Üç gün sonra tam beş yıl dolacak.
19 Ocak 2007’de Türkiye’nin karanlık, fakat güçlü çeteleri Hrant Dink’i kurşunladı.
Onu susturunca, Ermenilere 1915’te yapılanların konuşulmasını, ülkede artık düşünce özgürlüğünün, demokrasinin ve her şeyden önemlisi adaletin yerleşmesini arzulayanları da susturacaklarını sandılar.
Öyle sandılar, çünkü o güne kadar hep öyle olmuştu.
Bu kez yanıldılar.
Hrant Dink’in yaktığı kıvılcım ufaktı.
Ama etkisi büyük oldu.
O “soykırım” bile demeden Türkiye’ye soykırımı tartıştırmaya başladı.
Tüm Ermeniler gibi o da soykırım kurbanıydı.
Birçok Ermeni gibi o da adını değiştirip, Türkçe “Fırat” ismini almaya zorlandı.
Her Ermeni gibi, yaşamının her ânında dikkatli olmak zorunda kaldı.
Fakat kin kusmaya her türlü hakkı olduğu halde öyle yapmadı.
Düşüncelerine karşı çıkanların çoğunun aksine çağdaşça ve büyük bir sabırla tartıştı.
Türklere düşman değil dost olduğunu itiraz edilemeyecek şekilde ortaya koydu.
Bu şekilde bu ülkeye, Türklerin çoğundan daha büyük katkıda bulundu.
Öldürüldüğü gün kendiliğinden sokaklara akan onbinlerce insan, Hrant Dink’in yaktığı kıvılcımın bir ateş tutuşturduğunu kanıtladı.
Türkiye’yi yangın yerine çevirecek bir ateş değil bu.
Eğer zorla söndürülmezse bu ülkeyi bir adım daha ileriye taşıyacak; Türk’üyle, Ermeni’siyle, Kürt’üyle, Rum’uyla insanlarını nihayet birbiriyle barıştıracak, aydınlatan bir ateş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.