Bu hafta bütün bu toz duman arasında, biri dışarıda diğeri içerde, çok önemli iki gelişme öne çıktı. Bu iki gelişme, aslında birbirinin içine geçerek adeta bir gordion düğümü olan sorunları ayrıştırıyor ve olası sonuçları da ortaya çıkartıyor. Birinci gelişme tabii ki K. Kore sorunu. İkinci gelişme de “içerde” generallerin açığa alınması ve bunu CHP’nin “sivil” darbe olarak değerlendirmesi. Bu iki önemli gelişmenin, tarihsel ve epistemolojik olarak, kökeni aynı. Yani 20. yüzyılın kucağımıza bıraktığı iki sorun bu. K. Kore gibi bir “şey” ile CHP gibi nasyonal-sosyalizmden korparatist devletçiliğe kadar birçok 20. yüzyıl musibetini bünyesinde barındıran zombi bir yapının amorf ideolojisinin ürettiği sorunların kökeni, bir anlamda, aynı aslında.
K. Kore özünde bir sorun olmaktan ziyade bir “sorunsal”. Yani tek başına süreci belirleyecek ve çözümü ile sürecin diğer sorunlarını çözme doğrultusundaki dinamikleri harekete geçirecek tarihsel bir problem K. Kore.
K. Kore’nin ABD Başkanlık seçimlerine yakın bir tarihte saldırması beklenen bir gelişme idi. Bu zamanlama, K. Kore’nin, sanıldığı gibi, hiç de yalıtılmış, yalnız bir ülke olmadığını anlatıyor bize.
Ben K. Kore’nin yalnız hareket ettiğini sanmıyorum. K. Kore, aslında 20. yüzyıldan kalma bir ülke. Yani tam da Bush’la birlikte iktidardan düşen ve ilk sırayı bilgi teknolojilerine bırakan silah, petrokimya gibi eski kontrol sanayilerini ayakta tutan bir devlet K. Kore. İşte bu devlet ve bu devletin silahlanmaya dayalı ekonomisi, Obama’nın işbaşına gelmesiyle telaşa kapılan silah sanayiine dayanıyor ve hem silah sanayiini besliyor hem de ondan besleniyor.
Bu cümleden olmak üzere, K.
Yazının devamını okumak için tıklayın.