Dikkat ettiniz mi, çok garip bir yılı geride bıraktık.
Türkiye’de demokratikleşmeye devam etme umutları, seçimler ve PKK ile görüşmeler çerçevesinde başlayan bir yıl, giderek otoriterleşen; seçimlerden başkanlık sistemine geçecek çoğunluğu alamadan çıktığı için olacak, kazandığı zaferi bile tam beğenemeyen asık yüzlü bir iktidarın porselen dükkânında bir fil gibi hareket etmeye başladığı; ülkede savaşı bitirmek için görüşülmesi gerekenlerin nerdeyse topunun hapse tıkıldığı, önemli bir diğerinin de tamamen izole edildiği bir döneme dönüştü.
Türkiye, Başbakan’ın daha 2010 sonunda sertleşmeye başlayan tonuna rağmen umudunu yitirmeyenlerin bile artık “bu kadar da olmaz” demeye başladığı bir ortama geldi.
Buna karşılık, yalakaların gürültüsü dayanılmaz düzeyde.
AKP’den o kadar şikâyet eden askerler bile, bugün onun politikalarından rahatsız olmak bir yana, neredeyse alkışlayacak.
Öte yandan, dış dünyada da tozpembe rüyalarla başlayan halk ayaklanmaları, her devrimin yaşadığı aşamaları yaşıyor.
Arap ülkelerinde devrimi yapan facebookçu gençler, politika yapmayı bilenlerin ayak oyunları karşısında ne yapacağını şaşırmış, büyük ölçüde çaresizlik içinde olanları izliyor.
Türkiye’nin “sıfır sorun politikası”nın ise yerini “her yerde büyük sorun politikası”na bıraktığını sağır sultan bile duydu.
Öyle ya, Suriye’yle vizeler yeni kalkmış ve ticaret tam canlanırken, ülkenin demokratları oyun yaptı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.