
Penaltı atışının golcü açısından klişe bir tasviri vardır: kale küçüldükçe küçülür, kaleci büyüdükçe büyür. Galatasaray takımı, Fenerbahçe maçlarına hep bu psikolojiyle çıkıyor sanki. Arzusu, hevesi, coşkusu, endişesi, paniğiyle duygusal bir insan evladı. Fenerbahçe ise “serin” bir karakter.
Bu halin bir sonucu, gol kolay yenen, zor atılan bir şey haline geliyor. Galatasaray ilk golü bulduğu halde ikincisi için her türlü mücadeleyi verirken, soğukkanlı Fenerbahçe hiç kendini bozmadan maçı 2-1 kazanmayı başardı. Şansı da yaver gitti, gitmedi değil. Ama sanki şansın dahi yanında olacağına dair elinde bir belge varmış gibi, yenik durum paniği yaşamadan, sakin sakin maçı aldı.
Öbür tarafta, Gençlerbirliği karşısında benzer dakikalarda geri düşen ve aynı skorla maçı kurtaran Trabzonspor’un bunu başarmak için verdiği kavga, mücadele bambaşkaydı. 100. gol lanetiyle boğuşan Umut’la, her türlü engeli zorlanmadan aşan Fenerbahçe’ye rakip olma gayreti içindeki telaşlı Trabzonspor arasında anlamlı bir benzerlik var. Neticede, Manisa’da olduğu gibi, bu maçta da Trabzonspor’u son dakikada hedefine ulaştıran, takımın en “serin” oyuncusu Alenzinho oldu.
Bursaspor kendi sahasında dostu Ankaragücü’ne de takılınca -üst üste üçüncü beraberlik- üsttekilerle fark 9 puana çıktı. Bunun diğer tarafı, aşağıyla da 5 puana düştü. Isırmayan futboluyla Bursa yavaş yavaş şampiyon etiketini unutturmaya başladı. Artık sezonun başlarında olduğu gibi, rakipleri ürkek çıkmıyorlar Bursa’nın karşısına. Ve bu kadar az üreten bir takımda Miller’a da yazık oluyor sanki.
Yazının devamını okumak için tıklayın.