Sanki bir düğmeye basıldı.
Başbakan Erdoğan, “Etnik unsurları düşmanlık nedeni görmedik, bir zenginlik olarak görüyoruz” diyor.
Yardımcısı Bekir Bozdağ, “tüm yasalardan anti-demokratik hükümleri kaldıracaklarını” söylüyor.
İki yıldır “eskiye dönüş” sinyali veren hükümet yine “demokrasi yolundayız” söylemine geçmeye çalışıyor gibi.
Ama artık 2002-2003 yıllarında değiliz.
Köprünün altından çok su aktı.
Bu lafların sahiplerini de epeyce tanıdık.
Bu yüzden, affedin, yoğurdu üfleyerek yiyeceğiz.
“Ayinesi iştir kişinin” derler.
Söylenen bu sözler güzel ama yapılanlar da ortada.
İlk yılların çok olumlu çalışmaları artık bitti.
Örneğin Bozdağ, BDP’yi, Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan çekilmeyi düşündüğü için eleştirirken, o partinin yeni anayasa çalışmalarında önemli rol oynayan Prof. Büşra Ersanlı KCK Davası’ndan tutuklandı.
Aynı davadan, yayıncı Ragıp Zarakolu da hapiste.
Hükümete yakın medya, üzerlerinde bulunan belgelerin kanıt olduğunu öne sürüyor.
O belgelerin tam olarak ne olduğu zaten tartışmalı.
Adı geçen basının alıntı yaptığı bölümlerin bir yargılamaya yetmeyeceği görülüyor ama kimin yaptığı belirsiz yorumlar, tutukluları kuşkulu duruma düşürmeye hizmet ediyor.
Ben hukukçu değilim ama şu kadarını biliyorum:
Demokrasilerde, ne olduğu belirsiz belgeler değil, silahlar takip edilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.