1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:46
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK 09.09.2008
Cemil Ertem
Bir yağma aracı olarak medya
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya Cemil Ertem - Bir yağma aracı olarak medya
Cemil Ertem köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Türkiye iktisat tarihini öğrenmek isteyenlerin, hangi dönemin ayrıntısına girmek isterlerse, o dönemin medyasının kimin elinde olduğuna ve ne yönde yayın yaptığına bakmaları gerekir. Bu anlamda bizdeki medya rekabeti aynı zamanda, egemenler arasındaki güç ve çıkar çatışmasıdır da. Ama Türkiye’de ilk defa bir Başbakan bir medya patronunun kendisine yasal olmayan bir “iş” teklif ettiğini açıklıyor. Demek ki bu “işler” şimdiye kadar başbakanlara teklif edildi ve oldu; İstanbul’un nasıl yağmalandığı, mesela Dolmabahçe Sarayı’nın arka bahçesine nasıl otel yapıldığı, gök kafes vb. bir sürü rezilliğin nasıl kotarıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye’de basın şimdiye kadar devletin güdümünde ve egemenliğinde olmuş; devlet o anki sermaye biçimlenişine ve birikimine göre medya gücünü, onu istediği gibi kullanacak “özel” sahiplerine devretmiştir. Türkiye’de medya gücünün devletin denetiminden hızla çıktığı bir dönemdeyiz şimdi. Yani medya, göreli de olsa, Batı’daki gibi devletin doğrudan denetimi dışında var olmaya başladı. Böyle olunca devletin “egemen” ama “saygın” bilinen en önemli yönlendirme araçlarından biri boşa çıkmış oluyor. Şimdi bu aracı, devlet adına, ellerinde bulunduranlar bunun şaşkınlığı içinde. “Nasıl olur; şimdiye kadar böyle olmuştu, artık olmayacak mı yani”; diye birbirlerine soruyorlar. Aslında bu şaşkınlık, “biz devletin kendisiydik nasıl oldu da şimdi içerdeyiz” diye etraflarına bakınan Ergenekoncular’ın şaşkınlığı ile aynı düzeyde.

Bundan sonra Türkiye’de medyanın devletin güdümünde doğrudan bir yağma aracı olması devri kapanıyor. Bu aslında tek parti döneminden kalma bir gelenekti. Mesela o dönemde gazete sahipleri ve önemli yazarlar aynı zamanda milletvekili idi. CHP’nin 1936 tarihli nizamnamesinde partili gazeteciler ve tabii ki diğerleri şöyle talimatlandırılıyor: “Sahibi partili olan gazete ve mecmuaların yazıları ve parti azaların neşriyatı, parti prensipleri bakımından göz önünde tutulur. Partililer (gazeteciler) gazetelerinde iç ve dış siyasetin ana hatları ile yüksek devlet menfaatlerine aykırı düşen yazıları neşredemezler” Şimdi Türkiye’de devlet partisi deyince yalnız CHP’yi anlamamak lazım; uzunca bir süre en sağından en soluna kadar tüm partiler devlet partisi işlevi ve görevi görmüşlerdir. Böyle olunca tek parti zamanındaki CHP’nin Ulus gazetesinin yerini daha sonra hangi gazetenin ve grubun aldığı biliniyor. Dün, Yıldıray Oğur 6-7 Eylül olaylarını Hürriyet arşivlerinde tarayan bir yazı yazdı. Bugün bir devlet kışkırtması olan bu olaylar için o zaman devletin hangi gazeteyi kullandığı açık değil mi? İşte devletin medya gücü, sahip değiştirse bile yayın politikası hiçbir zaman değişmemiştir. Ulus’un yazarları ile şimdi o grubun amiral gemisi gazetesinin yazarları aslında aynı adamlardır. Bu Türkiye’de sermaye birikimi ve buna bağlı zenginliğin yaratılması açısından çok önemli bir noktadır.

Türkiye’de devlet ekonominin bir unsuru değil, kendisi olmuştur uzunca bir süre.

Bu anlamda devletin bir rant oluşturmaya ve bu rantı yeniden dağıtması için başından beri “esaslı” bir yönlendirme aracına –yani medyaya- ihtiyacı vardı.

Medyayı da içine alan bu devletçilik üç ayağa oturur. Denetleme, rant dağıtma ve enflasyoncu finans ayağı. Denetleme ve rant dağıtma ayakları Osmanlı’dan beri devam eden müesseselerdir. Yani devlet elitleri kendi çıkarları ve refahları doğrultusunda ilk önce kaynakları ve üretimi denetliyor-yönlendiriyor sonra da elde edilen artığı bir rant olarak paylaşıyordu. Bu açıdan Osmanlı-Cumhuriyet bürokrasisi aslında devamlılık arz eder. 1950’den sonra yeni bir kardeş gelir. Enflasyoncu finans. İşte bu rant ve yağma alanları; ticaret, sonra sanayi burjuvazisi, devlet bürokrasisi, yarı-feodal unsurlar arasında paylaşıldı.

Bu paylaşım, her dönemde, çok hızlı ve “yeni” sebepsiz zenginleşme unsurları yarattı. Bu sebepsiz zenginleşenler arasında medya gücünü elinde bulunduranlar her zaman ilk sırada yer almıştır. Çünkü hızlı şehirleşme ve arazi spekülasyonu, medyaya çöreklenen ve devlet bürokrasisiyle işbirliği yapan yağmacı burjuvaların her zaman ilk hedefiydi.

Doksanlı yıllarda ise bu yağmacı medya burjuvalarının hedefi banka sistemi olmuştur.

1989 tarihi, Türkiye’de mali serbestleşmenin miladıdır. Bu tarihten sonra Türkiye’de iki şeyin sahibi olmak önemli sayılmıştır. Birincisi banka sahibi olmak, ikincisi bir TV ve gazete sahibi olmak. Şimdi bu yapı çözülüyor. Birçok “şey” gibi.

 

Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
  1. Kriz bitti! Dönüşüm başlıyor… - 01.09.2010
  2. ‘Temsilî demokrasi’ mi dediniz - 31.08.2010
  3. Şu ‘cemaat’ meselesi - 27.08.2010
  4. ‘Büyük tehlike’nin farkına varalım! - 25.08.2010
  5. Kim kimin arkasında, bilelim - 24.08.2010
  6. Neyin kolektif iradesi - 20.08.2010
  7. ‘İktisatçıların’ raporları ve Schacht çözümü üzerine - 18.08.2010
  8. ‘Halk kendi siyasetine sahip çıkıyor, artık dönüş yok’ - 17.08.2010
  9. ‘Çocuk, bunlar jandarma, polis partisidir!’ - 13.08.2010
  10. Bir felaket senaryosunun halkaları - 11.08.2010
  11. “Görünmez elin” yeni beyaz devrimi - 10.08.2010
  12. Kahverengi nasyonal sosyalist cephe - 06.08.2010
  13. ‘Ulusal Birlik Hükümeti’ öyle mi - 03.08.2010
  14. Bir dönem bitiyor işte - 30.07.2010
  15. Askerle ‘siyasi istikrar’ olmaz! - 27.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bir yağma aracı olarak medya - Cemil Ertem
03.09.2010 05:46:23