Artık 21. yüzyılı tartışmaya başlayabiliriz. Bütün bu yaşadıklarımız elimizdeki kavramları yeniden sorgulanmasını ve tanımlanmasını gerektiriyor. Bu tarihi süreç, küreselleşmenin neoliberal politik düzlemde olamayacağını ortaya çıkardı. Şimdi, en azından, elimizde bu var; ama bu da çok önemli bir olgu. Ulus-devletin şu an elimizin altındaki tüm yapıları ve uzlaşıları artık daha hızlı eriyecek. Yönetici devlet partileri, işveren sendikacılığı, kapitalist birliklere ve korporatist meslek örgütlerine dayalı siyasi temsil müessesi bu krizle birlikte bitiş sürecine girdi. Bu siyasi yapının tasfiye edilmesi, şüphesiz, ulusal ekonomilerin tam istihdam, istikrar, ekonomik büyüme ve sürdürülebilir ödemeler dengesi gibi resmi ulusal hedefleri artık yakalamalarının imkânsız hale gelmesiyle hızlanacak. Şimdi Amerikan ekonomisi nasıl varlıklarını naylon kâğıtlarla şişiren finans yapılarını tasfiye ediyorsa, çok yakın bir gelecekte, kapitalizmin başına bela olmaya başlayan ulusal ekonomiler de tasfiye edilecek. Bu gelişmenin siyasi sonuçları çok önemli. Geçen yazımızda ulus-devlet yapılanmasına bağlı olarak oluşturulan siyasi partilerin toplumsal ilişki çerçevesinden çıkarak hızla “şeyleşeceğini” söylemiştik. Bugün bunun işaretlerini görüyoruz; örneğin Avrupa’daki geleneksel sağ ve sol partiler kendilerine, döneme uygun, bir politik hat oluşturamıyorlar. Ve bu anlamda geleneksel tabanlarını kaybediyorlar. Avusturya seçimlerinde ırkçı partinin Sosyal Demokratlardan sonra en yüksek oyu alması bu gelişmeyi anlatıyor. Geleneksel yapılar hızla toplumsal ilişkilerin dışına doğru savruluyor ve şeyleşiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.