1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 12:49
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 26.09.2010
Ayşe Hür
‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’ Ayşe Hür - ‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Boğazkesen Caddesi’nde faaliyet gösteren sanat galerilerine yapılan sopalı, muştalı saldırıyla gündeme gelen Tophane, Bizans döneminde ormanlık boş bir araziydi ve güzelliğinden dolayı ‘Argiropolis’ (Gümüş Şehir) diye anılırdı. Fatih Sultan Mehmed’in fetihten hemen sonra kurduğu Tophane-i Amire binasına rağmen bölge 16. yüzyıla kadar içinde tek tük yapıların olduğu bağlık, bahçelik bir alan olarak kaldı. Tophane-i Amire tarih boyunca yangınlarda birkaç kez harap oldu, son halini ise Abdülaziz döneminde (1861-1876) aldı. Bölgenin önemli binaları da Abdülaziz döneminde inşa edildi. Bunlar arasında Boğazkesen Yokuşu’nun başında, Tophane müşirlerinin makamı olarak inşa edilen neoklasik bina, Tophane Müşiri Halil Paşa’nın yaptırdığı Tophane Kasrı ve diğer kasırları saymak mümkün. Tophane İskelesi, 1894’te Galata Rıhtımı yapılıncaya kadar elçiler ve diğer erkân tarafından Topkapı Sarayı’na gidiş için kullanıldı. 1852’de tamamlanan Nusretiye Camii’ni ise hükümdarlar yıllarca Cuma Selamlığı için kullandılar. Ancak bölge bir konut alanı değil daha çok bir üretim alanı oldu. Bölgenin cılız mimari dokusunu geri dönüşsüz biçimde değiştiren 1956-1957 yılında Menderes’in başlattığı yıkım faaliyetleri oldu. Bu yıkımlar sonrasında bölgenin Müslim-gayrımüslim esas ahalisi başka bölgelere göçerken, onların boşalttığı binalara “İstanbul’un taşı toprağı altındır” diye yollara düşen Siirtli Araplar, Bitlisli Kürtler, Erzurumlu Türkler vb. yerleştiler. Çoğu yoksul olan bu kesimler, esas olarak rıhtımda hamallık yaptılar, bölgedeki ticarethanelerde çalıştılar.  


Tophane’nin fiyakacı kabadayıları


Bu sosyal dokudan çıkan kültüre dair bazı ipuçlarını son saldırılar vesilesiyle öğrendik. Örneğin Tophane’de “delikanlılık”, “ileri gelenler” gibi kavramlar revaçtaydı, Fatih Terim, Mehmet Ağar gibi şahsiyetler bölgede pek seviliyordu.

Bilindiği gibi Osmanlı döneminde, kabadayılık, ünlü 150’liklerden gazeteci Refii Cevat Ulunay’ın tabiriyle “bir çeşit şehir şövalyeliğiydi”. Çoğu tulumbacı, kahveci, ciğerci olan kabadayılar, zayıfı, güçsüzü koruyan, mahallenin namusundan sorumlu olan kişilerdi. Kabadayıların ağırbaşlı, ölçülü kişiler olması beklenirdi. Siyah cepkenleri, beyaz ama yaz kış yaka bağır açık gömlekleri, boyunlarında muskaları, ellerinde tespihleri, başlarında püsküllü fesleri ile gezen kabadayıların içkiyi, içki muhabbetini, âlemleri sevmeleri doğaldı, ama bunların hiçbirinde kendilerini kaybedecek hale gelmezlerdi. Kumar oynarlar ama hile yapmazlardı. Çapkındılar ama mahallenin kızına yan bakmazlardı. Koltuk altında saldırma, bellerinde kama taşırlar ama mecbur kalmadıkça kavga etmezler, cana kıymazlardı.

Hulki Aktunç, kabadayılığın böyle efsaneleştirilmesine karşı çıkar ve onları “şehir eşkıyaları”, “şehir Celalileri” olarak niteler. Osmanlı’nın son dönemlerinde kabadayıların “küçük beyler, palavracılar, fiyakacılar, mahalle kabadayıları, meyhane kabadayıları, dil kabadayıları, yumruk kabadayıları, bıçakçılar, hacamatçılar, kalleşler, kıyakçılar, yedibelalar, çamurlar, dayak hastaları” gibi adlarla anılmasından anlaşıldığına göre Aktunç haklıydı.

Nitekim Ahmet Rasim’e göre Tophane bölgesinde egemen olan “fiyakacılar” kadınlara sataşır, mahalle kahvelerinde kavga çıkarır, kendilerine pay vermeyen dükkân sahiplerini, çay veya içki ikram etmeyen kahvecileri, meyhanecileri sopalar, sonra da bu rezaletleri sağda solda anlatarak övünürlerdi. Yakın tarihlere kadar, polisin gözünün içine baka baka Boğazkesen’e paralel Karabaş Caddesi’nin ortasında çilingir sofrası kuracak kadar pervasız olan Tophane kabadayılarının bir kısmı mahalle ağabeyliğine (“mahallenin ileri geleni”) evrilirken, bir kısmı bitirimhane ağalığına, oradan da mafya babalığına veya tetikçiliğine geçtiler. Son olaylar vesilesiyle hangilerinin rolünün daha etkin olduğunu görme fırsatımız olacak.

Hem Doğulu hem Batılı: Levantenler  

Tophane’yi de içine alan Galata-Beyoğlu bölgesinin ise bana göre çok renkli, çok zengin, bazılarına göre “karışık”, “yoz” bir hikâyesi var. Osmanlı döneminde Pera diye anılan bölgenin esas sakinleri Levantenler ve yabancı elçilik efradıydı. “Doğulu”, “Şarklı”, “Ortadoğulu”, “Yakındoğulu”, “Doğu Akdeniz ülkelerinden olanlar” anlamına gelen Fransızca Levanten (Lövanten okunur) terimi, ilk kez 1570’lerde boy gösterdi ancak yaygın biçimde kullanılması daha sonra oldu.

Fransızcadaki kalkmak, kaldırmak, (güneş) doğmak anlamına gelen lever fiilinden gelen Levanten terimini Avrupalılar Şark’ta yaşayan Avrupalıları küçümsemek için kullanmışlardı. Avrupalılara göre Levantenler ne Avrupalı, ne Şarklı idiler. Yüksek sanat veya felsefeden anlamazlardı, gelenekten yoksundular, incelikten, zarafetten ve moral değerlerden habersizlerdi. Hangi milletten olduklarını bile bilmezler ancak her şeyi bildiklerini sanırlardı. Hiçbir şeyi kendilerine dert etmezler, dünyayla da bir dertleri olmazdı. Aydınlanma Çağı’nın sınıflandırma ve kesinlik merakını anımsayınca bu belirsizliğin Avrupalılar için neden rahatsız edici olduğu anlaşılıyor. İşin aslına bakılırsa Levantenler de bu terimi aşağılayıcı, hakaretamiz bir ifade olarak görürlerdi. Sonuç olarak terim tarih boyunca olumsuz çağrışımlar taşıdı.

Terim, Tanzimat (1839) sonrasında, esas olarak İstanbul’da ve Ege ve Akdeniz kıyısındaki büyük liman kentlerinde (Selanik, İzmir, Antalya, İskenderun, Beyrut, İskenderiye vb.) yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, (Şark Katolikliği hariç) Katolik inancından Batı Akdeniz (İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Malta gibi) ülkelerinden gelenleri anlatmak için kullanıldı.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "‘Tophane kabadayısı, Beyoğlu beyefendisi’" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 12:49:07