Marka değeri denen balon bütün beylik laflarımız, düzmece iyimserliklerimiz arasında fena patladı bu hafta. Sırf gözü önünde yeniliyor diye kendi takımını protesto etmek için hiç saygı duymadan rakibini alkışlayan bir taraftar zihniyetini centilmenlik sanıp alkışlayageldiğimiz için de, neden böyle olmaktadır, bir türlü anlayamayız.
Diyarbakır’da yaşanan olaylar, yaşandığı zaman çok ayıplanmakla birlikte, yaşansın diye kaşınan olaylar değil midir? Bir özürle yetinip durumu düzeltmeye razı olabilirler diye “özür” bile dilemeyerek... Fanatizmi besleyerek... Özre razı olanları, olmayanların arasında daima azınlık tutarak... Çünkü Diyarbakır’daki taşlı dehşeti şaşkınlık içerisinde ötekileştiren “biz”, Manisa’da yine “atılan maddeyle” yaralanan Özden’e tribünden “Oh! Oh!” çeken biz değiliz. Üstünde durmayacak kadar biz değiliz. Şiddet bizim özümüzde yok, hep dışarıdan, hep başkasından. Biz meşgulüz; çok kıymetli ligimizde, hakem hata yapabilir mi, yapamaz mı, bunun felsef� açıklamasını bulmaya çabalıyoruz.
Olayların Diyarbakırspor’a bir hayrı olmayacağı kesin. Bilakis, intikam duygusuyla saldırdıkları Bursaspor’a şampiyonluk yolunda müthiş bir hediye verdiler. Saha kapatmaların yanı sıra hükmen yenilgi görünüyor ki, bu hem kendi takımlarının küme mücadelesinde işini zora sokuyor, hem de Bursaspor’u gizli lider yapıyor. Zira Galatasaray, belalısı Eskişehir’e yine yenildi.
Bursa’yla Beşiktaş haftayı oynamadan geçirince, Galatasaray pazartesiye atılınca, haftasonu maç kıtlığı yaşadık, oynanandan da keyif almadık zaten.
Yazının devamını okumak için tıklayın.