Türkiye iktisat tarihini öğrenmek isteyenlerin, hangi dönemin ayrıntısına girmek isterlerse, o dönemin medyasının kimin elinde olduğuna ve ne yönde yayın yaptığına bakmaları gerekir. Bu anlamda bizdeki medya rekabeti aynı zamanda, egemenler arasındaki güç ve çıkar çatışmasıdır da. Ama Türkiye’de ilk defa bir Başbakan bir medya patronunun kendisine yasal olmayan bir “iş” teklif ettiğini açıklıyor. Demek ki bu “işler” şimdiye kadar başbakanlara teklif edildi ve oldu; İstanbul’un nasıl yağmalandığı, mesela Dolmabahçe Sarayı’nın arka bahçesine nasıl otel yapıldığı, gök kafes vb. bir sürü rezilliğin nasıl kotarıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor.
Türkiye’de basın şimdiye kadar devletin güdümünde ve egemenliğinde olmuş; devlet o anki sermaye biçimlenişine ve birikimine göre medya gücünü, onu istediği gibi kullanacak “özel” sahiplerine devretmiştir. Türkiye’de medya gücünün devletin denetiminden hızla çıktığı bir dönemdeyiz şimdi. Yani medya, göreli de olsa, Batı’daki gibi devletin doğrudan denetimi dışında var olmaya başladı. Böyle olunca devletin “egemen” ama “saygın” bilinen en önemli yönlendirme araçlarından biri boşa çıkmış oluyor. Şimdi bu aracı, devlet adına, ellerinde bulunduranlar bunun şaşkınlığı içinde. “Nasıl olur; şimdiye kadar böyle olmuştu, artık olmayacak mı yani”; diye birbirlerine soruyorlar. Aslında bu şaşkınlık, “biz devletin kendisiydik nasıl oldu da şimdi içerdeyiz” diye etraflarına bakınan Ergenekoncular’ın şaşkınlığı ile aynı düzeyde.
Yazının devamını okumak için tıklayın.