Yeşiller Partisi’ne yakın Heinrich Böll Vakfı geçtiğimiz hafta Alman ve Pakistanlı gazetecileri Lahor’da biraraya getirdi.
Son yıllarda sık yapılan bu tür toplantıların amacı, çatışmalı bölgelerde şu ya da bu ölçüde taraf olduğu düşünülen ülkelerin medya mensuplarının karşı tarafın düşünce biçimini, içinde bulunduğu koşulları ve sorunlara yaklaşımını anlamasını sağlamak.
21. yüzyılda savaşların, çatışmaların katlanarak artmaması için düşünülen, kriz yatıştırıcı bir önlem bu.
Medya toplumlarında yaşadığımızı da gözönünde bulundurarak, medyayı çatışmaları körükleyen değil, yatıştıran bir araç olarak devreye sokma çabası.
En azından Pakistan’daki toplantı oldukça yararlı oldu.
Lahor’daki bütün buluşmaların temelinde, “11 Eylül ile başlayan süreci karşı tarafın nasıl değerlendirdiğini anlama arzusu” yatıyordu.
Bu çerçevede biri Pakistanlı, diğeri Alman iki meslektaşımız, kendi ülkelerinde karşı tarafın imajının ne olduğunu açıklamayı hedefleyen birer sunum yaptı.
İlginçtir ki, Alman meslektaşımız Pakistan’ın Batı ülkelerindeki imajını yansıtırken, Pakistanlı gazeteci bir bütün olarak Batı’nın Müslüman dünyasında nasıl algılandığını anlatmaya yöneldi.
Aslında bu fark bile yaşadığımız sorunların ciddi bir kısmını açıklamaya yardımcı oluyor.
Sorunu, doğrudan sorunun yaşandığı bölgeye bakarak olsun, çatışan tarafları genel bloklar şeklinde kavrayarak açıklamak olsun, bu iki yaklaşım aynı madalyonun iki yüzünü oluşturuyor ama iletişim kurulamıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.