1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | Abone Destek | Yatırımcı İlişkileri | İletişim 22 Mayıs 2012 Salı 12:51
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Ayşe Hür TARİH DEFTERİ 16.10.2011
Ayşe Hür
Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?) Ayşe Hür - Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)
Ayşe Hür köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)

Geçtiğimiz haftalarda MİT-PKK görüşmelerinin neden başarısız olduğu, sözünden cayanın kim olduğu konusunda yazılar okuduk. Bu tartışma ve Yıldıray Oğur’un 13 Ekim 2011 tarihli “Söz, devlet sözü” başlıklı güzel yazısı bu haftaki yazımın esin kaynağı oldu. İttihatçıların (İTC) ve Kemalistlerin siyasi rakiplerine verdikleri ve tutmadıkları sözlerin bir çetelesini çıkardım. Kanımca bu tarihçe, Türk milliyetçileri için olduğu kadar, rakip milliyetçiler (Osmanlı döneminde Arap, Rum ve Ermeni vb. milliyetçileri, günümüzde özellikle Kürt milliyetçileri) için de önemli dersler içeriyor.

 


Frenkler mi Osmanlılar mı?

Jön Türklerin 1890 tarihli Paris toplantısında Mizancı Murad, Arap katılımcılara bir Arap devleti kurma niyetlerinin olup olmadığını sorduğunda, Meclis-i Mebusan üyesi Beyrutlu Marunî Halil Ganem şöyle demişti: “Biz Araplar biliyoruz ki, eğer Frenkler ülkemize girerlerse, birkaç yıl içinde topraklarımız onların eline geçecektir ve ülkeyi diledikleri gibi yöneteceklerdir. Türklere gelince, onlar bizim dinimize inanırlar ve âdetlerimizi bilirler. Dört yüz yıllık yönetimleri boyunca bir santimetre mülkümüzü dahi almamışlardır. Arap aydınlarının ve ileri gelenlerinin ümmetlerinin Osmanlı çıkarları çerçevesinde yaşamasından başka bir isteği yoktur.”

Nitekim 1908’de Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edilmesinden sonraki ilk seçimlerde Meclis’e giren 240 veya 288 mebusun 50 veya 67’si Arap’tı. Buna karşılık, Aralık 1908’de Paris’te kendilerine Suriye Merkez Komitesi adını veren grup tarafından yayınlanan beyannamedeki en aşırı talep olan Arap vilayetlerine bir çeşit özerk statü tanınması fikri İstanbul’da Meclis-i Mebusan’daki Arap mebuslar arasında infial yaratmıştı. Hatta deklarasyonu kaleme alan Raşid Mutran’ın ailesinden dahi bu girişimi lanetleyenler olmuştu.

 


Türk-Arap monarşisi

Abdülhamid’in 31 Mart Olayı bahane edilerek 1909’da tahttan indirilmesinden sonra iktidara yerleşmeye başlayan İttihat ve Terakkiciler’in reformları yerleştirmek amacıyla merkezî otoriteyi güçlendirmek için attığı adımlar bu olumlu süreci tersine çevirdi. Özellikle İttihatçıların Suriye’deki idarî makamlara kendi adamlarını yerleştirmeleri ve buradaki okullarda, mahkemelerde ve idarî birimlerde Türkçe kullanımını mecburi hale getirmeleri muhalefetin ‘Arapçılık’ hareketi etrafında toplanmasına neden oldu. Ancak bu dönemde bile Araplar arasında Osmanlı Devleti’ne karşı takınılacak tutumda netlik yoktu. Örneğin 1909 yılında Paris’te kurulan El Cemiyyeti’l-Arabiyyeti’l-fetat (Genç Arap Cemiyeti) Arapları hem Osmanlı’nın hem de yabancıların egemenliğinden kurtarmak gibi radikal bir hedefe sahipken, el-Kahtaniyye (Arapların ilk atası sayılan ‘Kahtan’ın Oğulları’) adlı gizli örgüt, Osmanlı Devleti’ni Avusturya-Macaristan örneğindeki gibi ikili bir monarşi haline getirmeyi hedefliyordu.

İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ın Arap üyeleri ise Filistin’e Yahudi göçü gibi önemli bir konuda ya da Fırat üzerinde İngiliz Lynch şirketinin vapur işletmesi gibi ikincil konularda hâlâ milliyetçilikten uzak bir tavır sergiliyorlardı. Ancak 1911 Trablusgarp ve 1912-1913 Balkan Savaşları (daha doğrusu hezimetleri) sonrasında Osmanlı İmparatorluğu, Araplar için güvenli bir şemsiye olma niteliğini yitirince Araplar kendilerine yeni bir yol çizmek zorunda kaldılar.

 


1913 Arap Kongresi

Osmanlıcı ancak adem-i merkeziyetçi (Prens Sabahattinci) Araplar bu amaçla 18-24 Haziran 1913’te Paris’te bir ‘Arap Kongresi’ topladılar. (Paris daha önce İttihatçılar ve Kürt milliyetçileri için olduğu gibi Arap milliyetçilerinin de ‘başkenti’ idi.)

Kongreden bir hafta önce Gürcü kökenli, Bağdat doğumlu Sadrazam Mahmud Şevket Paşa şüpheli bir suikasta kurban gitmişti, dolayısıyla siyasi ortam gergindi. İTC ve farklı görüşlerdeki Arap gruplar uzun süre kongreyi engellemeye çalıştılar. İTC bunu başaramayınca cemiyetin umumi kâtibi Mithat Şükrü (Bleda) ile birkaç kişiden oluşan bir heyeti Paris’e gönderdi. Kongrenin Hıristiyan Araplardan oluşan delegeleri İTC’ye güvenilmeyeceğini söyleyerek görüşmelere katılmadılar. Uzun tartışmalardan sonra taraflar (İTC ve Müslüman Araplar) bir anlaşma sağladılar. Kongre Heyeti Başkanı sıfatıyla Abdülkerim el-Halil ile İTC adına Dâhiliye Nazırı Talat Bey tarafından imzalanan anlaşmanın önemli maddeleri arasında, Arap vilayetlerinde resmî işlemlerin Arapça yapılması, ilk ve ortaöğretimin Arapça yapılması, yüksek öğrenimin bölgedeki çoğunluğun dilinde yapılması, ortaöğretimde Türkçenin zorunlu ders olması, vali dışındaki tüm devlet görevlilerinin Arapça bilmesi, askerlerin memleketlerine yakın yerlerde askerlik yapması, vilayetlerde yerel meclislerin kararlarının geçerli olması, Osmanlı Devleti’nin her hükümetinde en az üç bakanlığın Araplara verilmesi, idari, adli ve ilmi sınıflarda Arap görevlilere yer verilmesi vardı.


Cemal Paşa’nın işleri

İttihatçıların Arapların tüm isteklerini kabul etmelerinin nedeni kısa sürede anlaşıldı. İttihatçılar Araplara verdikleri sözleri tutmayacaklardı. Nitekim Kongre Başkanı Abdülhamit Zöhravi, Ayan Meclisi üyeliğine atandığı halde antlaşmanın diğer koşulları uygulanmadı. Dahası önemli Arap liderlerinden Aziz Ali Mısri, İstanbul gizli polisi tarafından 9 Şubat 1914 günü Tokatlıyan Oteli’nde tutuklandı ve kısa bir yargılamadan sonra idama mahkûm edildi. Gerçi daha sonra İngilizlerin araya girmesiyle idam cezası affedildi ancak bu olay, Arap milliyetçilerinin gözünde İttihatçıların tüm itibarını kaybetmesine neden oldu. İttihatçılar bununla da kalmadılar, bölgeye Cemal Paşa’yı atadılar. Cemal Paşa’nın Suriye ve Lübnan’da izlediği gaddar politikalar Arap milliyetçiliğini ayrılıkçı çizgiye hızla taşıdı. Haziran 1916’da Mekke Şerifi Hüseyin’in kendi adına çıkardığı bir fetva ile başlayan sözde ‘Arap İsyanı’, Türk tarih yazımında “Arapların Türkleri arkadan hançerlemesi” olarak anılacaktı.

Yazının devamını okumak için tıklayın.

 

Diğer Ayşe Hür Makaleleri:
  1. Okurlara açıklama metni - 20.05.2012
  2. Özür - 29.04.2012
  3. Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü - 22.04.2012
  4. 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı - 15.04.2012
  5. Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti - 08.04.2012
  6. Ali Şükrü Bey ve Topal Osman - 01.04.2012
  7. ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri - 25.03.2012
  8. Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz - 18.03.2012
  9. Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi - 11.03.2012
  10. Milli Görüş Hareketi ve Erbakan - 04.03.2012
  11. Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı - 26.02.2012
  12. Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid - 19.02.2012
  13. - - 12.02.2012
  14. Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe - 05.02.2012
  15. Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı - 29.01.2012
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  İDAŞ’a ABD’li ortak geliyor
  Katarlılar, otel için partner arıyor
  Akbank’a ‘en iyi banka’ ödülü verildi
  Avea, Facebook’ta Türkiye birincisi
  TEB’den KOBİ’lere İnternet desteği
  Pegasus’un Bakü seferleri başladı
  ÇAYKUR’dan yılda 15 milyon tasarruf
  A&T yedinci şubesini açtı
  Papandreu’ya feta eleştirisi
  ABD, pazara girişte kolaylık sağlamalı
  Alman işçilere 20 yılın zammı
  Sarrazin, son kitabında bu kez Yahudileri hedef aldı
  İran ticareti üç yılda 30 milyar dolara çıkacak
  O DA TELEFON ÜRETTİ
  TOKİ’nin alanını daraltmamız lazım, çok açıldı

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
TÜRKİYE'NİN HALLERİ
Murat Belge - 22.05.2012
Böyle bir 19 Mayıs
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 22.05.2012
Bayrak ve muhalefet
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş - 22.05.2012
Devlette ve medyada gayrımüslim algısı
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
BU YAKA
Rengin Soysal - 22.05.2012
Gördüğüne inanmayıp, görmediğine inanma çağı
SOLAÇIK
Melih Altınok - 22.05.2012
Yarın darbe olsa
DAR KAPI
Kurtuluş Tayiz - 22.05.2012
Uludere soruşturması siyasi blokaj altında
TELESİYEJ
Telesiyej - 22.05.2012
Elif Şafak, okurunu kredi kartına ve tüketime teşvik ediyor!
AĞLARIN İÇİNDEN
Fatih Uraz - 22.05.2012
Kahramanlıktan sıfıra, sıfırdan kahramanlığa
-
Ferhat Uludere - 22.05.2012
Tiyatroyu ve eleştirmenleri eleştirmek
BENİM TARAFIM
Barbaros Altuğ - 22.05.2012
Altın gümüş pırlanta...
-
Akın Özçer - 22.05.2012
Kaya gibi sağlam bir sorun
KÖR SAATÇİ
Ali Fikri Işık - 22.05.2012
Keskûsorûzer! *
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Ayşe Hür - "Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)" başlıklı köşe yazısı
22.05.2012 12:51:03