İHH önderliğindeki “Gazze’ye Özgürlük Filosu”nun amiral gemisi Mavi Marmara’ya İsrail’in yaptığı gayrı hukuki, gayrı insani, gayrı ahlaki harekâtın korkunç bilânçosu hepimizi sarstı. Konvoyun, amacının sadece insani yardım olmadığı, İsrail’in yıllardır Gazze’ye uyguladığı yine gayrı hukuki, gayrı insani, gayrı ahlaki ablukayı sembolik de olsa delerek, İsrail’in havasını söndürmek olduğu anlaşılıyor. Hükümetin de, gerek ideolojik nedenlerle, gerekse Ortadoğu’da üstlenmeye çalıştığı yeni rolle ilişkili olarak, İHH’nın bu hedeflerini zımnen desteklediğine dair pek çok emare var. İsrail, tam da kendisinden beklendiği gibi (haydutça ve aptalca) davranarak, konvoyu düzenleyenlerin ve destekleyenlerin hedeflerine varmalarını sağladı. Eylemin arkasındaki motif ne olursa olsun, Gazze’ye uygulanan ablukanın dünya gündemine girmesi son derece olumlu. İsrail gibi kibirli ve saldırgan bir devletin karizmasının yerle bir edilmesi de mükemmel bir sonuç. Keşke bu iş kimsenin burnu kanamadan olsaydı. Ancak, can kayıpları İHH ekibini üzmemiş görünüyor. Kimse ağlamıyor, yakınmıyor. Aksine, şehitlik mertebesine ulaşanlara gıpta ediliyor. ‘Keşke’ deniyor, ben de ölseydim… Ne diyeyim, gazanız mübarek olsun! Ancak, hükümetin İslamcı hassasiyetleri koçbaşı gibi kullanarak kendine Ortadoğu’da yer açmasını onaylamam mümkün değil.
Yumuşak güç-sert güç
İHH eylemi, açık şiddet kullanmadan dünyanın askeri açıdan en güçlü devletlerinden birinin nasıl aciz duruma düşürülebileceğinin son derece başarılı bir örneğini verirken, aynı saatlerde, büyük ihtimalle PKK’ya bağlı ya da onunla işbirliği içindeki bir grup, İskenderun’da nöbet değiştiren askerleri öldürerek, aklınca Hükümete ve devlete Kürt taleplerini, PKK siyasasını, Kürt gücünü hatırlatmayı hedefledi ama sadece, Kürtlere duyulan sempatiyi ve empatiyi azalttı, PKK siyasasının demodeliğini ve tıkanmışlığını gösterdi, PKK’nın zaten çok sorunlu olan imajını çökertti. Bu konuya önümüzdeki hafta daha geniş yer vereceğim ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Gerek El-Kaide gibi şiddetten başka yol bilmeyen İslamcı örgütlerin, gerekse PKK gibi şiddeti merkeze yerleştirmiş seküler örgütlerin, İHH’nın bu son eyleminden alacağı sayısız ders var. Günün moda deyimiyle söylersek, bu olay, “soft power”ın (yumuşak güç) “hard power”a (sert güç) karşı üstünlüğünü tartışmasız biçimde ortaya çıkardı.
Çifte standartlar
Ancak İsrail’in zorbalığına tepki gösteren sıradan insanların, aydınların, Başbakan’ın ve devlet adamlarının kullandıkları dilin içerdiği anti-semitik tonlama gerçekten endişe verici. Elbette, çağımızda artık kimse açık açık Yahudi düşmanlığı yapmaya cesaret edemiyor. Bu konuda belli normlar oluştu. Bu yüzden de, Yahudilikle ilgili olumsuz duygular başka kılıfların içinde dolaşıma sokuluyor. En uygun kılıf da İsrail’in kaba devlet politikaları. Ama bu olayda göze batan şeyler var. Örneğin, eğer konu Gazze’ye uygulanan İsrail ablukasıysa, Gazze’ye en az İsrail kadar katı abluka uygulayan Mısır’a neden benzer bir tepki verilmediğini sormak hakkımız değil mi?
Gazetelerimiz pek yazmadığı için çok az kişi biliyor ama Arap milliyetçiliğinin amiral gemisi Mısır, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı yıllardır kapalı tutmakla yetinmiyor, ABD’nin de yardımıyla, Gazze’nin dış dünyayla tek bağlantısı olan yeraltı tünellerini kapatmak için, yerin 20 metre altına uzanan çelik bariyerler inşa ediyor. İslam âlimi Yusuf Kardavi, bariyer inşası için “haram” fetvası verirken, El-Ezher Şeyhi Tantavi, Hüsnü Mübarek hükümetinin politikasına “helal” fetvasını yapıştırmıştı. Fetva savaşı sürerken, 2010 yılının ocak ayında yine İslami duyarlılıklarla kotarılmış olan “Yol Açık Konvoyu” Mısır kuvvetleri tarafından engellenmiş, hatta ölümlü olaylar yaşanmıştı. Ama Türkiye’de ne İslamcı kesimler, ne de hükümet, İsrail’e gösterdikleri tepkinin binde birini bile Mısır’a göstermişlerdi.
İmam-cemaat ilişkisi
Aklıma başka sorular da geliyor. İslamcı çevreler, 1987-1989 yılları arasında, Enfal operasyonları sırasında yüz binlerce Müslüman Kürt katledilirken, 1990’lardan 2000’lere kadar Güneydoğu Anadolu’da on binlerce kişi faili meçhullere kurban giderken, 2003’ten beri Irak’ta Sünnilerle Şiiler birbirini boğazlarken, daha birkaç yıl önce Darfur’da yüz binlerce Müslüman Afrikalı, yine Müslüman Araplarca katledilirken neden böyle hassas değillerdi? Diyelim ki, çifte standart yok, sadece geç algılama var, şaşı bakma var, az duyma var, ama başta Başbakan Erdoğan olmak üzere kamuoyu yapıcılarının İsrail’e karşı kullandıkları aşırı sert dilin içerdiği mesajları, sıradan insanların doğru yorumlayarak, olumsuz duygularını Yahudilerden İsrail yönetimine veya Siyonist politikalara yönlendirebileceğini mi düşünüyoruz? Bunun kolay olmadığını biraz dolaylı bir örnekle anlatmaya çalışayım: Hatırlarsanız gazetemiz yazarlarından Hilâl Kaplan, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın eşcinselliği “hastalık” olarak nitelemesi üzerine yazdığı yazıda konuya ‘hastalık’ gibi Batılı bir terminoloji ile yaklaşmanın doğru olmadığını çünkü İslam hukukuna göre eşcinselliğin günah ve sapkınlık olduğunu, zinanın da eşcinselliğin bir veçhesi olduğunu belirtmiş ve Müslümanların bunlarla mücadele etmesinin doğru olduğunu söylemişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.