Siz bu yazıyı okuduğunuz saatlerde Türkiye Milli Takımı’nın 2012 Avrupa Şampiyonası’na gidip gitmeyeceği belli olacak. Aslında bizimki spiker ihtiyatı. Hani son dakikaları oynanan bir maçta takımların biri açık farkla öndeyse, bizim spiker “filan takım maçı kazanmak üzere, büyük bir sürpriz olmazsa...” filan der ya mağlup takımın taraftarını rencide etmemek için... Bizim öyle bir amacımız yok ama onlardan alışkanlık ettik işte.
Milli Takım bizde milli bir sorundur. Daha doğrusu, “milli sorun”un yeşil saha ve civarına yansımasıdır. Çarpık milliyetçilik anlayışımız, hayatın her alanına yansıdığı gibi futbola da yansımıştır ister istemez. Kimsenin net bir sayı veremediği kadar etnik grubun yaşadığı bir coğrafyada herkes kendini muğlâk Türk tanımının içine koyar, olumsuzluk hallerinde sorumluluğu diğer bir gruba ya da gruplara yükler, kendi grubunu sıyırır işin içinden. Böylece hiçbir ciddi sorun çözülmeyip kangren haline geldiği gibi üstüne yeni sorunlar da eklenir.
Milli Takım’ın da iyi günlerinde başarıya herkes sahip çıkar, başarısızlık halinde sorumlu, takımda yer alan “diğer” takımların futbolcularıdır. Teknik direktör de bizim takım kökenliyse masumdur, başka bir takımdansa en büyük suçludur. Yabancıysa zaten tükürük hokkasıdır, bir anda futbol cahili ilan edilir, dünyanın en büyük kariyerine sahip hocası bile olsa ahır küreğiyle kovalanmaktan kurtulamaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.