Avrupa Topluluğu, adını Avrupa Birliği’ne çevirdiğinden beri bu bölgedeki çoğu siyasi tartışmanın temelinde çok ilkesel çelişkiler yatar oldu.
Avrupa Birliği ulus-devletleri aşıp, “uluslarüstü”, “kültürlerüstü”, “dinlerüstü” nitelikte daha büyük bir siyasi birime (devlete) mi dönüşecek?
Yoksa ulus-devletlerin, kendi iç mekanizmalarından hiçbir taviz vermeden politikalarını sadece koordine ettiği, ama tek tek ulus-devletlerde işler tıkandığında iktidarların arzu ettiği politikaları yürütmelerine bahane oluşturacak bir platform mu olacak?
Son şıkkı savunanlar genellikle Avrupa uluslarının milliyetçi, muhafazakâr, neoliberal unsurları ve AB’nin sadece Hıristiyanları yan yana getiren bir cephe olmasını arzu edenler.
Bu ilkesel ve çok felsefi, güncel yaşamla ilgisiz gibi görünen tartışma, siyasi ve ekonomik kriz dönemlerinde ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.
Bugün de bunlardan birine tanık oluyoruz.
Tüm dünyayı saran ve ekonomik krize dönüşen mali kriz, AB’deki birçok ülkenin ortak parası olan avroyu da sarstı. Her AB ülkesi krize girdi, ama komşu Yunanistan’da olduğu gibi, bazıları iflasın eşiğine geldi.
Yunanistan iflas ederse avro daha da istikrar kaybedeceğinden, Atina’daki sorunun nasıl çözüleceği hakkında fikir yürütmeye bir kere başlanınca da gerisi çorap söküğü gibi geldi.
Son kavga Almanya ile Fransa arasında. Aslında Fransızlar yalnızca, Almanya dışında herkesin katıldığı bir düşünceyi açıkça dillendiriyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.