 20 Nisan 2008 tarihinde TBMM Başkanlığı’na bu konuda bir kanun teklifi vermişti. Teklifte 1949 yılında çıkarılan 5442 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu uyarınca değiştirilen yer adlarının eski haline getirilmesi talep ediliyordu. Teklif gerçekten önemliydi çünkü adı geçen kanuna dayanarak bugüne kadar 30 bin kadar coğrafi yer ismi ‘Türkçeleştirilmişti.’ Değişikliğin en fazla olduğu bölgeler Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgeleriydi.

Aslında bu topraklarda, coğrafi yer adlarının değiştirilmesi fikri ilk kez 1910 yılında ortaya çıkmış, resmî adım 13 Mayıs 1913’te çıkarılan İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi ile atılmıştı. Türkçe olmayan isimlerin sistemli olarak değiştirilmesi doğrultusunda atılan adımlar savaşa girilmesiyle birlikte hızlandı. 5 Ocak 1915’te Enver Paşa tarafından askeri kıtalara gönderilen talimatnamede “savaş zamanının sunduğu olumlu imkândan yararlanılarak, Osmanlı topraklarında Ermenice, Rumca ve Bulgarca dillerden olan il, ilçe, köy, dağ ve nehir adlarının Türkçe’ye tahvili” isteniyor, bu değişikliklerin nasıl yapılacağı konusunda bilgi veriliyor, yeni isimlerde dikkat edilecek hususlar sıralanıyor ve hatta bazı örnekler de veriliyordu. Bu emirname 15 Haziran 1916’da kaldırıldı ancak o zamana kadar çok sayıda köy ve kasaba ismi Türkçeleştirilmişti. Dersim’deki Kızılkilise’nin Nazimiye, Muğla’daki Megri’nin Fethiye, Hüdavendigâr’daki (1918’de Bursa oldu) Atranos’un Orhanili, yine Bursa’daki Mihaliç’in Karacabey, İzmir’deki Ayasluğ’un Selçuk olması bu dönemin işlerindendi.

DİL MİLLİYETÇİLİĞİ .
Milliyetçilik ideolojisinin Osmanlı Devleti için bir tehdit oluşturmaya başladığı bir dönemde bu ameliyenin arkasında yatan mantığı anlamak kolaydı. Giderek parçalanan, küçülen bir imparatorluktan geriye kalan küçük parçayı ‘bir Türk ülkesi’ yapmaktan başka yol kalmamıştı. Bu değiştirme ameliyesine Milli Mücadele yıllarında da devam edildi çünkü Milli Mücadele’yi yürüten kadrolar hem fiziki olarak hem de ideolojik olarak İttihatçıların devamıydılar. Üstelik yeni bir devletin kurulabileceği coğrafi alan iyice küçüldüğü gibi bu küçük alanda hak iddia eden Ermeni ve Kürt milliyetçiliği hala tüm canlılığıyla varlığını sürdürüyordu.

Ülkedeki yer isimlerinin ‘millileştirilmesi’ konusundaki ilk teklif 20 Aralık 1920 tarihli 117 sayılı oturumunda İzmit milletvekili Sırrı Bey tarafından yapılmıştı.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  2. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
  3. Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’ - 22.01.2012
  4. Halide Edip ve Ermeni yetimleri - 15.01.2012
  5. Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e - 08.01.2012
  6. Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba - 01.01.2012
  7. Nisan 1915’te Van’da neler oldu? - 25.12.2011
  8. Franz Werfel ve ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ - 18.12.2011
  9. Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen - 11.12.2011
  10. Kimyasal silahların kısa tarihçesi - 04.12.2011
  11. Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği - 27.11.2011
  12. 150. Yıldönümünde Abdülmecid - 20.11.2011
  13. Atatürk’ün 15 yıl süren cenaze töreni - 13.11.2011
  14. Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler - 06.11.2011
  15. Göçük altında Cumhuriyet Bayramı - 30.10.2011
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Kayıp genç kız boğazı kesilmiş olarak bulundu
  600 bin lirayı damacanalarla çaldılar
  TARAF’A MİT OPERASYONU
  Karacanlar’a vergi operasyonu
  Kar İstanbul’a geri döndü
  Hayat bizden daha absürd
  Konteynerin içindeki deprem
  ‘Ezan okuyacaksan camiye gidebilirsin’
  İran: ABD’yi her yerde vurabiliriz
  Para karşılığı mitinge katılmışlar
  Mavi Marmara’ya yol ver
  İslam âlimlerinden Şam karşıtı fetva
  Önce Zabadani’yi kontrol etsin
  Üç bakandan ‘porno’ istifası
  Cumhuriyetçi Santorum ‘hat-trick’ yaptı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 09.02.2012
Devlette savaş
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 09.02.2012
Evetler, hayırlar
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 09.02.2012
‘Medeniyet dili’
SINIR YAZILARI
Cihan Aktaş - 09.02.2012
Ekmek, gül ve ‘acı’ vatan
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 09.02.2012
Samanyolu TV günahı
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 09.02.2012
‘Kürdistani’ Şerafettin!
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 09.02.2012
Görünmez saraylar
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 09.02.2012
Primo Levi’nin dönüşü...
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 09.02.2012
Medya ve özgürlükler
TELESİYEJ
Telesiyej - 09.02.2012
‘Kurt Kanunu’ ve önce karakterlerinden sorumludur bir dizi!
-
Gülengül Altınsay - 09.02.2012
Unutmadık unutmayacağız
ZAMANIN RUHU
Gökhan Karabulut - 09.02.2012
O masada başbakan olmak: Papademos
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "“Tez zamanda yer isimleri değiştirile!”" başlıklı köşe yazısı
09.02.2012 01:15:34