Fenerbahçe-Galatasaray derbisi, tarihî niteliğiyle haftanın kalp ritmini yükselten maçı olsa da kabul edelim, Kayseri-Beşiktaş maçının rütbesi daha yüksekti. Yine kabul edelim, Gençlerbirliği-Trabzon maçı daha etkileyiciydi, Ankaragücü-Bursa maçı daha eğlenceliydi.
Şimdi, İstanbul paşalarının en müspeti üçüncülüğe çıkabilmek için üç puan fark kapatmak durumunda! Hele Galatasaray’la Beşiktaş... Onların derdi ne? Beşiktaş, Quaresma’yı mı arıyor? Sanmıyorum. Haftalardır Hakan Arıkan’dan mustaripti, Bu hafta Rüştü de derman olmadı. Guti, Fatih Tekke oyuna dâhil oldular ama Kayserispor’un gol beceriksizliğine duacı olacakları 1-0’lık bir yenilgiden kaçamadılar.
Ya Galatasaray? Beşiktaş’ın da altında, sekizinci sırada kalan sarı-kırmızılılar derbide çok beğenilmiş. Evet, bir devre, yeni dizilişine bir önlemi olmayan Fenerbahçe’yi iyi sıkıştırdılar. Sonra 10 kişiyle iyi kapanıp iyi bir puan aldılar. İkinci devre, 80’li yıllarda Manchester deplasmanına giden bir Türk takımının nostaljisini yaşattılar. Ama Hagi’nin bir günahı yok, kadrosu bu. Kadıköy’den ilk defa puan çıkarmak da Galatasaray’ın en kötü haline denk gelmese, zaten derbinin kurallarına halel gelirdi.
Bu üçlünün iyisi Fenerbahçe kendi klasmanında açık ara lider olduğu halde Aykut Kocaman’ın medya tarafından işgal ettiği mevkie yakıştırılmadığı hemen ortaya çıkıyor. Ağırlıkla, “büyük maç kazanamadığı” vurgulandı. Bu şunu gösteriyor: Son haftalardaki başarısına rağmen hiç kredisi yok. Oysa Fenerbahçe’nin son beş haftada üç galibiyet aldığı ve iki derbiden puanla çıktığı da altı çizilecek bir şey olabilirdi. Yani ona yaklaşım aşağı yukarı şöyle: Her kazandığı maçta bir kredi alacaksa, verdiği her puanda üç kredi kaybedecek.
Yazının devamını okumak için tıklayın.