1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 09 Şubat 2012 Perşembe 01:11
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 31.08.2008
Ayşe Hür
Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz!
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! Ayşe Hür - Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz!
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 6 Eylül’deki maç dolayısıyla Erivan’a gidip gitmeyeceğini açıklamasını beklerken şöyle bir muhasebe yaptım, bilmem katılır mısınız? Bundan 93 yıl önce Ermenilerin başına gelenin adını hâlâ koyamadık. 85 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece dört Ermeni’yi parlamentoya layık gördük. Sivil ve askeri bürokraside ise Ermenileri görmek mümkün olmadı. Ermenice yer isimlerini, Ermeni yazarlarını, sanatçılarını, mimarlarını, devlet adamlarını unutturmaya çalıştık. Ermeni kültür varlıklarını camiye, okula, kışlaya olmadı ahıra çevirdik, olmadı yıktık. 1942’de Varlık Vergisi’yle, 6-7 Eylül 1955’te yağma ile Ermeni işadamlarını belini doğrultamaz hale getirdik. 1974’ten sonra Ermeni vakıflarının mallarına el koyduk. Sonunda nüfuslarını 70 bine indirmeyi başardık.

DİL YARALARI Okul kitaplarına Ermeniler’i düşman gösteren ifadeleri doldurduk. Ermeni öğrencileri Ermeniler aleyhine kompozisyonlar yazmaya zorladık. ‘Ermeni dölü’, ‘Ermeni piçleri’, ‘maalesef Ermeni’ diyen bakanlar, imamlar, aydınlar, futbol taraftarları, tarih kurumu başkanları tanıdık. Ermenilerin 1930’larda ve 1980’lerde tutulan ‘dönme’ fişleri ile tehdit edilişine şahit olduk. Ermeni cemaatinin dini liderine, gazetelerine tehdit mektupları gönderenlerin kovuşturulmadığını ya da cezalarının tecil edildiğini duyduk. Ermeni cemaatinin en uzlaşmacı önderini kalleşçe arkasından kurşunlayanların devletin çeşitli kademelerince kollandığını gördük. 70 milyonluk koskoca Türkiye’nin sıkıntı içindeki 3 milyonluk küçücük Ermenistan’ı tanımamak için bin dereden su getirişini izledik.

AD KOYMAK Peki, bugün bu kadar küçük bir gruba böyle davrananların, 1915’te iddia edilen şeyleri yapmadığına dünyayı inandırabilir miyiz? Dünyayı bırakın, kendimizi inandırabilir miyiz? Bence, bugün pek çok Ermeni için ‘soykırım’ terimi, sadece 1915’te yaşananları tanımlayan hukuki bir terim değil, 90 yıldır Ermeni cemaatine, kültürüne, tarihine, devletine, diasporasına, insanına yönelttiğimiz sistematik yok saymanın, inkarın, dışlamanın, düşmanlığın ortak adı. Başkasının acısına bakmayan, başkası ile ilgilenmeyen, başkasını anlamaya çalışmayan bir toplumun, bir halkın gelişmişlik düzeyinden şüphe etmek gerekir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’ın davetini kabul etmesi, stratejik faydalarından çok aşağıda özetini vermeye çalışacağım 90 yıllık kilitlenme halini çözmesi açısından önemli.

BU TOPRAĞIN İNSANLARI Kilikya’dan Kafkasya’ya uzanan Ermenistan ülkesi, ırmaklar açısından pek şanslıydı ama jeopolitik açıdan durum tam tersiydi. Roma ve onun mirasçısı Bizans ile Persler ve Araplar arasındaki bitmek tükenmez savaşlar sırasında defalarca işgale uğradı, halkları katledildi ve sağa sola savruldu. Ermeniler, 10. ve 11.yüzyıllarda Kilikya bölgesinde, Haçlı ordularının da desteği ile üç asır kadar bağımsızlığını korumayı başaran Kilikya Krallığı döneminde altın çağlarını yaşadılar. Krallık 1375’te sona erdi ama Ermeni Apostolik Kilisesi’nin Katalikosluğu 1441 yılına kadar burada kaldı. Bu yıllarda bir kısım Ermeni bölgede kalmayı seçerken, diğerleri İtalya, Rusya, Suriye ve Fransa’ya doğru yollara düştüler.

MİLLİYETÇİLİĞİN DOĞUŞU • 1453’ten itibaren Ermeni ülkesi, Osmanlı İmparatorluğu ile İran’daki Safeviler arasında ikiye bölündü. Fatih Sultan Mehmed’in Kilikya’da, Batı Anadolu’da ve Bulgaristan dolaylarında yaşayan Ermeniler’i başkente davet etmesiyle başlayan bu yeni dönemin özelliği belli bölgelerde ‘ihtida’ yoluyla asimilasyona karşın, bir bölüm Ermeni’nin ‘millet’ düzeni içinde varlığını sürdürmesine izin verilmesiydi.

      17. yüzyılın başlarından itibaren dünyanın yerlerinde Ermeni ticaret diasporaları boy göstermeye başladı. İlk milliyetçi duyguların filizlenmesi de bu dönemde oldu. Ermenice sözlükler, şiirler, gazeteler ve tarih kitapları basılıyor, Katolik Mıkhitarist papazlar milliyetçi düşünceleri diasporalara yayıyordu. İlk Ermenice gazete Hindistan’da, Madras’ta 1794 yılında yayımlandı. Ama Osmanlı ülkesindeki milliyetçi uyanışın bedeli acı oldu. Gereken reformların bir türlü yapılmayışı sonunda Ermeniler ve Osmanlı devleti karşı karşıya geldiler ve 1894-1895 Sason (bugün Batman’a bağlı) ve 1909 Adana Olayları yaşandı.

OSMANLI’DAN KOPUŞ • 1908’de Meşrutiyet’in ilanını coşkuyla karşılayan gayrimüslimler, İttihat ve Terakki’nin (İTC) Abdülhamit döneminin politikalarını devam ettirip, Müslüman halkları ‘milleti hâkime’ sayacağını anlayınca aynen Avrupa’da olduğu gibi kendi ulus-devletlerini kurmaya yöneldiler. İttihatçılar’ın Maliye Bakanı Cavit Bey, Balkan Savaşları’nın arifesinde, Samatya mitinginde “Ermeni vatandaşları hükümete karşı ne kadar şikâyetçi olsalar da, onlar memleketin buhranlı anlarında derhal yardıma koşmayı bilirler. Emin olun efendiler, Türksüz Ermeni olmaz, Ermeni Türk’ün vatan kardeşinden fazla öz kardeşidir” demişti ama 1912’de ‘Dünyaya dehşet veren Osmanlılarız’, ‘Yaşasın Ordu yaşasın harp’, ‘Arş Osmanlılar Tuna hattına’, ‘Sofya’yı da Filibe’yi de alacağız!’ sloganlarıyla ve büyük hayallerle girilen Balkan Savaşları’ndan büyük can ve toprak kayıpları ile çıkıldığında, çoğu Rumeli kökenli olan İttihatçı önderler ciddi bir şoka girdi. Savaş sırasında Kafkasyalı Ermeniler’in Bulgar ve Sırp saflarında Osmanlılar’a karşı savaşması alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

Osmanlı Ermenileri ise hem Balkan yenilgisi ile merkezî hükümetin güçsüz düşmesinden, hem de Rusya’nın kendilerini kollamaya niyetli olduğunu ihsas ettirmesinden dolayı oldukça cesaretlenmişlerdi. Bu ortamda, Hınçaklar ve Taşnaklar tarihlerinde nadir rastlanan bir işbirliği yaparak, Sadrazam’a bir mektup yazdılar ve Doğu vilayetlerindeki talan ve cinayetlere katılanların cezalandırılmalarını talep ettiler. Sonuçta İttihatçı rejim 8 Ocak 1914’te uluslararası baskılarla Doğu vilayetleri için önemli bir reform planı imzalamak zorunda kaldı. Aslında Doğu vilayetlerinde reformların yapılması gerekiyordu; ama bu mesele aynı zamanda büyük devletler arasındaki çıkar çatışmasının yeni bir malzemesiydi.

İplerin kopması ise altı ay sonra oldu. İTC Merkez Komitesi adına Bahaeddin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey’den oluşan bir heyet yanlarında Gürcü ve Azeri temsilciler olmak üzere, Taşnaksutyun’un 28 Temmuz-14 Ağustos 1914’te Erzurum’da yapılan VIII. Dünya Kongresi’ne gittiler. İddialara göre, Osmanlı hükümeti, Kafkasya’yı Rusya’nın etki alanından çıkarmak ve daha sonra bağımsızlık vermek için Ermeniler’den yardım istemişti. O günlerde, uluslararası ortamı lehlerine gören Ermeni tarafı bu teklifi reddetmişti. Yelkenlerini Avrupa’dan esen milliyetçilik rüzgârıyla şişirmiş olan Ermeni milliyetçilerinin kafasındaki plan, çok değil beş yıl sonra, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kafasında şekillenecek plana benziyordu. Bu köhnemiş, çürümüş, sorunlara çare bulma yeteneğini yitirmiş İmparatorluk’tan ayrılarak kendi ulus-devletlerini kurmak.

ZEYTUN VE VAN OLAYLARI • Bir süredir Osmanlılık ideolojisinden ümitlerini keserek rotayı ‘Türk milliyetçiliği’ne çevirmiş olan İttihatçılar artık Ermeniler’in desteğini alamayacaklarını hatta köstek olacaklarını anlamışlardı; ama onları ülkeden çıkarmak için iyi bir bahane gerekiyordu. Tam bu sıralarda Zeytun (bugün Kahramanmaraş’taki Süleymanlı) olayı yaşandı. Türk tarafının anlattığına göre Osmanlı ordusuna katılmayı reddeden 60 kadar asker kaçağı 30 Ağustos’ta silahları ile Zeytun’a gelmiş, civar köylerden katılanlarla birlikte sayıları 500-600 civarına ulaşan Ermeni gençleri Zeytun’un en sağlam yeri olan, Aziz Astvatsatsin Manastırı’na sığınmışlardı. Bu gençleri Binbaşı Hurşit Bey kumandasındaki 22. Alay, bir nizamiye taburu, Halep Mürettep tümeninden üç depo taburu, iki süvari bölüğü ve iki dağ topu teslim almaya gelmişti. Bu eşitsiz güçler arasında 25 Mart 1915 günü sabahtan akşama kadar devam eden çarpışmalar sonucunda, Ermeni tarafı 37 ölü 100 kadar yaralı, Türk tarafı ise 26 yaralı, biri binbaşı olmak üzere sekiz ölü vermişti. Silahlı çatışma esnasında Zeytun Belediye Başkanı Nazaret Çavuş öldürülmüş, ölüsü ibreti-i alem için Maraş’a getirilerek teşhir edilmişti.

Ardından Van olayları patlak verdi. Gerçi, Türk kaynaklarının da kabul ettiği gibi Ermeniler’in ayaklanmasında bölgenin genç ve tecrübesiz valisi Cevdet Bey’in katı politikalarının rolü büyüktü ama sonuç olarak Van kalesi, Mart 1915’te Ermeniler’in yardımı ile Ruslar’ın eline geçmişti. Bu iki olay İttihatçılar’a uzun süredir hazırlığını yaptıkları bir planı yürürlüğe koyma bahanesi yarattı. 24 Nisan’da İstanbul’dan Ayaş ve Çankırı’ya doğru yola çıkarılan ilk kafileyi diğerleri izledi ve Osmanlı Devleti’nin tüm Ermeni tebaası Suriye’deki Der Zor çöllerine sürüldü.

Ayrıntısına girmeyeceğiz ama peşinen söyleyelim ki, sürgünler siyasi açıdan radikalleşmiş Doğu eyaletleriyle ya da ‘savaş hatları’yla sınırlı kalmadı, ülkenin en asude bölgelerini de kapsadı. İddia edildiğinin tersine İstanbul ve İzmir’den de sürülenler oldu. Sadece ayrılıkçı gruplar değil, Osmanlı idealine yürekten bağlı gruplar da sürüldü. Sadece eli silah tutanlar değil, kundaktaki bebeler ve ölüm döşeğindeki hastalar da sürüldü. Sadece Gregoryenler değil, Katolikler ve Protestanlar da sürüldü. Bazı yerlerde hazırlık için 15 gün veren insaflı yöneticiler vardı; ama çoğu yerde üzerlerine bir hırka bile almalarına izin verilmeden yola çıkarıldılar.

Uzatmayalım, tam 17 ay süren tehcirin bilançosu çok ağır oldu. Tehcirin baş mimarı Talat Paşa bile anılarında “Esas olarak askeri bir önlemden başka bir şey olmayan göç ettirme, vicdansız ve karaktersiz insanların elinde bir facia şeklini almıştır” demişti. (Talat Paşa’nın Anıları, Yay. Haz. Alpay Kabacalı, İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006, s. 72) 1918’de savaş suçlarını soruşturmak üzere kurulan Mustafa Arif (Deymer) başkanlığında kurulan Osmanlı Dahiliye Nezareti Komisyonu’nun raporuna göre Birinci Cihan Harbi’nde ölen Ermeni sayısı 800.000’di. (Vakit, 15 Mart 1919) 1928’de Genelkurmay Başkanlığı’nın bir belgesinde “Anadolu, bu maada, Vilâyat-ı Şarkiye Müslümanlarından savaş işlemleri yüzünden veya mülteci olarak 500.000 ini kaybetmiştir. 800.000 Ermeni ve  200.000 Rum da katl ve tehcir yüzünden veya amele taburlarında ölmüştür” deniyordu. (Aktaran Hikmet Bayur, Türk İnkilap Tarihi, C. III, Kısım IV, Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991, s.787.) ‘Resmi tarihçi’ diplomat Kâmuran Gürün bile “Binaenaleyh hangi hesabı yaparsak yapalım Türkiye Ermenilerinin Birinci Cihan Harbi içinde her türlü sebepten zaiyat (harp halinde bir toplum olduğu için bu tabiri kullanıyoruz) miktarı 300 bini geçmez” diyerek ciddi bir iskonto yapmıştı ama ortada büyük bir katliam olduğunu inkar edememişti. (Ermeni Dosyası, s. 227.)

DİASPORA OLMAK • Bu yolculuktan sağ çıkmayı başaranlar dünyanın dört bir yanındaki Ermeni diasporalarını oluşturdular. Bugün Rusya’da 2 milyon, ABD’de 800 bin, Gürcistan’da 320 bin, Fransa’da 350 bin, Ukrayna’da 150 bin, Lübnan’da 110 bin, İran’da 100 bin, Suriye’de 80 bin, Arjantin’de 60 bin, Türkiye’de 60 bin, Kanada’da 100 bin ve Avustralya’da 60 bin kişilik cemaatler yaşıyor. Ayrıca sayıları 3 bin ila 25 bin arasında olmak üzere İngiltere,Yunanistan, Almanya, Brezilya, İsveç, Mısır, Ürdün, Irak, Kuveyt, Körfez Emirlikleri, İtalya, Belçika, Hollanda, Avusturya, Romanya, Bulgaristan, Venezuela, Macaristan, Özbekistan, Etiopya ve İsviçre diasporaları var. (Bu arada ülke sayısını 60’a, bazıları 85’e çıkaranlar da var.) Böylece ihtiyatlı tahminlere göre 5-6 milyon Ermeni diasporada yaşıyor.

Türkiye’de Ermeni denince akla ilk gelen ‘diaspora’ kavramı, pek çok kişide Türk düşmanlığı, uzlaşmazlık ve çözümsüzlük gibi negatif çağrışımlar yapar. Diaspora terimi iki Yunanca sözcükten, speiro (=tohum saçmak) ve dia’dan (=baştan başa) gelir. Terim antik dönemden itibaren Yahudiler için Babil’den sürüldükten sonar dünyanın dört bir yanına dağıldıkları sürgünü, Yunanlılar için ise koloni toplumlarını tanımlamıştı. Bugün ise savaş, kıtlık, baskı veya zulümden, ticaret veya daha iyi bir yaşam kurmaya kadar her türlü nedenle anayurtlarından ayrılmak zorunda kalmış tüm gruplara ‘diaspora’ deniyor. Geleceğin dünyasının ‘devletsiz güç’ diye adlandırılan diasporaların dünyası olacağını söyleyenler haklı görünüyor çünkü çoğu diasporanın tarihi ulus-devletlerin çoğundan eski, kapladığı alan ve nüfusu daha fazla. Bugün sadece AB ülkelerinde 150’ye yakın diaspora grubu yaşıyor ve bazı bilim adamları bu yüzden AB’ye ‘DiasEuropa’ adını takıyorlar.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  2. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
  3. Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’ - 22.01.2012
  4. Halide Edip ve Ermeni yetimleri - 15.01.2012
  5. Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e - 08.01.2012
  6. Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba - 01.01.2012
  7. Nisan 1915’te Van’da neler oldu? - 25.12.2011
  8. Franz Werfel ve ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ - 18.12.2011
  9. Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen - 11.12.2011
  10. Kimyasal silahların kısa tarihçesi - 04.12.2011
  11. Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği - 27.11.2011
  12. 150. Yıldönümünde Abdülmecid - 20.11.2011
  13. Atatürk’ün 15 yıl süren cenaze töreni - 13.11.2011
  14. Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler - 06.11.2011
  15. Göçük altında Cumhuriyet Bayramı - 30.10.2011
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Karacanlar’a vergi operasyonu
  Kar İstanbul’a geri döndü
  Hayat bizden daha absürd
  Konteynerin içindeki deprem
  ‘Ezan okuyacaksan camiye gidebilirsin’
  İran: ABD’yi her yerde vurabiliriz
  Para karşılığı mitinge katılmışlar
  Mavi Marmara’ya yol ver
  İslam âlimlerinden Şam karşıtı fetva
  Önce Zabadani’yi kontrol etsin
  Üç bakandan ‘porno’ istifası
  Cumhuriyetçi Santorum ‘hat-trick’ yaptı
  Eşcinsel evlilik yasağına iptal
  Atlantik’te sular ısınıyor
  Atatürk kendi medyasını kurdu

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 09.02.2012
Devlette savaş
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 09.02.2012
Evetler, hayırlar
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 09.02.2012
‘Medeniyet dili’
SINIR YAZILARI
Cihan Aktaş - 09.02.2012
Ekmek, gül ve ‘acı’ vatan
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 09.02.2012
Samanyolu TV günahı
YÜZLEŞME
Orhan Miroğlu - 09.02.2012
‘Kürdistani’ Şerafettin!
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 09.02.2012
Görünmez saraylar
TRAPEZ
Mehmet Güreli - 09.02.2012
Primo Levi’nin dönüşü...
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 09.02.2012
Medya ve özgürlükler
TELESİYEJ
Telesiyej - 09.02.2012
‘Kurt Kanunu’ ve önce karakterlerinden sorumludur bir dizi!
-
Gülengül Altınsay - 09.02.2012
Unutmadık unutmayacağız
ZAMANIN RUHU
Gökhan Karabulut - 09.02.2012
O masada başbakan olmak: Papademos
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz!" başlıklı köşe yazısı
09.02.2012 01:11:16