Önce biraz gerilere gidelim: 1983-83 sezonu, bahar ayları. Üç takım, yani Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor nefes nefese şampiyonluk yarışında. Trabzon’da Trabzonspor ve Galatasaray lig maçı oynuyor ve Trabzon 2-0 kazanıyor. Ben İstanbul’da yaşıyor ve düzenli olarak Hürriyet gazetesi okuyorum. Ertesi günü heyecanla gazeteyi elime alıyor ve spor sayfasını açıyorum. Hiç unutmuyorum, manşet şu: G. Saray’a bir darbe daha.
Şaşkınlıktan donakalıyorum. Bir şampiyonluk adayı diğerini yenmiş, büyük gazete yenileni manşet yapıyor. Sanki galip gelenin de yarışla hiç alakası yok, gereksiz yere tekere çomak sokmuş. Aradan zaman geçiyor, tatilde memleketim Trabzon’a gidiyorum. Birkaç gün sonra evin bir köşesinde gazete parçası görüyorum, üzerinde koca bir manşet gözüme çarpıyor. Bakıyorum, Hürriyet gazetesi! Okuyorum: Trabzon geliyor, Trabzon...
Sürekli aldığım ve okuduğum gazete, ne zaman çıktı bu haber? Alıp inceleyince
görüyorum ki, şu bizim maçın ertesi günkü nüshası ve Trabzon baskısı... Yani İstanbul’da öyle, Trabzon’da böyle... Allak bullak oluyorum. Takip eden ay ve yıllarda sayısız icraatını görüyorum ve giderek kopuyorum büyük gazeteden.
Ülkede takkenin düşüp kelin görünmesi hayli zaman alıyor. Örneklerle kafa şişirmeyelim. 28 Şubatlar, kaosa kalkan eller, Ergenekonlar ve en son şike operasyonu. Büyük gazetenin çizgisi ve olup bitenler karşısındaki tavrı değişmiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.