Yolun yarısında dokuz puan geriye düşen Fenerbahçe kendi tarzına aykırı bir hareket planı izliyor. Bunun neticesi diye kestirip atamayız belki ama, dokuz puanlık fark iki haftada dörde indi.
Bildiğimiz Fenerbahçe eserdi; hakemleri ve rakipleri hedef alan yönetici demeçlerinden geçilmezdi, Aykut Kocaman zinhar orada duramazdı, Ronaldinho başta, dört yabancı gelir, beş oyuncu gönderilirdi. Ama öyle yapmıyor artık Fenerbahçe. Bu tavrı Demirören’in önderliğinde, Beşiktaş’ta görüyoruz daha ziyade.
Güçlü olduğu varsayılan kadrosuyla 14 puan geride kalan siyah-beyazlılar üç yeni kalburüstü isim ve zaruri bir “17’de 17” gayesiyle girdiler ikinci devreye. Beş gollü Buca galibiyeti bu hayale bir realizm de kazandırdı. Ama işte ikinci hafta, İstanbul Belediye Schuster’in “pasif” diye adlandırdığı başka bir realiteyi hatırlattı. Pasif Belediye çözülmedi, 10 kornere maruz kaldı, kazandığı tek kornerde Cenk’e yine “unutmak” zorunda kalacağı bir gol attı. İkinci yarıda kontrataklarla sonuca gitti; ve farkı kaçırdı. Abdullah Avcı da Shuster’e mukabelesinde, Avrupa’da başarılar dileyerek verdi mesajını.
Fenerbahçe-Trabzon maçı, Fenerbahçe’nin bu ilkesel değişimiyle ayakta kaldığını gösteriyor. Uyum içinde hareket eden oturmuş bir kadro, enerjisi ve fizik kondisyonuyla da şampiyonluktaki en büyük rakibine üstünlük sağladı. Fakat dörde inen fark hâlâ Fenerbahçe için ciddi bir engel. Artık iki takımın fikstürleri birbirini bağlamıyor ve Trabzon düşüş sürecinden çıkarsa, kalan haftalarda en az Fenerbahçe kadar puan toplayabilecek kaliteye sahip.
Peki, bu düşüş süreci kalıcı olur mu? Kenetlenmiş takım havası dağılıyor mu? İlk yarıdaki özgüven nerede? Burak’ın protesto edilmesi önemli.
Yazının devamını okumak için tıklayın.