Dün her şeyin suyun yüzüne çıktığı günlerden birini yaşadık. İşlerin buraya geleceğini eski Fed Başkanı Greenspan biliyordu. Çünkü Clinton döneminde atmaması gereken adımları attı. Bu adımların varacağı yer buydu. Ama Greenspan gibi, kapitalizmin yeni finansal yapısının işleyişini hem teorik hem de pratik olarak bilen birinin göz göre göre sonu finansal krizle bitecek adımları atması da aslında “kimsenin yapacağı bir şey yoktu”yu anlatıyor bize.
Bugünkü krizin kökleri, her ne kadar, 1973 krizine kadar gitse de, hem 1995-2000 arasındaki ABD ekonomisindeki gereksiz büyümeye hem de 2000-2004 arası büyüyen ekonomiyi soğutma ve durdurma adımlarına dayanır. 1995’te doların değerlenme sürecine girmesi gerekli miydi? Bu soru ve yanıtı bize bugünkü krizin nedenlerini verecektir. Evet, 1995’te doların değerlenmesi birçok açıdan gerekliydi. ABD,1973’te düşen kâr oranları ve kendini yenileyemeyen imalat sanayinin yeniden ayağa kalkması için 1985’te doları, Japon Yeni’ne ve Alman Markı’na karşı devalüe etti. Bu operasyon ABD’de imalat sanayi kârlılığını on yıl boyunca, yani 1995’e kadar, olağanüstü artırdı. Brenner, bu artışın yüzde yetmişleri bulduğunu yazar. Bu süreç iki önemli sonuca yol açtı; birincisi: ABD’de, mali olmayan kurumsal kârları en az yüzde 20 civarında artırdı. Ancak ABD ekonomisindeki bu sanal düzelme küresel ekonomiyi kesmedi; sanayi verimliliği düşerken Japon ve Avrupa ekonomileri giderek daralıyordu. Dolayısıyla ABD 1973 krizine göre kendisini düzeltmişti ama küresel durumlar hem Japonya’dan hem de Avrupa’dan kaynaklı olarak iyi değildi.
Bu durumun çok geçmeden bir bumerang gibi dönüp tekrar hegemonyanın sahibi ABD’yi vuracağını Greenspan gördü. Zaten küreselleşmenin ne demek olduğunu, ulusal pazara dayalı ekonomilerin artık bittiğini, hepimizden önce, gören oydu. “Japonya ve Avrupa batarsa altında yalnız ABD kalmaz, kapitalizm kalır” diyen ABD, 1985’te yaptığının tam tersini yaptı. Yani doların değerini yükseltti. 1995’te, yen kuru 79 dolara yükselmişti; ama bu Japonya’da yaşanılan felaketin en önemli nedenlerinden birisiydi. İşte tam burada ABD, Demokrat bir Başkanın ve Greenspan’ın yapmaması gereken her şeyi yapmaya başladı. Çünkü karşılıksız ama değerli dolar dönemi başlamıştı. İşte burada ikinci önemli sonuca geliyoruz: O da, ilkönce giderek şişen mali piyasalar sonra bütçe ve dış açıklarla örülü bir iktisadi-politik hattın ortaya çıkmasıdır. Bu, çok açık olarak neo-con iktidarı olacaktı.
Çünkü değerli dolar iki şekilde olur; birincisi ekonomik ve teknolojik üstünlük, ikincisi de siyasi üstünlük. 1995’ten sonra birincisi küresel kapitalizmin selameti için terk edildiğine göre, ikincisi devreye girecekti. Böylece Bush dönemi başladı. Bush döneminin asıl başlangıcı tabii ki, yukarıda anlattığımız, ters plaza durumudur. Yani doların revalüasyonunun olduğu 1995 yılı. Peki, Bush döneminin siyasi çıkışının başlangıcı olarak hangi tarihi seçersiniz; tabii ki 11 Eylül 2001. Bütün bu süreç Enronları, Freddie Macleri, Lehmanları yaratmıştır.
Ama bu dönem aynı zamanda, Irak’ı, Afganistan’ı, yeni Ortadoğu’yu ve nihayet Kafkas savaşını yarattı. Şimdi yaşadığımız ekonomik alt-üst oluşun siyasi görünümü de karşımızda bugün.
1995’te başlayan ve Greenspan’ın da artık çaresizce desteklediği ve şimdi batan ve el konulan banka sistemini yaratan “Borsa Keynesçiliği” artık bitiyor. Bunu nasıl anlatırız; mesela bu dönemde, yani 1995-2005 arası, ekonominin temelini oluşturan şirketler, finansmanlarını, faiz ve kâr payı ödemelerinden sonraki kârlarla finanse etmediler. Kökleri Reagan-Thatcher döneminde açığa çıkan özelleştirme fonlarına dayanan, 1995’ten sonra da ABD’nin karşılıksız dolarla daha da şişirdiği ama aynı zamanda “zehirlediği” bir nevi borsa Keynesçiliği ile ayakta kaldılar.
Şimdi bu dönem bitti. Bundan sonra ne olacak? Bu dönemde, aynı zamanda, özellikle ABD’de teknoloji katma değeri geometrik olarak sıçradı. Ancak bu sıçrama Bush iktidarının bir özelliği olarak arkada bırakıldı ve tam anlamıyla küreselleşemedi. Şimdi kapitalizmin yeni –belki de son- aşamasına girdiğimiz şu tarihlerde bu olgu –yani teknolojinin denetlenemez çıkışı- giderek öne çıkacak. Bu durumun siyasi bir irade ile birleşmesi tabii ki insanlık adına da bir yeni kapının açılması demektir. “Bitişler” yazılarına devam edeceğiz.