Futbolu diğer oyunlardan farklı kılan özelliklerden biri, maçın başladığı gibi bitebilmesi. Başlangıç skoru olan 0-0 çoğunlukla iki taraftan biri için, maçın neticesi olarak da cazip bir skor, diğeri için ise değil. Ve futbol, skoru değiştirmek için acele eden takımlara pek de iyi davranmıyor son yıllarda.
Yine en şaşaalı kadroları kuran Galatasaray ve Beşiktaş tüm heveslerine rağmen dirençli rakiplerini açamadıkları gibi mağlup olmaktan da kurtulamadılar.
Galatasaray’ı yıllardır bir gel-git içinde görüyoruz. Cesaretli ve saldırgan bir kadro ve bir teknik direktör başlıyor sezona, sonunda üç ön liberolu muhafazakâr bir sistemle bitiriyor.
Hüsranla geçen birkaç sezondan sonra yine kadrosunu rengârenk yapılandırmış, Fatih Terim’i getirmiş, meydan okuyan bir Galatasaray... Yirmi beş dakikalık görüntü o minvalde, Galatasaray rakibini boğuyor. Fakat 25’ten sonra Abdullah Avcı’nın yörüngesine oturdu, yavaş yavaş silikleşti, eksik kalan her teşebbüs bir İBB kontrası olarak etkili olmaya başladı. Sonunda gol de geldi.
Terim riskleri arttırdı, ama ne kadar çırpınsa İBB’nin akademik oyununun içinde eriyip gitmekten kurtulamadı. Ve tipik bir 2-0’la, Fatih Terim de Abdullah Avcı’yla tanışmış oldu.
Beşiktaş’ı Eskişehir’de bekleyen senaryo da farklı değildi: Skoru bozacak kalibrede oyuncular savunmaya yardımcı olmayıp hücumda da uyumsuz bir tablo çizince, Beşiktaş’ı 25 dakikalık bir süre için olsun etkili göremedik. Quaresma, Simao, Almeida Eskişehirspor müdafaasının arasında kayboldu. Golü Eskişehir buldu. Beşiktaş bir şans golü bulup tam 45’te 1-1’i yakaladığı halde, yine 80 sonrası bir golle (Batuhan!) 2-1 kaybetti.
Bazı beraberlikler vardır, 5-0 kazanmaktan daha değerlidir
Eskişehir iyiydi, İBB daha iyiydi. Fakat bir de Manisaspor vardı. Trabzonspor’la müthiş bir rekabete giriştiler. Trabzon Manisa’nın da açık oynaması sayesinde golü buldu. Promise’nin atılmasıyla da şartlar tamamen Trabzon’un lehine döndü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.