Trabzonspor ortalama bir heves ve baskıyla Eskişehir’i aşamayacağını gördü, ikinci yarıda taraftarının temposuna yaklaştı. Bu da tabii gelgitlerle dolu bir maça sebep oldu. Gol çıkmadı lakin. Maçın uzatma dakikalarından bir sahne: Eskişehir’de Pele kaleciyle karşı karşıya kalıyor, vuruşunu Akın çıkarıyor ama top başka bir Eskişehirli’nin önüne düşüyor; Akın yerden kalkıp onun şutunu da çıkarıyor. Pozisyonun dönüşünde: Yattara yerden kesiyor, Selçuk topukla kaldırıyor; Egemen aşırtma bir kafa vuruşuyla köşeyi görüyor üst direkten dönen topa Jaja uçan voleye yatıyor; top çizgideki savunma oyuncusuna çarpıp, hareketsiz kalan Ivesa’nın kucağında sönüyor...
Bu final, Trabzon’un bir yıldızlar topluluğu olduğunu çok açık gösteriyor; kalecisinden başlayarak, topa değen her Trabzonlu “ekstra” bir numara sergiliyor.
Aslında, Eskişehir’in kaçırdığı gol Trabzon’un teslim ânı olmalıydı. Bu işin kuralı, artık savunma tertibatını da son dakika hatırına yanına alıp “beraberlik yetmiyor” büyüklenmesine yatarsan, ya atarsın, ya yersin. Ama yemek için bir de “atan” bulmak lazım. Nerede o kabiliyet!
Bunun bir benzeri 1-1’lik Kasımpaşa-Gençlerbirliği maçında yaşandı. Eti ne budu ne Kasımpaşa’nın beraberliğe burun kıvırdığı dakikalarda Billy the Mehmet o fırsatı yakaladı. Bir hüner gösteremedi.
Disipliniyle meşhur Kayseri’yle, disiplinli olmaya özenen Galatasaray’ın maçının tamamı, her nasılsa, Trabzon maçının 90 artıları ruh halinde geçti. Bu savrukluk Galatasaray cephesinde “iyi oyun” diye tescil edildi. “Her nasılsa”yı açmak bana kalsa, bunu iki takımın böyle bir eşleşmedeki yeni konumlarına (favorinin Kayseri olmasına meselâ) alışamamalarına bağlarım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.