1983 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda Fatma Whitbread adında bir kadın ciritçi vardı. Oyunlar devam ederken kendisinin Kıbrıs Türkü olduğunu, ancak bir İngiliz aile tarafından çocuk yaşta evlat edinildiğini ve Londra’da büyüdüğünü öğrenmiştik. İlerleyen günlerde Kıbrıs’tayken bir Türk tarafından kendisine tecavüz edildiğini de yazdı gazeteler. Şampiyona sonunda da “Kendimi Türk saymıyorum” deyince bizim büyük gazete fena bozuldu kızcağıza.
Kafamı gazeteden kaldırıp düşünmüştüm. Kıbrıs Türkü, ailesi tarafından terk edilmiş, tecavüze uğramış, bir İngiliz aile tarafından evlat edinilmiş ve orada aldığı eğitimle Dünya çapında bir sporcu olmuş. Son derece normal değil miydi böyle düşünmesi? Kızmaya hakkımız var mıydı ona? Henüz lise çağındaydım, herkesin geçtiği eğitim sisteminden geçmiştim ama büyük gazeteyi okuyup küfrü basmıyordum. Acaba bende mi bir anormallik vardı?
Yıllar geçti. Üç yanı deniz, dört yanı düşmanla çevrili cennet(!) vatanımızın bakamayıp gurbet ellere yolladığı çocukları oralarda üçüncü nesle ulaştılar. Bu çocuklar normal olarak futbol da oynamaya ve büyük takımlarda kendilerini göstermeye başladılar. İlk aklımıza gelenler Erhan Önal, İlyas Tüfekçi, Erdal Keser ve Uğur Tütüneker gibi isimler. Sonraları başkaları da onları takip ettiler. Yetişmiş oyuncu sıkıntısı çeken Türk futbolu bu hazır oyunculara can simidi gibi sarıldı. Milli takımda oynarken sonraları kulüp takımlarımıza da transfer oldular ve Avrupa sahalarında önemli başarılara da imza attılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.