Ben göçebe ruhluyum.
Bir yerde çok uzun kaldığımda başka yerlerde bir şeyler kaçırdığım duygusuna kapılıyorum.
O zaman da yer değiştirmek şart oluyor.
Bu yer değiştirme kararı her zaman gerçekten yeni şeyler öğrenmek ve bu şekilde yeni perspektifler kazanmakla sonuçlanmıyor.
Ancak çoğu zaman hayal kırklığı yaşamıyorum.
Bu da benim göçebe ruhumu besliyor.
Yine o gün geliyor.
‘Uzak Batı’ köşesine bu adı vermeye karar verdiğim günlerde ABD’de çalışıyordum.
Bush döneminin son yıllarını, nefes kesen bir seçim süreciyle Başkan seçilen Obama’nın ilk aylarını bu köşeden yansıtmaya çalıştım.
Sonra, uzun yıllar yaşadığım Berlin’e döndüm.
24 Eylül 2009 günü bu köşede şöyle yazmışım:
“Soğuk Savaş’ın bitimiyle dünyanın en önemli başkenti olan ve sekiz yıllık Bush çılgınlığına ve ekonomik krize rağmen hâlâ ‘dünyanın başkenti’ denebilecek Washington’da çalışmanın deneyimi, bundan sonra da bana çok yardımcı olacak.
Sadece ABD’yi tanımak değil, beni zenginleştiren.
İnsan dünyada bir kentten bir kente, bir ülkeden bir ülkeye, bir kıtadan bir kıtaya yer değiştirince, ister istemez bildiği yerleri yeni mekânıyla kıyaslıyor.”
Gelecek hafta bir kez daha yeni bir kente, yeni bir ülkeye, yeni bir kıtaya geçiyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.